Dediler Seyfi Baba...

Her karşılaşmamızda Mehmet Akif'in şiirini değiştirerek sorardık: "Dün akşam eve geldim, dediler Seyfi Baba/Bir şiir daha yazmış, nasıl olmuş acaba?"

Her karşılaşmamızda Mehmet Akif'in şiirini değiştirerek sorardık: "Dün akşam eve geldim, dediler Seyfi Baba/Bir şiir daha yazmış, nasıl olmuş acaba?"
Kafasını arkaya yatırıp güler, sonra da elini cebine atıp son şiirini çıkarır, okurdu. Yeni şiiri yoksa, vezin/kafiye tutturmakla şair olduklarını sananlarla dalgasını geçerek oracıkta iki dize uydururdu hemen: "İstanbul yedi tep üstüne kurulmuştur/Bunu okuyan herkes kalbinden vurulmuştur..."
Hafta içinde ABD'den bir telefon: Dediler Seyfi Baba...
* * *
Seyfettin Başçıllar ölmüş. 25 Mayıs'ta. Yıllar önce ABD'ye yerleşmişti. Eşi telefonda söylemeseydi haberim bile olmayacaktı. Gazetelerde, dergilerde tek satır çıkmadı.
Oysa Seyfi Baba, günümüz edebiyatının kendi sesini hep korumuş düzeyli, nitelikli şairlerindendi. Belki de sessiz sedasız çekilip gitmek onun şamatasız şiirine yakışır bir davranıştı. Ama yine de bu haberin bir yerlerde yayımlanması gerekirdi.
* * *
İlkgençliğimden bu yana en sevdiğim dostlarımdan biri olmuştu Seyfi Baba. Onat Kutlar, Cevat Özer, Fevzi Günenç, Atılay Arsan, ben Antep'te... Seyfi Baba Kilis'de... Sık sık ya biz giderdik onu görmeye, ya o gelirdi. Her karşılaşmamızı bir şenliğe dönüştürürdü. En keyifsizimizi, en asık suratlımızı kahkahalara boğar, ortalığı bayram yerine çevirirdi.
Önce insandı. Dosttu. 1960'ta ikinci şiir kitabımı, Gök Onları Yanıltmaz'ı yayımlamam için beni nasıl yüreklendirmiş, nasıl desteklemişti, unutamam.
Behçet Necatigil, onun şiirlerinin 'ince bir şiir zevki, söyleyiş güzelliği' taşıdığını, yapılarının sağlam, imgelerinin canlı olduğunu yazmıştı.
O güzel Seyfi Baba'yı bir şiiriyle anmak istiyorum. Yitik Aşk, Behçet Hoca'nın yargısının doğruluğunu kanıtlıyor bence. Bizim kuşak Seyfettin Başçıllar'ı bu şiiriyle sevmeye, önemsemeye başlamıştı.
* * *
YİTİK AŞK

Bir tohumda bunca yük, bunca ağrı,
İstesem de gelemem ey uzak çağrı
Unut beni

Kitaplarım, düşüncem darmadağın,
Aşkım, ekmeğim ve her şeyim kadın
Bekle beni.

Gemim suların sabrını tüketti,
Neredesin barışlar memleketi?
Çağır beni!


Gidişin güzeldi gecesinde aşkın,
Bir el kapıları çaldı, anladın
Şehirler uykusuzdu.

Taze bir kadın öpüldü dışarda,
Darağacı kuruldu meydanlarda
İnsanlar uykusuzdu.

Soyunup dökünüp yatağa girdin,
İstesen beni hatırlayabilirdin
Bütün gece uykusuzdum.

'Aşkımı kabul etmiyorsanız...'
Geçen hafta Milliyet'te Mehmet Y. Yılmaz'ın aşk mektupları üstüne güzel bir yazısı yayımlandı. İlkgençlik çağlarında yürek çarpıntılarıyla yazılan, romanlardan apartılmış cümlelerle oluşturulan, sonra da adresine elden ulaştırılıp yanıtı yine yürek çarpıntılarıyla beklenen mektuplar...
Seyfettin Başçıllar dostumun ölüm haberini alınca o yazı aklıma geldi. Anlattığına göre, Seyfi Baba da az yazmamıştı o mektuplardan. Ama kendisi adına değil, bir arkadaşının adına. Cyrano gibi.
Veteriner Fakültesi'nde okurken, arkadaşı neredeyse üç günde bir gelirmiş Seyfi Baba'ya, "Aman, çok güzel bir kız var, aşık oldum. Sen edebiyatçı adamsın. Elini ayağını öpeyim, şuna bir aşk mektubu yaz..."
Bir, iki, beş, on derken Seyfi Baba sıkılmış. Ama arkadaşını da kıramıyor...
"Sonunda çaresini buldum," diye anlatmıştı. "Mektubun başına kızın adını yazdım.. 'Sevgili Leyla' diye... Sonra kocaman bir boşluk bırakıp kağıdın altından başlayarak en fiyakalı aşk cümlelerini sıraladım. Dört sayfalık mektup... En sonunda da 'Eğer aşkımı kabul etmiyorsanız bu mektubu bana geri yollayın. Yollamazsanız, aşkımı kabul ettiğinizi anlayacağım' diye yazdım. Mektup ertesi gün geri geldi. Üç gün sonra bizimki yana yakıla yine yanımda... 'Aman, Ayşe diye bir kız var...' Mektubun başındaki 'Sevgili Leyla'yı düzgünce kesip attım. Arada boşluk var ya... 'Sevgili Ayşe...' Aynı mektup yine gitti geldi. 'Sevgili Ayşe' satırı makasla kesildi. Daha sonra da Fatma'ya, Hicran'a, Mualla'ya, kimbilir kaç kıza elden ulaştırıldı."
Kare/As
Muzaffer İzgü
Muzaffer İzgü'nün adını İzmir'de bir sokakta gördüğümde ne kadar mutlu olmuştum! Muzaffer İzgü Sokağı... Bunu çoktan hak etmişti o. Yazık ki İzmir'de karşılaşamamıştık. TÜYAP Kitap Fuarı İstanbul'da (yoksa Tekirdağ'da mıydı?) bu olanağı yarattı. Kare As'ını da orada, okurlarına kitap imzalarken aldım. (Sözüm söz, sevgili Muzaffer dostum... Bir dahaki İzmir yolculuğumda mutlaka buluşacağız.)

  • Cennette Bir Gece
    (A Night in Paradise)
    Arthur Lubin
  • Bisiklet Hırsızları
    (Ladri di Biciclette)
    Vittorio de Sica
  • Viva Zapata
    Elia Kazan
  • Zıkkımın Kökü
    Memduh Ün