2013'ün temel eğilimleri

Ekonominin yapısını güçlendirecek önlemler zamanında alınmamış olduğu için bizi gelgitli, dalgalı bir 2013 ve sonrası bekliyor.

Bu senenin son günü. Âdettendir geçen yılı değerlendirip gelecek için öngörü, plan yapmak. Geçen hafta 2012’nin bilançosunu yapmıştım. Şimdi sıra 2013’ün nasıl göründüğünde.

Ben genelde iyimser bir insanımdır. Yine de 2013’ün 2012’den daha iyi olacağına inanmakta zorlanıyorum.

Tarihsel olarak Türkiye’nin büyüme hızı %4,5’tür. Bu bir ortalamadır; bazı yıllar iyidir ve bu hızın çok üzerine çıkılır; bazı yıllar kötüdür ve altına inilir, hatta krizler olur, ekonomi küçülür. 2012’de öyle görülüyor ki büyüme hızı %3’ün altında.

Büyümedeki düşüş kısmen dünya ekonomisindeki durağanlıktan kaynaklandı. Dünya ekonomisindeki zayıf talep koşulları 2013’te devam edecek. Ufukta bir finansal kriz gözükmüyor olsa da 2000’li yılların toz pembe ortamının yerine boz bulanık bir manzara var.

Ama büyümedeki düşüşün bir bölümü de iç talebin yavaşlamasından kaynaklandı. Özellikle AKP dönemine damgasını vuran ‘orta sınıflaşma’ olgusu ve ‘Anadolu kaplanları’ ekonomiye 2002-2007 dönemindeki gibi destek vermedi. Son aydaki hafif yükselmeye rağmen tüketici güveni düşük. Kredi kartı kullanım verileri de tüketimde bir artış olmadığını gösteriyor.

Reel kesimde tüm sektörlerde güven endekslerinde gerileme sürüyor. Aslında ekonomide davranışsal bir iyileşme beklemek için bir neden de yok. Olsa olsa konjonktürel iyileşmelerden ya da kötüleşmelerden konuşabiliriz. Çünkü ekonomi politikası tamamen konjonktürel; son 3-5 senedir yapısal konularda kayda değer bir adım atılmıyor. Belki bunun tek istisnası geçen seneki teşvik sistemi ve kentsel dönüşüme dönük düzenlemeler.

Bu nedenle üretim yapısında herhangi bir dönüşümden konuşmak mümkün değil. Hâlâ üretim ve ihracat yapabilmek için aramadde ve yatırım malı ithal etmek zorundayız. Ne 2013 ne de sonraki birkaç yıl hiçbir biçimde farklı olamayacak.

Gelecek senenin ortalarından itibaren altının dış açıkta sağladığı pırıltının da sonuna gelinecek. 2013 için dış ticaret açığında ve cari açıkta iyileşme beklememek lazım. Hatta büyümedeki hızlanmaya bağlı olarak yeniden bozulma şaşırtıcı olmaz.

İşsizlik %9’lara indikten sonra bu seviyeye demirledi. Zaten istihdama katılma oranı %50 bile değil. Enflasyon oranı hâlâ %5’in üzerinde ve öyle kalacak. Seçimlere bir yıl kalmışken, büyüme bu kadar zayıfken, istihdam yaratılamıyorken enflasyonla mücadele geri planda kalır. Zaten son açıklamalar da bu ihtimali destekliyor.

Reel faiz oranları ise tarihsel olarak son derece düşük seviyelerde. Bu durumun yatırımı ve üretimi desteklemesi gerekiyorsa da en büyük destek inşaat sektörüne gidiyor. Malum son senelerde ekonominin lokomotifi inşaat sektörü.

Sektörün 2012’de yavaşlamış olması ekonomiyi de etkiledi. 2013’te ise bir yandan kentsel dönüşüm projeleri ve yasal altyapısı bir yandan düşük reel faizler, inşaat sektörüne ve bu sektör etrafında odaklanan iş çevrelerine ciddi bir destek sağlayacak.

Siyasetteki gelişmeler uzun vadeli sorunların üzerine gidilmesini engelliyor. 2013’te de böyle olmaya devam edecek.

Unutmayalım üç senede üç seçim. Üstelik toplumda kutuplaşma bu denli yoğunlaşmışken, Irak’taki son gelişmelerle birlikte Kürt meselesi yeni bir düzleme girerken, 1915’in 100. Yılı yaklaşırken ekonominin siyasetin gerisinde kalmaya mahkûm olacağı bir seçim dönemine giriyoruz. Ekonominin yapısını güçlendirecek önlemler zamanında alınmamış ve bu ortamda alınamayacak olduğu için bizi gelgitli, dalgalı bir 2013 ve sonrası bekliyor. Dediğim gibi genelde iyimserimdir ama bu gelecek üç yıllık süre beni düşündürüyor.