Gündönümü

Eylül 2012 tarihe ya son evresine girilen ay olarak geçecek ya da krizin derinleşmesinin önüne geçilemediği tescillenmiş olacak.

Geçen hafta Türkiye’nin büyüme performansını değerlendirirken rakamların AKP’nin ekonomik modelinin teklemekte olduğunu net biçimde gösterdiğini yazmıştım. Geçmişte AKP’nin ekonomik performansının güçlü olmasını sağlayan Anadolu sermayesinin yatırım iştahı da orta sınıfın tüketim iştahı da ortada gözükmüyor. Bu yüzden büyüme hızı yüzde 3’lere gerilemiş durumda. Bu büyüme hızı kimseyi tatmin etmez. Kaldı ki bu mütevazı büyüme de ihracattan kaynaklanıyor. Devamı dünya ekonomisinin geleceğine fena halde bağlı. Bu nedenle bu yazıda biraz da dünya ekonomisindeki son gelişmelere göz atalım.
Eylül ayları tarihte hep önemli bir şeylerin olduğu aylardır. Herkes yaz aylarının rehaveti içindeyken kuluçkaya yatırılan nice olay eylülde patlak verir. Bu senenin eylül ayı da hem dünyada hem de Türkiye’de uzun süre hatırlanacak. Dünyada Avrupa ve ABD merkez bankalarının aldıkları kararlarla küresel krizde yeni bir evreye girdik. Türkiye’de ise AKP’nin iktidar modelinin temel belirleyicileri olan ekonomik ve siyasi istikrarın sonuna geldik.
Türkiye’nin yakın tarihinde 12 Eylül çok belirleyicidir. Sanırım gelecekte bir de 21 Eylül’ü Balyoz kararlarıyla hatırlayacağız. Bu senenin eylül ayı Kürt sorununun vicdanlarda açtığı yara ile de hatırlanacak. Bütün bu gelişmelere AKP dönemi Türkiye ekonomisinin pırıltısının kararması olgusunu da eklemek lazım. Kısaca, 2012 güz dönümü, geleceğin Türkiye’sini şekillendiren kritik dönemeçlerden birisi olacak.
Bu gündönümü dünya açısından da ilk kıvılcımlarını 2007’de gördüğümüz küresel krizin son fazına girilen ay olarak bilinecek. 

Küresel krizde son dönemeç
Öncelikle euro krizinde çok önemli gelişmeler yaşandı. Avrupa Merkez Bankası euroyu kurtarma planı doğrultusunda, borçlarını çevirmekte zorlanan ülkelere yardım kararı aldı. Ardından Almanya Anayasa Mahkemesi böyle bir sürecin işlemesinde ciddi bir riski ortadan kaldırarak Almanya’nın Avrupa İstikrar Mekanizması’na katılmasının yolunu açtı. Avrupa Merkez Bankası’nın aldığı bu kararla İtalya ve İspanya gibi ülkelerin kısa vadeli devlet tahvillerini herhangi bir miktar sınırlamasına tabi olmadan ama sterilize etme koşuluyla alarak bu ülkelere finansman sağlayacak. Fakat bu yardımı yapmasının çok önemli bir koşulu var: Yardımı alacak ülke, Avrupa İstikrar Mekanizması’nın dayatacağı tasarruf paketini kabul etmek durumunda olacak. Aynen bir zamanlar IMF karşısındaki gelişmekte olan ülkeler gibi. Türkiye’nin daha birkaç yıl öncesine kadar gayet yakinen bildiği bir süreç.
Avrupa’daki ülkeler bu boyunduruğu kabul edecek mi? Bekleyip görmek gerek. Ama bu kararın ardından İspanya ve İtalya’nın borçlanma maliyetleri hemen gerilemeye başladı. İşe yaramasını bekleyelim. Eğer işe yarayacaksa bu sadece euronun kurtulduğu anlamına gelmeyecek; aynı zamanda AB’nin çok daha kuvvetli bir siyasi birlik olma sürecine girdiğine işaret edecek.
Eğer yardım almanın önkoşulu olan siyasi boyunduruk fazla gelecekse Avrupa Merkez Bankası elindeki en önemli silahı da kullanmış ve cephaneyi tüketmiş olacak. Kararın hemen ardından İspanya Başbakanı’nın açıklamaları, dışarıdan dayatılan bir istikrar programına hiç de razı gelmeyeceklerini söylüyordu. Bu durumda kamu borcuyla boğuşan ülkeler eurodan çıkmaya zorlanacak ve bu da euronun sonunu getirecek. Yani ya ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ ya da elveda euro!
ABD’de ise merkez bankası enflasyonun yükselmesini tolere ederek işsizlikle mücadele için parasal genişlemeye gideceğini ve faiz oranlarını 2015 ortalarına kadar sıfıra yakın bir noktada tutacağını açıkladı. Bu, ABD’de çok zayıf olan büyümeyi destekleyecek.
Yani Eylül 2012 tarihe ya son evresine girilen ay olarak geçecek ya da küresel krizin her türlü önleme karşın derinleşmesinin önüne geçilemediği tescillenmiş olacak. Her şey daha iyiye giderse Türkiye’nin yüzde 3 civarındaki büyüme hızı da yükselecek. Aksi halde her şey baş aşağı çakılacak.