Açılan beklenti makası kimleri kesecek?

Bu ekonomik ortakta hiçbir sorun olmadığını düşünmenin maliyeti çok yüksek olur hem hükümet hem de bireyler için.

2012’de ekonominin hal-i pür melaline ilişkin rivayet muhtelif. Hükümet yüzde 4’lük bir büyüme hedefi koydu ve tüm politikalarını bu hedefe göre oluşturuyor. Reel sektörde bu hedefi gerçekçi bulan hatırı sayılır sayıda ve önemde iş insanı var. Finansal sektörde çoğu oyuncu ise bundan çok daha düşük bir performans bekliyor. Hükümet tahmininin altında bir büyüme performansı bekleyenler arasında OECD ve IMF gibi uluslararası kuruluşlar da var. IMF’nin son projeksiyonlarına göre Türkiye 2012’de ancak % 0,4 büyüyebilecek.
Büyüme hızının yüzde 4’ün epey altına ineceğini düşünenlerin temel argümanı dünya ekonomisi ve AB ekonomisindeki sorunlar. IMF’nin projeksiyonlarının arkasında da bu var. Eylül ayından bu yana geçen 4 ayda IMF dünya ekonomisinin büyüme hızı tahminini yüzde 0.7 puan ve Euro Bölgesi’nin büyüme hızı tahminini de yüzde 1.6 puan aşağı çekti. 1.6 puan deyip geçmeyin. Euro ülkelerinde büyüme hızı zaten yavaş. 2011’deki büyüme ancak bu kadardı. Bu nedenle yapılan revizyon 2011 Eylülünden bu yana durumun epey vahimleştiğini gösteriyor.
Dünya ekonomik sistemiyle iyice entegre olmuş bir Türkiye’nin bu durumdan etkilenmemesi söz konusu olamaz. Zaten herkes bu konuda hemfikir. Farklı görüşler, etkilenmenin boyutunda ortaya çıkıyor. Aşağıdaki grafik Merkez Bankası tarafından ayda iki kez yapılan beklenti anketlerinden “Gelecek sene büyüme hızı ne olacak” sorusuna verilen cevaplardan hazırlandı. Grafikte verilen cevapların ortalamasından başka, o soruya verilen en düşük ve en yüksek büyüme hızı tahminleri de yer alıyor. Yani her sene, bir sonraki senenin büyüme hızı tahminini veriyor. Grafikte 2008’deki küresel krizin 2009 için büyüme tahminlerini nasıl aşağı çekmiş olduğu açıkça görülüyor. Benzeri bir durum şimdi de yaşanıyor.
Bu grafiğe bakarak iki soru soruyorum:
1. Dünya ekonomisi gerçekten bu kadar kötü mü?
2. Türkiye’nin küresel yavaşlamayla mücadele imkânları kısıtlı mı?
Finansal piyasalardan gelen verilere göre, birkaç hafta öncesine oranla dünya ekonomisi konusunda belki biraz daha ümitli olmak mümkün. Ancak bu durumun, gerçek bir iyileşmeden çok, gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının parasal genişlemesinin bir sonucu olması çok muhtemel.
Gelelim ikinci soruya. Geçen hafta The Economist dergisinde 27 gelişmekte olan ülkenin para ve maliye politikası göstergelerinden hesaplanmış bir endeks vardı. Ülkelerin yavaşlama karşısında ekonomi politikalarında ne ölçüde hareket imkânı olduğunu gösteren bu endekste Türkiye en zor durumdaki yedinci ülke. Yani dışarıdan gelebilecek olumsuzluklarla baş etmek kolay değil ve elde büyümenin yavaşlayacağına işaret eden yeterince veri var.
Ama bazılarında bu endişe hiç yok. 2008 krizinde en iyimserler bile büyüme hızı tahminini aşağı çekmiş olmasına rağmen şimdi ortalama büyüme beklentisindeki düşüş kötümserlerden kaynaklanıyor.
Bu grafik bir kez daha Türkiye’de hemen her konuda toplumda muazzam bir yarılma olduğunu, birilerinin ak dediğine diğerlerinin kara dediğini ortaya koyuyor. Bu psikolojik yarılma, reel sorunları olduğu gibi kabullenip sahici çözümler üretmenin önünde engel olmamalı. Yoksa bu ekonomik ortamda hiçbir sorun olmadığını düşünmenin maliyeti çok yüksek olur: hem hükümet için; hem de buna göre üretim, yatırım, tüketim vs. kararı alan bireyler için.