Dünün esnekliği bugünün zafiyeti

Kurumsallaşmanın sağladığı sağlam harcın olmadığı yerde, her şeyin iskambil kâğıdından kulelere dönüşme riski yabana atılmamalı.

Daron Acemoğlu adını sanırım artık duymuşsunuzdur. Türkiyeli, İstanbul doğumlu, Galatasaray mezunu iktisatçı, MIT’de öğretim üyesi. İleride Nobel iktisat ödülünü alacağı düşünülüyor. Çalışma alanı, anaakım iktisat içinde epey özel bir yere sahip. Siyasetbilimci James A. Robinson ile birlikte uzun yıllardır ülkelerin refah düzeyleri arasındaki çarpıcı farkın nedenlerini araştırıyorlar. Bu konuda son çalışmaları, ‘Why Nations Fail? (Niye Uluslar Başarısız Olur?)’ başlıklı kitap geçen aylarda yayımlandı.
AGOS gazetesi Daron Acemoğlu ile yapılmış kapsamlı bir röportaj yayımladı. Röportaj Acemoğlu’nun görüşlerini tanımak ve Avrupa Birliği (AB) krizi ve Türkiye üzerine yaptığı yorumları öğrenmek açısından okunmaya değer: http://www.agos.com.tr/krize-bir-yil-daha-cozum-yok-2206.html
Daron Acemoğlu’na göre ülkeler arasındaki refah farkının nedeni, coğrafya, doğal kaynaklar, kültür ya da yöneticilerinin ekonomi politikaları konusundaki bilgisizliği gibi ilk akla gelen faktörler değil. Neden bazı ülkelerin daha başarılı olduğunu anlamak için bu ülkelerdeki kurumlara ve onları şekillendiren politik süreçlere bakmak gerekiyor. Burada kurumlardan kastedilen, iş hayatının düzenlenmesinde, üretim, yatırım, dağıtım vs. ekonomik süreçlerde etkili olan tüm kurumsal yapılar ve düzenlemeler. 

Kurumların önemi
Daron Acemoğlu’na göre “Türkiye’de kurumlar çok kuvvetli değil. Kurumlar kuvvetli olmayınca, bir parti çok başarılı olunca soru işaretleri ortaya çıkmaya başlıyor. Kurumların kuvvetli olduğu yerde bir parti üç seçim üst üste iktidara gelse ‘Ne güzel, demek ki başarılı işler yapıyorlar’ deriz. Ama kurumların kuvvetli olmadığı yerde soru işaretleri ortaya çıkıyor. Bir parti üç sefer üst üste gelince, ‘Yargı ve bürokrasinin her yerini, ordunun her yerini onlar mı ele geçirecek?’ gibi sorular doğuyor.” Acemoğlu bu röportajda AKP’nin ekonomi politikaları ve AB krizinin Türkiye üzerindeki muhtemel etkileri konusunda da dikkate değer vurgular yapıyor.
Türkiye ekonomisinde Daron Acemoğlu’nun bahsettiği türden sorular ve endişeler son zamanlarda giderek artıyor. Kurumsal yapılardan çok bireylerin öne çıktığı, partilerin fikirler etrafında örgütlenmeler değil de karizmatik liderlerin sürüklediği yapılanmalar olduğu Türkiye’de, bu kurumsal zafiyet, ekonomik performansın üzerinde adeta Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor.
Aslında bence bu kurumsal zafiyeti işler iyi giderken çok da önemsemiyoruz. Hatta tam tersine, hoşnut bile kalıyoruz. Buna ‘gündelik dilde’ esneklik diyoruz. İşler iyi gittiği sürece, iş dünyası da hükümet de bu esnekliği yere göre koyamıyor. Hızlı büyüme dönemlerinde kimse katı kuralların ayak bağı olmasını istemiyor. Ama kurumsallaşma, kurallara bağlı olma ve öngörülebilirlik en çok dar günde gerekli oluyor. Yani dünün esnekliği, rüzgâr ters döndüğünde kurumsallaşma zafiyetine dönüşüyor. 

AB 27 üyeli kalacak mı?
Tam da rüzgârların terse döndüğü sıkıntılı günler yaşıyoruz. Seneye Euro Bölgesi 17 üyesiyle devam edebilecek mi? Hatta AB hâlâ 27 üyeli kalacak mı? AB krizinin Türkiye üzerindeki etkisi, öyle yurtdışındaki herhangi bir kriz gibi olmaz. Çok daha derin hissedilir. Bu da büyüme hızının uzunca bir süre çok düşük seviyelerde kalması anlamına gelir.
AB krizi bir yana, AB’den giderek uzaklaşan ve Şanghay Beşlisi’ne göz kırpan bir Türkiye var. Bu Türkiye artık geleceğe ilişkin pırıltılı bir hayal ortaya koyamıyor. Geçmişin parlak performansının hayaletini taşıyor. Bir hayaletle beraber yaşamaya daha ne kadar devam eder bilemiyorum. Geçmişin geçmişte kaldığı ortaya çıktığında, dünyanın en büyük 10. ekonomisi olma hayalinin bir hayal olarak kalmaya mahkûm olduğu anlaşıldığında, korkarım bir zamanlar pek beğendiğimiz esneklikten çok çekeceğiz. Kurumsallaşmanın sağladığı sağlam bir harcın olmadığı bir ortamda, her şeyin bir anda iskambil kâğıdından kulelere dönüşme riskini yabana atmamak lazım.