Don Kişot yeldeğirmenlerine karşı

Enflasyondaki artışın sorumlusunun faiz lobisi olduğu iddiasına kimsenin sahiden inandığını düşünmüyorum.

Erdoğan, “Bizim bu yıl cari açıkta sıkıntılarımız vardı malum; daha sonra cari açık tabii düzene girdi. Ama şu anda faiz lobisinin atağı var. Faiz lobisine karşı gerekli köşeli, sert çıkışları yapacağız. Çünkü biz faiz lobisini de bu kadar rahat çalıştıramayız” demiş. Bunun hiçbir anlam taşıdığını düşünmüyorum. Enflasyondaki artışın sorumlusunun faiz lobisi olduğu iddiasına kimsenin sahiden inandığını düşünmüyorum. Buna Başbakan da dahil. Hep beraber inanılıyormuş gibi yapılıyor. Koca koca iş insanları, köşe yazarları, ekonomistler bu sözleri yorumluyor, itiraz ediyor, destek veriyor. O kadar ki konu Türkiye sınırlarını da aştı. Wall Street Journal bile konuyu gündemine taşıdı.
İşin ekonomik mantığını hiç tartışmıyorum bile. Faizlerin yükselmesi ile enflasyonun artması arasındaki ilişki, neden değil sonuç ilişkisi. En azından bu işlemleri yapan finans sektörü için bu böyle. Hem Türkiye’de hem de dünyada. 

Faiz lobisi: Sen neymişsin be abi!
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası elindeki 78 milyar dolarlık rezervle bu lobiyle kıran kırana bir mücadele içinde. Bu nasıl bir lobiyse 10 yıldır iktidardaki hükümetin tüm mücadelesine rağmen hâlâ ayakta, hâlâ kuvvetli.
Bence Başbakan’ın kafasında gerçekten bir faiz lobisi filan yok. Olmayan bir düşman yaratılıp savaş ilan ediyor. Bu bir cins popülizm. Türkiye’de biz hep emekçi sınıflara ulufe dağıtılmasına alışkınız. Bu sefer sermaye kesiminin finansa erişimi olmayan kesimlerine sanki mavi boncuk dağıtılıyormuş gibi bir görüntü var. Ama Merkez Bankası politika faizi bir tarafa, pratikte dağıtılan bir boncuk da yok. Çünkü Başbakan’ın söylediği gibi köşeli, sert çıkışlar yapılacaksa bu, piyasa ekonomisi yaklaşımından uzaklaşılacağı anlamına gelir. Bu durum, ‘faiz lobisinin’ Türkiye’yi tamamen terk etmesiyle sonuçlanacak ciddi bir paniğe yol açar. Halbuki Türkiye 2001 krizinden sonra çizilmiş olan ekonomik model ile yoluna aynen devam ediyor. Yani bu faiz lobisiyle mücadele sadece lafta! 

Faiz lobisine boş ver, yapısal sorunlara bak
Aslında Türkiye’nin yaşadığı kur, faiz, enflasyon sorunları, bazı kötü adamların, kötü niyetli girişimlerinden değil, ekonominin yapısından kaynaklanıyor. Yani bunlar bir sonuç. Sorumluluğu başkalarına atmak, sadece kolaya kaçmak. Çünkü bu sorunları gidermek zor, zahmetli ve süre alacak işler. Aynen demokratikleşme sürecinde olduğu gibi.
Bu tür yapısal sorunları çözecek reformlar ya krizin zirve yaptığı noktalarda gerçekleştirilebilir ya da ancak seçim kaygısı olmayan güçlü iktidarlar döneminde yapılabilir. Bu açıdan AKP kolay ele geçmeyecek bir fırsata sahip. Keşke bu fırsatı doğru değerlendirse. Şimdiye kadar ekonomide istikrarı sağlamakla ve küresel krizle boğuştu, bu yüzden yapısal reformlara sıra gelmedi diyelim hadi. Ama zamanın aleyhte işlediğini ve fırsatın kaçmakta olduğunu da görelim.
Son günlerin olaylarını hatırlayalım: Üçüncü köprü ihalesi için kimse teklif vermedi. Çünkü küresel sermaye artık çok ürkek. Fransa’nın bile notu kırıldı. Almanya’nın son borçlanmasında faiz oranının euro tarihinde ilk kez negatif olması, sermayenin ancak çok güvenli limanları tercih ettiğini net olarak gösterdi. Velev ki faiz lobisi gerçekten var olsun, Türkiye faizi ne kadar yükseltirse yükseltsin yine de köprü yapalım diye bize para vermeyecek.
Oysa üçüncü köprüyü bir tarafa bıraksak bile tasarruf oranı düşük, üretimi ithal girdiye bağımlı Türkiye, cari açığı finanse etmek için yurtdışından finansman bulmak zorunda. Cari açıktaki tırmanma durdu diye seviniyoruz ama durduğu yer neredeyse 80 milyar. Üstelik sadece büyüme yavaşladığı için bu kadar. Büyüme hızlanınca cari açık kaldığı yerden bozulmaya devam edecek. Çözüm ancak uzun vadede üretim yapısının değişmesiyle mümkün: Zor bir çözüm ama Don Kişot’un yeldeğirmenlerine karşı savaşından daha da zor değil.