2023 hedefleri

2023 hedeflerini yakalamak için bir şansımız varsa eğer, o da teknik ekonomik programlardan değil, siyasetten geçer.

Dün akşam evde eşimin ve oğlumun sohbetine denk geldim:
Euro ne olacak? Yunanistan Almanya için kolay lokmaydı. Ama şimdi sırada İtalya ve İspanya var. Fransa’nın sonucu belirleme konusunda sanıldığı kadar etkili olmadığı çıktı ortaya. İtalya ve İspanya karşısında Almanya’nın işi çok zor olacak. Ama Almanya bu işin altından kalkar. Peki ya Türkiye? Konu euro olunca Türkiye’nin esamisi okunmaz…
Doğrusu euro krizi ile bu kadar ilgilenmelerine ve bu kadar çok bilgi sahibi olmalarına pek şaşırdım. “Yazdıklarımı çok dikkatli okuyorlar demek ki. Aferin onlara” diye de sevindim. Ne bileyim para birimi eurodan değil de Euro 2012’den söz ettiklerini. Anladığım kadarıyla şimdi euro deyince herkesin aklına ekonomi değil futbol geliyor. O zaman ben de bu hafta euroyu futbolculara bırakıyorum… 

10 yılda geliri ikiye katlamak
Türkiye son seçim kampanyalarından bu yana ağzına 2023 hedeflerini doladı. Bu şahane bir gelişme. Çünkü bundan 10 sene önce ‘hedef’ sadece Ankaralı bürokratların bildiği bir kelimeydi. Çünkü hiçbir hedef tutmazdı. Bu yüzden hedef, toplumda uzun vadeli karar alınabilmesine yarayan bir bilgi değil, bürokratların resmi dokümanlarda gelecek yıllara ilişkin satırların karşısına yazmaları gereken rakamlardı.
Nereden nereye? 10-20 yıllık perspektifler içinde düşünmeye başlamak bir ekonominin sağlığına ilişkin en temel gösterge.
2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağımıza, ihracatımızın 500 milyar dolara çıkacağına ve kişi başı gelirin de 25.000 dolara yükseleceğine tüm toplum sahiden inanmış gibi. Pek az yazar dışında herkes bu tahminlere inancını tekrarlayıp duruyor. Hükümeti ve bürokrasiyi geçtim ama çok sayıda işadamının ve TÜSİAD’ın da bu hedefleri tekrarlamasına pek şaşırıyorum.
2023 dediğinize artık çok kalmadı. Hepi topu 10 sene. Türkiye bu on sene boyunca yüzde 7 büyüse ve kendisinin üzerinde yer alan tüm ülkeler hiç büyümese 10 büyük ekonomiden biri olma hedefi ancak yakalanır.
2010 yılı verilerine göre Türkiye’nin dünya ekonomisindeki ağırlığı yüzde 1,3. Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi olması bu payın yüzde 2 civarına çıkması anlamına geliyor. Tarihsel verilere bakıyorum: Türkiye’nin payı 1500’den bu yana hiç yüzde 1,5’in üzerine çıkmamış. 500 küsur yılda yapamadığımızı 10 yılda nasıl yapacağız?
Ülkeler tabii ki sıçrama yapabilirler. Türkiye de yapabilir. Ama bu kendiliğinden olmaz. Çok ciddi bir program ve bu program etrafında toplumsal mutabakat ve seferberlik gerektirir. Rakamlar konusunda bir mutabakat oluşmuşsa da ortada hedefe ulaşmayı sağlayacak bir yol haritası yok. Olmayınca sonuç hedefin tutmaması olacak. Hedefin tutmayacağı ortaya çıktığında bunun yaratacağı motivasyon kaybının ekonomiye nasıl bir zarar vereceğini de bilmiyorum. 

MÜSİAD ve orta gelir tuzağı
MÜSİAD’ın geçen hafta açıkladığı 2012 Türkiye Ekonomi Raporu Kalkınma Yolunda Yeni Eşik: ORTA GELİR TUZAĞI başlıklı çalışmanın, bu açıdan çok yerinde ve zamanında olduğunu düşünüyorum. MÜSİAD bu çalışmada Türkiye’nin 25.000 dolarlık eşiği aşıp orta gelir tuzağından kurtulmasının güçlüklerine işaret ediyor.
Nedir orta gelir tuzağı denen şey? Ülkelerin gelişmenin erken evrelerinde hızlı bir büyüme göstermeleri nispeten daha kolaydır ama orta gelir seviyesinden yüksek gelir seviyesine çıkabilen ülke çok azdır.
MÜSİAD raporunda büyümenin hızlandırılması ve orta gelir tuzağına düşülmemesi için bir dizi öneri yapıyor. Bu önerilerin etkileri tartışılabilir. Ama en dâhiyane teknik öneriler bile söz konusu sıçramayı sağlayacak toplumsal mutabakat ve seferberlik halini yaratmaz.
Ülkede yeni bir heyecanı ve dinamizmi sağlayacak olan şey Kürt sorununun çözülmesi ve demokratikleşmedir. Benim gördüğüm, 2023 hedeflerini yakalamak için bir şansımız varsa eğer, o da teknik, ekonomik programlardan değil, siyasetten geçer.