Ekonomi seçim sonuçlarına nasıl yansıdı?

Ekonominin performansı ve sınıfsal dinamiklerin yanı sıra, kimlik ve kültürel değerler de seçmen davranışları üzerinde etkili.

Seçim öncesinde yazdığım Geçim seçime nasıl yansıyacak? başlıklı yazımda küresel kriz sonrası dönemde büyüme hızının düştüğünü, bölüşüm göstergelerindeki iyileşmenin durduğunu, bazı bölgelerde gelirde gerileme olduğunu ve bu durumun sandıkta AKP oylarına olumsuz yansıyacağını vurgulamıştım.

2014 seçim sonuçları, AKP oylarının 2009’a göre yükseldiğini ancak 2011’e göre düştüğünü gösterdi. İller itibariyle alınan sonuçlar o yazıda kullandığım grafikle ve gelir göstergeleriyle büyük bir paralellik gösteriyor.

Kişi başı gelirin (GSKD) Türkiye ortalamasından daha yüksek olduğu bölgelere zengin; daha düşük olduğu bölgelere yoksul diyelim. Kişi başı gelirin Türkiye ortalamasından daha hızlı arttığı bölgelere zenginleşiyor, daha yavaş arttığı bölgelere yoksullaşıyor diyelim.
2008’den bu yana zenginleşen bölgelerin toplam nüfus içindeki payı yüzde56. Doğal olarak bu bölgelerde AKP’nin, yoksullaşan bölgelerde ise muhalefetin oy oranının yüksek olmasını bekleriz. Bunun tek istisnası BDP oyları.

Yoksul bölgelerde iki partinin, AKP ve BDP’nin var olduğu dikkati çekiyor. Yoksul ama zenginleşen illerde AKP’nin oy oranının yüksek olması çok anlaşılabilir. Ancak buralarda AKP’nin yanı sıra BDP’nin de oylarının yüksek olduğu görülüyor. BDP’nin belediyeyi aldığı yerler arasında ekonomik durumun hızla iyileştiği iller var. Örneğin tarımsal desteklerin BDP oylarını AKP’ye kaydırdığı konuşuluyor.
Ekonomik durumdaki iyileşmeye rağmen BDP’nin aldığı yüksek oylar, geçim derdinin tek başına seçmen davranışını açıklamaya yeterli olmadığını gösteriyor. Kürtler için kimlik mücadelesi, ekonomik refah kazanımlarının önüne geçiyor.

Ankara, İstanbul, Kocaeli, Sakarya gibi çalışan ve yoksul kesimlerin nüfusta çok büyük bir paya sahip olduğu illerde de AKP’nin oy oranı yüksek.

Buna karşılık, AKP iktidara gelmeden önce refah seviyesinin yüksek olduğu ama AKP iktidarında yoksullaşan bölgeler, genelde
AKP’nin oy alamadığı yerler. Buraları CHP’nin kaleleri.

CHP’nin belediyeyi aldığı illerde ortalama gelir Türkiye ortalamasının üstünde. En tipik örnek İzmir. Son on sene içinde sadece 500 bin yeni istihdam yaratmış olan, işsizliğin yüzde15’lerde dolaştığı İzmir’de kişi başı gelir 2008-2011 arasında yılda ortalama yüzde0.4 oranında gerilemiş.

Ortalama gelirin Türkiye ortalamasının altında olduğu bölgelerde CHP sadece Hatay, Giresun, Zonguldak ve Sinop’ta belediye kazanabilmiş.

Büyük şehirlerde alınan oyların semtlere göre dağılımı da AKP’nin yoksul semtlerden, CHP’nin ise zengin semtlerden oy aldığını ortaya koyuyor.

MHP’nin en büyük başarısı ise yoksul ve daha da yoksullaşan bölgelerde. Bu kategorideki 21 ilin 13’ünü AKP, 3’ünü CHP, 5’ini ise
MHP almış. MHP’nin belediye kazandığı iller arasındaki Adana ve Mersin işsizliğin Türkiye çapında en yüksek olduğu birkaç bölgeden biri. Kürt illerinden çok yoğun göç alan bu illerde kültürel ve sosyal gerilimlerin yanı sıra iktisadi koşullar da zor ve giderek zorlaşıyor.

Seçim sonuçları, partilerin aldığı oyların arka planında sınıfsal dinamiklerin güçlü olduğuna işaret ediyor. Ancak, sınıfsal aidiyet tek belirleyici değil. Ekonominin performansı ve sınıfsal dinamiklerin yanı sıra ve bunlarla iç içe girmiş bir biçimde kimlik ve kültürel değerlerin de seçmen davranışları üzerinde etkili olduğu görülüyor. Bu etkinin en derin yaşandığı iki parti AKP ve BDP.

Seçim sonuçları muhalefetin işinin zannedilenden daha zor olduğunu gösterdi. Küresel kriz sonrasındaki zayıf ekonomik performans ve bu durumun bir süre daha devam edecek olması AKP’yi yıpratacak. Ekonomi belki muhalefet için elverişli bir zemin yaratacak ama kimlik değerlerini hiç dikkate almayan CHP-MHP işbirliği de bir alternatif oluşturamayacak.