Hep kalkınıyoruz; biraz da adalet olsun

Türkiye'de 2002-2007 yılları arasında gelir dağılımında bir iyileşme gerçekleşiyor ama bu iyileşme 2007 yılından sonra duruyor.

Orta sınıfın profilini konu aldığım son yazıma bir okur “Eğer toplumun sadece yüzde 10.2’si 2400 lira ve üstü gelire sahipse nasıl olur da ekonominin ciddi bir iyileşme içinde olduğu savunulabilir” demiş. Ekonomiye ilişkin bu tür değerlendirmeleri çok sık duyuyoruz. “Etrafımda işsizlik çok yaygın ama işsizlik düşüyor diyorlar; bu nasıl iş?” diyen de var. “Bir nohut-bir pilav 10 lira olmuş; buna nasıl iyi ekonomi denir!” diyen de.

Ekonominin içinde bulunduğu durumu değerlendirirken iki şeyi birbirinden ayırmak lazım: 1. Ekonominin şimdi içinde olduğu durumun nesnel kıstaslara göre (diyelim uluslararası karşılaştırmalara göre) performansının tespit edilmesi. 2. Ekonominin şimdi içinde bulunduğu durumun zaman içindeki değişiminin tespit edilerek kendi içinde kıyaslanması. Bir de tabii, “İyi ama kimin için iyi?” kısmı var ki o da “iyi mi değil mi?” kadar önemli.

Bir ekonominin performansını çok farklı değişkenler üzerinden yola çıkarak değerlendirmek mümkün. Bu değişkenler arasında en sık kullanılanlardan birisi kişi başına düşen gelir. Bu açıdan bakınca, Türkiye 185 ülke arasında 65. sırada geliyor.

Bir Türkiyelinin ortalama geliri, gelişmiş bir ülke vatandaşının ancak üçte biri. Yani iyi değil, yüksek değil, sadece vasat bir performans. Ama bu performansın zaman içindeki gelişimine bakınca, son 10 yılda kayda değer bir iyileşme olduğunu da görüyoruz. Yani Türkiye kalkınma yolunda yavaş da olsa mesafe alıyor.

Kalkınmada alınan bu mesafeye rağmen adalet için aynı şeyi söyleyemiyoruz. Aslında kalkınmacı ekonomik zihniyet, birçok siyasetin temel kabulü. Daha fazla büyümek, daha fazla zenginleşmek, neredeyse hiç sorgulanmaksızın baş tacı ediliyor. Bu, sağ partiler kadar, çoğu kez sol partiler için de böyle. Kalkınmanın doğal ve kültürel çevre üzerindeki tahribatı sorgulanmadığı gibi refahın adil paylaşımı da ikinci plana atılıyor. AKP’nin de ekonomi politikalarında vurgu hep kalkınmadan yana oldu. Ama partinin adında kalkınmanın yanında bir de adalet var. Ara ki bulasın!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından geçenlerde yayınlanan Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları araştırması toplumdaki gelir adaletsizliğine işaret ediyor. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelire göre, hanelerin en zengin yüzde 10’u toplam gelirin yüzde 31,3’üne sahip. En zenginlerin yıllık geliri ortalama 33.700 TL. Bu da ayda 2800 liraya karşılık geliyor.

Gelir dağılımındaki adaletsizliğin en yaygın kullanılan göstergesi Gini Katsayısı. Yükseldikçe gelir dağılımındaki adaletsizliğin arttığını ortaya koyan bu göstergeye göre Türkiye dünyada gelirin en adaletsiz dağıtıldığı ülkeler arasında ön sıralarda yer alıyor. Ve son 10 yıla bakıldığında, yüksek büyüme ve zenginleşmeye rağmen bu durumda anlamlı bir değişiklik görülmüyor.

Türkiye’de 2002-2007 yılları arasında gelir dağılımında bir iyileşme gerçekleşiyor ama bu iyileşme 2007 yılından sonra duruyor. Bu da AKP’nin ilk iktidar döneminde uyguladığı ekonomi politikalarının orta sınıfların oy davranışlarını olumlu etkileme kapasitesine sahip olduğunu; ancak sonradan bu momentumun kaybedilmiş olduğunu gösteriyor.
Bugün ise ekonomideki yavaşlama, ne kalkınma ne de adalet için ümit veriyor.

Şimdilerde büyüme düşüyor, sanayi üretimi geriliyor, yatırımlar azalıyor, işsizlik artıyor, güven kayboluyor. Bu ortamda ekonominin iyi olduğunu ben savunmam.