scorecardresearch.com

Az çocuk büyük komplo mu?

30/05/2012
Çocuk sayısındaki düşüş o toplumdaki refah artışının en belirgin bir göstergesi.

Başbakan Erdoğan partisinin bir toplantısında kürtajı kastederek şunları söyledi: “Dün Birleşmiş Milletler’in bir toplantısında bir ifade kullandım, yine kullanıyorum. Ben sezaryenle doğuma karşı olan bir Başbakanım ve bunların planlı yapıldığından, özellikle planlı yapıldığını biliyorum. Bunun bu ülke nüfusunun artmaması için atılan adımlar olduğunu biliyorum. Bunun bir taraftan da kendilerine mali kaynak teşkil etmesi için atılan adımlar olduğunu biliyorum ve bununla bu ülkenin nüfusu bir yerde donduruluyor.”
Acaba ‘bizi yıkmak isteyen dış mihraklar’ın bir oyunu mu bu doğum kontrol yöntemleri ve araçları, kürtaj, sezaryen?
Dün Hürriyet’te İsmet Berkan da anımsattı İsveçli doktor Hans Rosling’e atıfta bulunarak. Rosling genel olarak şunu anlatıyor konuşmalarında: Din, dil, ırk, siyasal sistem fark etmiyor, temel etken kişi başına gelir arttıkça kadın başına çocuk sayısı azalıyor.
Rosling’in kurduğu web sitesi ve yaptığı konuşma sunumlarında fazlasıyla bu konuda bilgi var. Hatta nisan ayında Dubai’de yaptığı TED sunumunda kadın başına çocuk sayısındaki düşüşün nedenlerini anlattı.
Dünyanın bu kaçınılmaz demografik sürecine ilişkin Rosling’in açıklamaları şöyle özetlenebilir:
1. Yüksek ölüm oranı olan yerde yüksek doğurganlık olur. Çocukların hayatta kalma oranı ya da doğumda yaşam beklentisi yükseldikçe doğurganlık düşüyor. Rosling de Afganistan ve Kongo gibi savaş halinde bulunan ülkelerde kadınların sahip oldukları çocuk sayısının hâlâ 6-7 olduğuna dikkat çekiyor. Kayıp olan yerde, çocuk sayısı da yüksek oluyor.
2. İşgücü olarak kullanılan çocuklara artık ‘ihtiyacın’ kalmaması. Özellikle tarımsal üretim yapılan yerlerde çocuklar üretime katılıyorlar. Çok çocuk, çok işçi demek. Tarımın ekonomideki payı ve katkısı azaldıkça daha az çocuklu aile yapısına doğru gidiliyor.
3. Kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe ve de işgücüne katılımı arttıkça doğurganlık oranı düşüyor. Eğitimli kadın daha yüksek gelir elde ediyor, ekonomik özgürlüğünü kazanıyor. Bu daha az çocuk sahibi olmayı getiriyor. Rosling bunu, gelir seviyesi farklı iki ülke örneğini vererek açıklıyor: Katar ve Bangladeş. 1971’de gelirleri farklı ama kadın başına çocuk sayısı aynı olan bu iki ülke, benzer bir eğilimle doğurganlık düşüşü yaşıyorlar. Zengin Katar’daki durum nasıl açıklanabilir? Rosling bunu, evlenme yaşının yükselmesi, kadınlardaki eğitim artışı ile işgücüne katılımdaki artışla açıklıyor.
4. Son unsur da artık aile planlaması yöntemlerinin erişilebilir olması.
Bunların hiçbiri, bir komplo kuramına bağlanabilecek bir sonuç içermiyor. Tersine Rosling’in de konuşmalarında işaret ettiği gibi; çocuk sayısındaki düşüş o toplumdaki refah artışının en belirgin bir göstergesi (wealth & health) haline geliyor. Rosling, bir ülkedeki nüfus sürdürülebilirliğinin en temel taşı olarak sağlık koşullarının iyileştirilmesini görüyor. Başbakan Erdoğan’ın haklı olarak övündüğü bebek ölümlerindeki düşüş de bu süreci etkiliyor. 1950’de 0-5 yaşındaki 1000 çocuğun 228’i yaşamını yitirirken bu sayı 2010’da 18’e düştü. Bebek ve çocuk ölümlerindeki düşüş, daha az çocuk sahipliğini getiriyor.
Grafikte, 1800 yılından itibaren kadın başına çocuk sayısı ile kişi başı milli gelir yer alıyor. 1950’li yılların başında kadın başına çocuk sayısı Türkiye’de 7 civarında iken, ekonomik gelişmenin başlaması ile birlikte hızla geriliyor. Kore’de savaş sırasında düşüş, sonrasında ise hızlı bir yükseliş, ekonomideki gelişme ile düşüş yaşanıyor. 2010’a gelindiğinde; Türkiye’de ortalama 2.1 çocuk, Kore’de 1.5’e geriliyor.
İşte ‘büyük komplo’nun perde arkası böyle!

http://www.radikal.com.tr/108952210895222

YORUMLAR
(2 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Kahrolsun dış mihraklar - etufan

Uzun süredir dış mihraklar denmiyordu. Yazara çok teşekkürler. Tabii asıl başbakana teşekkürler. Dış mihraklar bugün çocuk sayımızı düşürürler, yarın şeriatı getirirler, olmadı darbecileri destekler, kışın kar yağdırırlar, yazın güneşin aşırı ısıtmasını sağlarlar. Ohh be sonunda kafamdaki sorulara yanıt buldum.

başlığı bile yeterince açıklayıcı - alperboler

http://www.ted.com/talks/lang/en/paul_gilding_the_earth_is_full.html