Fırtına çıkıyor; dalkavuklar dümen başına!

Fırtınanın yaklaşmakta olduğu bir ortamda herhalde yapılacak en son şey dümeni işin ehli kaptanlardan alıp dalkavuklara vermek olur.

Türkiye dörtnala bir krize doğru sürüklenmiyor ama durum parlak da değil. 2011 sonundan beri manzara böyle. Ancak şimdi bu parlak olmayan durumun daha bozulması riski var. Bu riskin üç bileşeni var. Birisi içerideki siyasi tansiyonun yüksek olması; ikincisi küresel ekonomideki belirsizlik, finansal dalgalanmalardaki artış ve yavaşlama. Üçüncüsü ise içeride birikmiş yapısal ekonomik sorunların varlığı. Artık bir de ekonomi politikasında dalkavukların yol açabileceği basiretsizliklerin oluşturduğu risk var.

Küresel ekonomideki belirsizliğin süreceği belki de 2008’den bu yana net olarak öngörülebilir tek şeydi. Bu çapta bir krizin belirsizlik yaratmasından daha doğal bir şey olamaz. Kriz önlemlerinin zamanla uygulamadan kalkacağı ve yeni politika setiyle birlikte belirsizliğin artacağı da zaten biliniyor; bekleniyordu.

Belirsizlikle birlikte finansal piyasalardaki dalgalanmaların da artmasında şaşılacak bir şey yok. Geçen sonbahardan beri sakinleşmiş olan dünya piyasaları mayıs ayından beri yine diken üzerinde. Borsa endeksleri düşüyor, dolar değer kazanıyor, diğer para birimleri değer kaybediyor, faiz oranları artıyor. (Türkiye’de olanlar aslında başka yerlerde de oluyor. Sadece bizdeki daha derin; çünkü üstüne bir de siyasi gerilim ekleniyor). Dünya ekonomisinde beklenen toparlanma ise geciktikçe gecikiyor.

IMF geçen hafta özellikle gelişmekte olan ülkelerde riskin yükselmesini gerekçe göstererek büyüme tahminlerini aşağı çektiğini açıkladı. Arka planda farklı açıklamalar olabilse de, yavaşlama çok yaygın. Gelişmiş ülkelerde büyümenin bu sene %1.2 olacağı tahmin ediliyor. Gelişmiş ülkeler ise gelişmiş ülkelerden yüksek ama dünya talebini sürüklemek için yetersiz bir hızla, %5 büyüyebilecek.

Gelişmekte olan ülkelerdeki yavaşlama kısmen düşen hammadde fiyatları ve küresel talebin zayıflığı gibi konjonktürel nedenlerden kaynaklanıyor. Ama altyapı sorunlarının ve son dönemlerde düşen yatırımlar sonucu oluşan kapasite kısıtlarının, sadece kısa vadede değil, uzun vadede de büyümeyi olumsuz etkileme ihtimali yüksek.

ABD ekonomisinde beklenen iyileşme gecikirse, parasal genişleme politikasına devam edilecek. Ama son veriler, ABD ekonomisinin toparlanmakta olduğunu gösteriyor. 2014’ün 2005’ten bu yana en parlak yıl olması bekleniyor.

ABD’deki bu eğilimlerin sürmesi halinde ABD Merkez Bankası izlemekte olduğu parasal genişleme politikası uygulamasından bu sonbaharda vazgeçebilir. Uluslararası finansal piyasalar bu beklenen politika değişikliğine cevap olarak kurlarda ve faizlerdeki düzeltmeyi tamamlamışlarsa, bu değişiklik ikinci tur etkiye yol açmaz ve durum yavaşça normalize olur.

Ancak gelişmekte olan ülkelerdeki yapısal sorunlar bu ülkelerden yüklü miktarda sermaye çıkışına yol açarsa küresel piyasalar yeniden bozulur ve gelişmekte olan ülkelerde büyüme bir kez daha yavaşlar. Bu da dünya ekonomisini yavaşlatır.

Dünya ekonomisindeki gelişmelerin öngörülmesinin zor ve sonuçlarının ciddi olduğu bir ortamda Türkiye ekonomisi ne olur? Ne yapılmalı? Bunu ciddi ciddi tartışmak mümkün. Fakat Yiğit Bulut’un ekonomi konusunda Başbakanlık Başdanışmanı olduğu bir ülkede bunun ne anlamı olur bilemedim. Çünkü ekonomi teorileri telekinezi teorilerinden epey farklı.

Fırtınanın yaklaşmakta olduğu bir ortamda herhalde yapılacak en son şey dümeni işin ehli kaptanlardan alıp dalkavuklara vermek olur. Eğer ekonomik politikanın belirlenmesinde başdanışmanın düşünceleri etkili olacaksa vay halimize. Bu durumda ufukta kriz gözükmüyor lafımı bile geri almam gerekir. Eğer başdanışman fikirleri için değil de dalkavukluğu için taltif edilmişse, aslında bu da bir şeyi değiştirmeyecek. Çünkü dalkavukluğun taltif edildiği bir sistem yürümez.