Batsın böyle ekonominiz!

12 yıllık iktidarın ardından yüzlerce işçinin öldüğü bir kaza meydana geliyorsa, belli ki fıtratında vahşi kapitalizm varmış.

Soma katliamı Türkiye ekonomisine bakışta bir kırılma noktasıdır; bir kırılma noktası yaratmalıdır.

Ekonomi, beşeri bilim olarak sınıflandırılır. Öznesi insandır. Yüzlerce insanın öldüğü bir ülkede, ekonomiye ilişkin söylenebilecek gayrı her şey lafı güzaftır. Lafı güzaf olması gerekir.

Şimdi bizim adına ekonomi dediğimiz bilim, ilk ortaya çıktığından beri geçirdiği evrimde gele gele tüm ekonomik performansı Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) dediğimiz büyüklükle ölçme noktasına geldi. Bu GSHY’nın büyüme hızı ne kadar yüksekse ekonomilerin performansı da o kadar yüksek kabul edildi. Şu bizim başbakan da kendisine ekonomist demeyi pek sever; yani onun için de varsa yoksa büyüme hızı.

Madencilik sektörünün Türkiye’de GSYH içindeki payı çok düşük. 29 maden türünün payı %1.5 civarında. İstihdam içindeki payı ise %0.5’in de altında. Aslında, diğer sektörler için girdi oluşturduğundan önemi bu rakamlardan daha fazla. Ama rakamlar başbakanın değerli zamanı açısından yine de küçük kalıyor.

Sektörün bir özelliği de riskin çok yüksek olması. Ama yüksek risk, iddialı hedeflerin gerçekleştirilmesi, dev projelerin yapılması, kupon arazilerin dağıtılması gibi devlet ricalinin uğraşması gereken çok mühim işler varken kimin umurunda. Ekonomiden tek anladığınız büyüme hızını arttırmak olunca, maden sektörünün riski hesaplara alınmıyor.

İşin daha acısı, mevcut ekonomi mantığında risk realize olunca da meseleye sabit sermaye ve beşeri sermaye kaybı olarak bakılıyor. Söndürülen insan hayatının bir parasal karşılığı var. Soma’da ölen her bir işçinin hayatına biçilen rakamın 100 bin TL olduğu söyleniyor. Kayıplar için resmi olarak verilen son rakam 301 idi. Toplayıp çarpmaya mecalim yok, ama bu hesaplamaları yapanlar için kazada oluşan sabit sermaye kaybının çok daha yüksek hesaplanacağına eminim. Büyüme hızı üzerindeki etkisi ise “0”.

Sonuç: büyümeyi biricik amaç belleyen ekonomik mantıkta, bu büyümeyi gerçekleştirmek için kar hırsıyla yapılan üretimde maden kazaları olağanlaşıyor. Başbakan da zaten bu yüzden kalpsiz bir sükunetle “bu işin fıtratında var” diyebiliyor.

Nasıl ki 1999 depremi, koca bir devlet aygıtının aslında içten içe çürümüş olduğunu bir anda ayan beyan etmişse; nasıl ki depremde sadece binalar değil iktidar da yıkıldıysa; nasıl ki enkaz altında sadece canlar değil, mevcut siyasi partiler de kaldıysa; Soma katliamı da AKP’nin ekonomi politikasının hangi direkler üzerine kurulu olduğunu ayan beyan ortaya çıkardı. Şirket sahibi bakanlar ile toplantı yaparken, maden işçileri, işçilerin yakınları ve madencilerin yanına koşanlar sahaya yaklaştırılmadı, azarlandı, dövüldü, gazlandı, tekmelendi, tutuklandı.

FITRATINDA VAHŞİ KAPİTALİZM VAR!
İş kazalarının nasıl önleneceği roket bilimi değil. Düzgün mevzuat çıkartırsın, ILO’nun kurallarını benimsersin, yalan dolana kaçmadan, rüşvet almadan denetlersin, yasal yaptırımları uygular, kurallara uymayanlara can yakan cezalar verirsin.

12 yıllık iktidarın ardından yüzlerce işçinin öldüğü bir kaza meydana geliyorsa, belli ki fıtratında vahşi kapitalizm varmış. Belli ki “bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya” geldik desen de, “kimsesizlerin kimsesiyiz” desen de, işçiye düşman, sermayeden yanasın.

İzlediğim bir video çekiminde Başbakan Soma sokaklarında koruma ordusu ile yürürken, bariyerlerin arkasından Somalılar başbakanı protesto ediyordu. Genç biri, başbakana defalarca “başbakanım” diye başladığı cümlelerle bir şeyler anlatamaya çalışıyordu. Belli ki somut bir derdi ya da talebi var. Başbakan parmağını sallayarak şöyle dedi: “Türkiye’nin başbakanına yuh çekersen tokadı yersin”.

İşçi ölümleri vahşi kapitalizmin fıtratında var. Ama insanın fıtratında vahşi kapitalizme boyun eğme yok.
Son tokadı kim atacak göreceğiz.