Gidişat durağan tahminler dalgalı

Büyüme tahminleri yukarı çekilirken açıklanan veriler ekonomide durağanlık eğiliminin sürmekte olduğunu gösteriyor.

Türkiye ekonomisini severim; çok hareketlidir. İnsan hiç sıkılmaz; bir iner, bir çıkar. Her daim bir hareket vardır. Ya muazzam bir büyüme hikâyesidir yazılan ya da ciddi bir çöküş.
Sonra yıllar içinde bütün bu iniş çıkışların sonunda ne olmuş diye bakarsınız; bir de ne görürsünüz, bir arpa boyu yol gitmişsiniz. Ortalama olarak son derece vasat bir büyüme hızı. Gelişmiş ülkelerle fark hemen hemen aynı seviyede. Temel sorunlar hep aynı...
Aynen yurdum siyaseti gibi. Saman alevi gibi parlayan, birkaç haftada herkesi içine alan tartışmalar yine saman alevi gibi söner. Bir tartışmadan diğerine savruluruz; ama hiçbirini sonlandıramaz, bir yere bağlayamaz; hiçbir soruna sağlam, kalıcı çözüm getiremeyiz. 

Tahminler değişiyor
Bu sene ekonomide yukarıda çizdiğim çerçeve geçerli değil. Gidişat gayet durağan; ufukta ne kriz riski var ne de bir şahlanma. Haliyle bu durum ben dahil tüm ekonomistlerin işini zora sokuyor. Mesela sanayi üretim endeksini ele alalım. Endeks en az bir senedir 124 ile 130 arasında dalgalanıyor. Türkiye gibi sert iniş ve çıkışlara alışkın bir toplumda, böylesi bir durağanlık hikâyesi anlatan yazıları sonuna kadar okutmak için yazarın belagatinin çok kuvvetli olması lazım.
Galiba durağan ekonomik gidişat sadece ekonomi yazarları için değil, analistler için de sorun. Bu yüzden herhalde, biraz olsun heyecan yaratmak için büyüme tahminlerini bir arttırıp bir azaltıyorlar...
Ekonomi durağanlaşıp iniş çıkışlar törpülendikçe normal olarak tahmin yapmanın kolaylaşması gerekir. Geçmişe bakarak geleceği öngörmenin riski azalır. Bu da farklı analistlerin yaptığı tahminlerin birbirine yakın olmasına yol açar. Ama Türkiye’de öyle olmuyor.
Daha önce yazmıştım; bu seneye girerken yapılan tahminler arasında ciddi farklar vardı. Kimisi çok iyimser, kimisi çok kötümser idi. Ve tahminlerin nasıl seyrettiğine baktığımızda da bazılarının neredeyse hep aynı iyimserlikle geleceğe baktığını, bazılarının ise giderek daha kötümserleştiğini ve tahminlerini sürekli olarak aşağıya çektiklerini görmüştük. Şimdi, ne olduysa, kötümser olanlar tahminlerini yukarı çekmeye başladı. 

Renksiz bir büyüme
Bunlar arasında en kayda değeri IMF. IMF, eylül ayında Türkiye’nin 2012 büyüme tahminini yüzde 2,5 olarak açıkladı. Sonra, G20 maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantıları için hazırladığı küresel ekonomik gelişmeler raporlarında Türkiye büyüme tahminini ocak ayında yüzde 0,4’e çekti, bir ay sonra ise yeniden yüzde 2,3’e çıkarttı. Ve dünya ekonomisinin yüzde 90’ını oluşturan G20 ülkeleri arasında yaptığı tek büyüme tahmini değişikliği Türkiye için oldu. Dünya ekonomisi tahmini, AB, hatta Euro Bölgesi tahminlerinde bile bir değişiklik yok.
Bu nasıl iş anlamadım! Dünya ekonomisindeki gelişmelere bu kadar duyarlı olan bir ekonomide, bir ay içinde bu kadar ciddi zikzaklar, nasıl bir ekonomik akıl yürütme ile açıklanır; ben bilmiyorum.
IMF’nin tahminini yükseltmesinin ardından birçok başka kuruluşun da tahminlerini yükselttiğini gördük.
Büyüme tahminleri yukarı çekilirken açıklanan veriler ise ekonomide durağanlık eğiliminin sürmekte olduğunu gösteriyor. Sanayi üretimi ocak ayında bir sene önceye göre yüzde 1,3 azaldı. Üretim seviyesi 2010 sonundan beri neredeyse yatay seyrediyor. Kapasite kullanım oranı da 2010 Kasım ayından beri yüzde 74-76 arasında. Kredilere bakıyoruz, tüketici kredileri de ticari krediler de yüzde 45’lerden yüzde 25’lere doğru gerilemiş durumda.
Yani gidişat bu sene için yüzde 4 civarında renksiz bir büyüme hızına işaret ediyor.
Churchill 1940’taki ünlü konuşmasında İngiliz halkına “Size acı, kan, ter ve gözyaşından başka vaat edecek bir şeyim yok” demişti. Bu gidişat altında, benim de sizlere vasat bir ekonomik büyümeden ve renksiz, sıkıcı analizlerden başka vaat edebileceğim bir şey yok. Sanırım yürek çarpıntısından bıkmış olanlar için bu iyi haber. Ufukta kriz yok.