Su uyur, devlet uyumaz!

El ayak çekilip siz mışıl mışıl uyurken devletiniz 'sizin hayrınıza' onca ağacı yok edebilir ve siz olan biteni ancak uyandığınızda fark edersiniz.

Anlaşılan o ki ‘Yeni Türkiye’nin temel reflekslerinden biri bu olacak. Posta’nın dünkü o güzel manşetinde de vurguladığı gibi ‘Biz uyurken’ devlet gece karanlığında ilerleyecek ve icraatlarını gerçekleştirecek. Kötü olan şu: Biz bu filmi çok yakın bir zaman önce, ‘Gezi’de görmüştük. Sabaha karşı birtakım ‘görevliler’ sökün etmiş ve direnişçi gençlerin çadırlarını yakmıştı. Bu, gücün ‘karanlık’ tarafından gelen hamle, harekete başka bir derinlik ve direnç katmış, devlet eliyle gerçekleştirilen yakma eylemi Gezi’nin belki de şanlı tarihine büyük bir yön vermişti. Çünkü bu haksızlığa boyun eğmeyen kitleler, “Yeter artık” diyerek sokaklara dökülmüştü. ‘ODTÜ ormanı’na yönelik son katliam, kitleleri yeniden sokağa döker diye bir tezim yok elbet. Devlet, çadır yakma eyleminde suçu, ‘Küçüksünüz, yatar çıkarsınız’ mantığıyla ‘üç-beş zabıta’ya yıkmış ve her zaman olduğu gibi suyu bulandırarak suçu örtbas etmişti. Bu kez de aynısı olacak, ortada suç bile bulunmayacak. Ama şurası kesin ki vatandaşa artık yatağında bile huzur yok. Bundan böyle biliyoruz ki el ayak çekilip siz mışıl mışıl uyurken devletiniz ‘sizin hayrınıza’ ormanlara saldırabilir, onca ağacı yok edebilir ve siz bütün bu faaliyetin sonuçlarını ancak uyandığınızda fark edersiniz.

Bir ara kimi soruşturmalar kapsamında sabahın köründe evlere yapılan baskınlar ve gözaltına alınmalar tepki çekmiş, ardından bu tür hamleler için daha makul saatler aranıp bulunmuştu. Saat 05.00-06.00 arası gerçekleştirilen ‘Çadır yakma’ eylemlerinden sonra anlaşılan şimdi de yeni bir saat düzenine geçilmiş ve hamleler için daha da erken (başka deyişle geç, gece yarısı yani) zaman dilimleri seçilmiş. Ben yaşananları şöyle özetlemekten yanayım: ‘Su uyur, devlet uyumaz...’ Bir de gazeteci dostum Özcan Yüksek’in konuya ilişkin tweet’ini paylaşmak isterim: “Camiye ayakkabılarıyla girdiler yalanıyla, ormanlara ve parklara dozerler, ağaç koparma makineleri ve gazlarla girilen ülke neresi?”


YİRMİSEKİZ MEHMET ÇELEBİ’Yİ HATIRLATIRIM!

Gezi’ye olan öfke iç ve dış temsilciliklerde bitmek bilmiyor. Hareket ne kadar güçlüymüş ki bileşenleri gittikçe çoğalıyor, arkasındaki odaklar giderek daha bir kabarıyor. Bu konudaki son şahika da Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’den geldi. Rektörün ‘ak’ça pakça görüşü şu: “Gezi Parkı olayları, ikinci bir 31 Mart olayıdır. Orada hedef Sultan Abdülhamid Han’ı iktidardan indirmek ve Osmanlı devletini dağıtmak idi ve irticacılar çıkardı diye birinci Halk Partisi olan İttihat ve Terakki tarafından gerekçelendi. Bu ise dinsizler, PKK’lılar, sarhoşlar, faizciler ve CHP zihniyeti tarafından tertipleniyor. Yani dinsiz bir 31 Mart Olayı’dır.” Bitmedi, “Avrupalılar ve buna ilaveten Amerika ve İsrail. Avrupa şu anda, belki Gezi’deki serseriler muvaffak olur diye bayram yapıyor” diyen Akgündüz’ün salvolarından direniş bağlamında Aleviler, Ermeniler (Hay Allah, birden aklıma Rıza Kayaalp geldi) payını almış. Cumhuriyet’ten Yusuf Özkan’ın haberine göre rektörün tüm bu yaklaşımları Hollanda’yı karıştırmış, Başbakan Yardımcısı Lodewijk Ascher de Akgündüz’ün basına yansıyan görüşlerinin ‘Yenilir yutulur’ olmadığını söylemiş. Valla ne desem bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim: Bugünkü hükümet ısrarla Osmanlı’nın devamı olduğunu söylüyor. Lakin sanatta, bilimde, mimaride ve en nihayetinde diplomaside Osmanlı’nın tırnağı bile olamayacak hamlelere soyunuyor. 1720’de Osmanlı devletinde ilk defa olarak devamlı bir elçilik görevi ülke dışına çıkan devlet görevlisi olan ‘Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin hayatına ve yaptıklarına şöyle bir baksanız bile, meseleyi hemen kavrarsınız. Allah aşkına, bu rektör müdür bizi yaban ellerde temsil edecek kişi? Tabii “Ne var bunda, gerçek İslam bu” diyenleriniz de çıkabilir ama bütün bu görüşlere değil orada, burada da pek itibar edilmeyeceği, ‘demokrasi paketi’yle birlikte sıkça tartışma masasına sürülen ‘Nefret söylemi’ bağlamında ise söylenenlerin neredeyse hepsinin suç kapsamında ele alınacağı muhakkaktır. Ama ben Akgündüz’e en çok bir meslektaşı, müezzin Fuat Yıldırım hakkında ne düşündüğünü sormak isterdim. Onun vicdanını da mı dinsizler, PKK’lılar, sarhoşlar, faizciler ve CHP esir aldı?