Ekonomi: Şartlı geçer Demokrasi: Kalır

Ekonomide liberalizme körü körüne bağlı olup da iş siyasete geldiğinde baskıcı bir yönetim anlayışı olmaz.

Zaman gazetesinde İhsan Dağı, ekonomi notu artarken demokrasi notunun düştüğünü yazmış. Geçmişe bakınca benim de paylaştığım bir tespit. Ancak geleceğe baktığımda ekonomi notunun da şartlı geçmeye doğru kaydığını görüyorum. Yani ortada aslında görünenden daha sıkıntılı bir durum var.

‘Görünenden’ diyorum çünkü geçen haftaki gelişmeler sanki dünya ekonomisi tepetaklak giderken bizde her şey tozpembe gibi aksettirildi.

Dünyanın dört bir tarafından iç karartıcı haberler gelmeye devam ediyor; üstelik ekonomik sıkıntılar sosyal ve siyasi sorunlara tahvil oluyor.

Avrupa Birliği (AB) hâlâ sıkıntıda. Yunanistan’ın borç yükünün başlangıçta öngörüldüğü gibi düşmeyeceğinin ortaya çıkması üzerine yardım paketinin onaylanması tartışmalarının yeni turu yaşandı. Artık alıştığımız gibi bu tartışmalara ciddi bir genel grev dalgası da eşlik etti. Mesele sadece Yunanistan ile de sınırlı değil. İspanya’da da krizde ödeyemediği konut kredisi taksitleri yüzünden intihar eden kadın, halkı sokağa döktü. Gelecek hafta genel grev tüm Güney Avrupa çapında yapılacak.

Daha küçük gelişmekte olan ülkelerde büyüme kuvvetli olmakla birlikte dünya talebini sürükleme potansiyeli olan BRIC ülkelerinden gelen haberler de iç açıcı değil. Daha geçen seneye kadar işlerin çok iyi gittiği Arjantin’de artan enflasyon ve düşen büyümeye tepki olarak son on yılın en büyük hükümet aleyhtarı gösterisi yapıldı. Gelişmiş dünya cephesinde, AB ve Amerika’da büyüme tahminleri bir kez daha aşağı çekildi.

Türkiye’de ise siyasette manzara içler acısı. Artık 60. günü aşarak çok tehlikeli bir sürece girmiş olan açlık grevleri milletvekillerinin de katılımıyla devam ediyor. Yine bir kaza sonucu 17 er hayatını yitirdi. İdam ve başkanlık tartışmaları, tam da bu tartışmalara layık bir seviyede devam ediyor.

Zafer sarhoşluğu

Ekonomide, Fitch tarafından kredi notunun yatırım yapılabilir seviyeye çıkartılmış olması bir zafer sarhoşluğuna yol açtı. Bu not yükselmesinin ardından gösterge tahvil faiz oranının tarihinin en düşük değerine, yüzde 6,5’e gerilemesi; üstüne bir de mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretiminin bir önceki aya oranla yüzde 3,9 artması gelince, siyasetçisinden bürokratına, gazetecisinden girişimcisine “Kimse bizi tutamaz” gibi bir hava hâkim oldu.

Çoğu aydın, ekonomiyi bu kadar iyi götüren bir hükümet nasıl olur da siyasette bu kadar çuvallar diye merak ediyor.

Ekonomi ile siyasetteki performans bu kadar birbirinden ayrışmaz tabii. Ekonomide liberalizme körü körüne bağlı olup da iş siyasete geldiğinde baskıcı bir yönetim anlayışı olmaz. Ekonomik büyümenin nimetleri yeniden dağıtılarak baskıcı bir sisteme sus payı ilelebet sağlanamaz. Latin Amerika’dan Asya’ya çok yerde tarihsel örneklerden biliyoruz ki bir gün gelir yarattıkları yolsuzluk ve suiistimaller bu tür rejimleri alaşağı ederler.

Ekonomi ve siyasetin bu karşılıklı etkileşiminden hareketle, ekonomide görüntüdeki bu göz kamaştırıcı pırıltının yaldızlarının en ufak bir darbede dökülüp dökülmeyeceğini sorgulamak gerekir.

Geçen haftanın parlak gelişmelerinden Fitch’in kararının 4’e karşı 5 oyla alındığını ve notun devamının bir dizi şarta bağlandığını not etmek gerekiyor. Aynı şekilde sanayi üretimindeki kuvvetli aylık artışın arka planında ağustos ayına ait veride ölçüm hatalarının muhtemel olduğuna dikkat etmekte yarar var.

Yani karnede demokratikleşme notu kırık ama ekonomi notu da pekiyi değil.