Gümrük Birliği'nden çıkmak alternatif değil

Türkiye ile AB arasında gümrük birliği değil de serbest ticaret anlaşması yapılmış olsaydı, Türkiye'nin AB'ye ihracatı yüzde 7.2 daha az olacaktı.

Geçen hafta Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin, “ABD ile AB arasında imzalanacak TTIP anlaşması içinde olmaması, Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını sürdürmesini imkansız hale getiriyor” sözleri gümrük birliği tartışmasını alevlendirdi.
Türkiye’nin içe kapanmasını tercih eden kimi çevreler, Bakan’ın sözlerini fırsat bildiler. Ulusalcı/milliyetçiler için Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri zaten hep sorun olagelmiştir. Bu kesimler “Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden vazgeçmesi söz konusu değil” diyen Zeybekçi’nin sözlerini, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden ayrılması gerektiği biçiminde yorumlamayı tercih etti. Oysa mesele, Gümrük Birliği’nden ayrılmak değil, günün koşullarına uyarlamak.
Gerçekten, dünya ekonomisi, Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girdiği 1996 yılından bu yana çok değişti.
Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisi içindeki payı arttı.
Tüm dünyada gümrük tarifeleri etkisiz sayılabilecek seviyelere indirildi ve kota uygulamaları kaldırıldı.
Çin dünyanın üretim üssü olarak sahnedeki yerini aldı.
2008 krizi en çok gelişmiş ülkeleri sarstı. AB ve ABD hala krizin etkilerini bertaraf etmekle uğraşıyor.
Avrupa Birliği en büyük genişleme sürecini tamamladı.
Bu gelişmeler karşısında AB, bir dizi serbest ticaret anlaşması (STA) ile ihracatını artırıp ithalatını ucuzlatmaya yöneldi.
Türkiye, AB’nin gerçekleştirdiği STA’lara birebir uymak durumunda. Ama bu zamanında Türkiye’nin ketenpereye getirilmiş filan olmasından kaynaklanmıyor. Bu bir tercih olmuş. Eski tercihi şimdi kandırılmışız gibi sunmak yanlış.
Bir başka yanlış da Gümrük Birliği’nin sonuçlarını değerlendirirken yapılıyor. Sanki diğer ülkelerle AB’nin imzalamış olduğu STA’lara uymak zorunda olmasak, bu ülkelerden ithalata yüksek vergiler koyarken ihracatı eskisi gibi sürdürebiliriz sanmanın tekabül ettiği bir realite yok. “Gümrük birliği olmasa gümrükleri yükseltiriz, ithalat azalır, cari açık düşer; Türkiye’ye mal satamayan Avrupalı şirketler mecburen gelir, burada yatırım yapar, büyüme artar, istihdam yaratılır” zannetmek, eski Cüneyt Arkın filmlerinde küffarla savaşılırken gökyüzünde uçakların göründüğü sahneler gibi. Yeni tarihsel dönemde, eski dönemin araçları kullanılmaz.
Bundan yaklaşık bir ay kadar önce Dünya Bankası, AB-Türkiye Gümrük Birliği Değerlendirmesi başlıklı bir rapor yayımladı. Bu rapor, gümrük birliğinin 20 yılının net bir resmini ortaya koyuyor: Eğer Türkiye ile AB arasında bir gümrük birliği değil de sıradan bir STA yapılmış olsaydı, Türkiye’nin AB’ye ihracatı %7.2 daha az olacaktı. AB’nin Türkiye’ye ihracatıysa %4.2 kadar daha az olacaktı. Yani gümrük birliğinden Türkiye, AB’ye oranla daha fazla yararlanmış.
Ancak dünya ekonomisindeki değişiklikler, Türkiye-AB arasındaki gümrük birliğinin eskisi gibi sürmesi halinde yararlarının çok sınırlı kalacağını ortaya koyuyor.
AB’nin yeni STA’ları, Gümrük Birliği’nin ilk dönemlerine kıyasla çok daha derin olduğu için Türkiye üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri de daha yüksek.
ABD ve AB arasında yapılacak olan Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) da bir başka endişe kaynağı. Bu ortaklığın tarifelerin kaldırıldığı bir düzenleme ile sınırlı kalması halinde, Türkiye’nin zararının 160 milyon dolar olacağı hesaplanıyor. TTIP’in daha derin bir anlaşma olması halinde Türkiye’nin zararı kuşkusuz çok daha fazla olacaktır.
Bu sorunların giderilmesinin yolu Gümrük Birliği’nden vazgeçmek değil, derinleştirmek. Bunun için Gümrük Birliği’nin tarımı ve hizmetleri kapsayacak şekilde genişletilmesi, karar verme sürecinde Türkiye aleyhine asimetrilerin azaltılması, STA’lar için paralel müzakerelerin resmileştirilmesi, vize kolaylıkları, karayolu taşımacılık izinlerinin serbestleştirilmesi gibi adımlardan oluşan bir paket üzerinde çalışmak gerekiyor.