Antep'te beş gün

Geçen hafta beş günü Antep'te geçirdim. Önce bilmeyenler için söyleyeyim, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin yanı sıra iki...

Geçen hafta beş günü Antep'te geçirdim. Önce bilmeyenler için söyleyeyim, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin yanı sıra iki belediye var kentte: Şahinbey Belediyesi ile Şehit Kamil Belediyesi. Şahinbey Belediyesi, kültür-sanat etkinliklerine büyük önem veriyor. 'Gaziantep Değerleriyle Buluşuyor' başlığı altında dört gün süren bir program düzenlemiş. M. Adil Yalçın, Faruk Bildirici, Arif Erkin, Lütfiye Aydın, Ahmet Ümit, Zeynep Göğüş, Yağmur Dai, Akif Dai, Özen Yula, Edip Akbayram, Suat Suna'yla birlikte ben de katıldım bu etkinliğe.
Antep'te konuk olmak ne demektir, bunu bir Antepliler, bir de Antep'e konuk gidenler bilir. Bir dakikanız boş kalmaz. Herkes sizi ağırlamak için seferber olur. Şahinbey Belediye Başkanı Yaşar Ağyüz ile etkinliğin dinamosu Nesrin Gözükızıl bu geleneği (hem de nasıl!) sürdürdüler. Bizler ağırlanmaktan perişan olduk, onlar ağırladıkça dirildiler (Bu arada belirteyim: Beş gün içinde beş ömre yetecek kadar kebap yedim).
Etkinlik, Kendirli Kilisesi'nde başladı. Çocukluğumuzda halkevi olarak bildiğimiz yerde. Eski yapının duvarları, Kurtuluş Savaşı'ndan kalma şarapnel izlerini taşıyor hâlâ. O salonda ne filmler, ne tiyatro oyunları seyretmiştik. Avni Dilligil'i bile ilk orada izlemiştim. Şimdi sahnesine çıkıp konuşma yapmak, üstelik "Benim Antep'im"i anlatmak beni çok karmaşık duygulara sürükledi. M. Adil Yalçın'ın Sait Faik belgeselini Faruk Bildirici'nin 'Herkesin Antep'i Başka Güzel' konuşması izledi. Akşam üstü de Demokrasi Alanı'nda Edip Akbayram konseri.
Sıra gecesiyle gece bitti, daha doğrusu sabah oldu.
Ertesi gün erkenden Zeugma gezisi. Yarı suya gömülmüş yıkıntılar arasında Arif'le Ahmet'in akıllarına, bir zamanlar Romalıların burada Antep ağzıyla nasıl konuşmuş olabilecekleri geldi. Herkes hayal gücünün dizginlerini koyuverdi:
"Selamün aleyküm, komutan."
"Vaay, aleyküm selam, Sezar."
"N'işleyn (nasılsın) yoorum?"
"Eyiyim, ağam."
"Askerler cartlak kebabı yiy (yiyor) mi?"
Kısa bir tartışma. Beddua:
"Hanan (hanen, yuvan) harap ola!"
Sonuç: Zeugma harabeleri.
Sonra Birecik'te, Fırat kıyısında balık şiş, yine kebap. İnanılmaz güzellikte taze sarmısak.
Öğleden sonra Kendirli Kilisesi'ndeydik. Ben 'Nakıp Ali'nin Sineması'nı anlattım. Arif bir zamanların halkevinden, lise tiyatrosundan; Ahmet, Antep masallarından; Lütfiye Aydın da Ömer Asım Aksoy'dan söz etti. Sonra dinleyicilerle söyleştik.
Üçüncü gün Gaziantep Üniversitesi'nde Zeynep Göğüş, AB-Türkiye ilişkileri konusunda bir konuşma yaptı. Yağmur Dai bir piyano resitali verdi. Akif Dai de açılan sergiyi 'Bilimsel ve Sanatsal Antik Mimari' konuşmasıyla sundu. Bu arada Suat Suna kentte bir konser verdi. Üniversite bahçesinde kokteyl. Ama ne kokteyl! Çiğ köfte, ciğer kebabı dahil, ne istersen var!
Özen Yula'nın söyleşisi ertesi gündü. Şahinbey Belediyesi, GAFSAD 5. Fotoğraf Yarışması ödüllerini verdi.
O arada Antep'i boydan boya turladık Neslihan'la. Elmacı Pazarı, Uzunçarşı, Eski Hal... Kulaklarım Bakırcılar Çarşısı'nın çekiç seslerini, tiki-tiki-taka-takalarını özlemişti. Ama o ses yok artık. Her yanı çelik tencereler, kalıptan çıkmış bakır süs eşyaları, kül tablaları basmış.
Bazı dostları ayaküstü de olsa, görebildim. Necdet Karslıgil'i, Yaşar Özen'i, Aykut Tuzcu'yu, Nurgül Balcıoğlu'nu, Doğan Nakiboğlu'nu. Ansızın dönmemiz gerektiği için birlikte daha çok olamadık. Aynı nedenle, sevgili Yılmaz Kale'yle hiç karşı karşıya gelemedim. Ne diyelim, gelecek sefere...
* * *
'Nakıp Ali'nin Sineması'nı anlattığım gün, dinleyicilerden biri Eski Antep özlemini dile getirdi. Her şeyin değiştiğini, bozulduğunu söyledi, o ortama dönüp dönemeyeceğimizi sordu.
Gerçekten de bir başkaydı Eski Antep. Ama benim için başkaydı. Yaşıtlarım için başkaydı. Bizden yaşlı olanlar, belki bizim çocukluğumuzun kentini yadırgıyorlardı. Biz şimdi nasıl 'Aaah, nerede şimdi o sinemalar, meyan şerbetçiler, dokumacılar, bakırcılar kenti' diye iç çekiyorsak, bugünün çocukları da herhalde yarın, 'Nerede o bilgisayarlar, nerede o televizyonlar, nerede o internetler' diyecekler.
Geçmişi tatlarıyla anmak güzel şey. Ama geçmişi özlemek, eskiyi yaşamak için aynı şeyi söyleyemem. Yarına umutla bakacaksak, bugünü yaşayarak geleceği kurabiliriz.
'Nakıp Ali'nin Sineması', bize katmış olduğu zenginliklerle yerinde kalmalı. O zenginlikleri çoğaltacak renkleri günümüzde aramaya bakmalıyız.