Hoşçakalın...

Dönüşüm olanca hızıyla devam ediyor. Bu dönüşüm tamamlandığında oluşacak yeni düzenin daha iyi olması için çalışmak hepimizin boynunun borcu.

Radikal’deki son yazım. Radikal yayın hayatına internet ortamında devam edecek. Bir iktisatçı olarak makul buluğum bir karar. Ne de olsa iktisat teorisinde “yaratıcı yıkım” olarak adı konmuş bir süreçten bahsediyoruz.

Kapitalizmin bir iç çelişkisi olarak iş yapma biçimleri zamanla eskir ve karlı olmaktan çıkar, sistemin içine girdiği krizin aşılması için eski iş yapma biçimlerini kullanan işletmelerin kapanması, buradaki sermayenin yok olması gerekir. Eskisinden daha karlı yeni iş yapma yöntemleri geliştiren girişimler kapanan eski işletmelerin yerini alır. Schumpeter’in 1942 yılında yazdığı, Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi başlıklı eserinden beri, “yaratıcı yıkım” olarak adlandırılan bu sürecin kapitalizmin gelişimi açısından önemini biliyoruz. Aslında kapitalizmin bu özelliğini Schumpeter’den yaklaşık bir yüzyıl önce Marx’ın yazılarından beri biliyoruz.

Bilgi ve iletişim sistemlerindeki gelişmeler istisnasız tüm sektörlerde dönüştürücü bir işlev görüyor. Gazetelerin de bu gelişmelerden etkilenecekleri uzun zamandır konuşuluyordu. Bundan yaklaşık sekiz yıl önce The Economist’te son basılı gazetenin 2040 yılında son baskısını yapacağını okuduğumda çok şaşırmıştım. Aradan geçen zaman sürekli olarak kehaneti doğrularcasına çalıştı. Belki son basılı gazete yayın hayatını bundan çok daha önce terk edecek. Radikal’in yeni mecrasında yolunun açık olmasını diliyorum.

Basılı Radikal, çıktığı günden beri sürekli olarak evime giren gazete oldu. Son iki buçuk yıldır da yazdığım gazete… Radikal’de yazıyor olmak, Radikal’in nitelikli ve entelektüel okur kitlesine hitap edebilmek benim için büyük bir keyifti. Bu keyfi yaşatanlara sonsuz teşekkürler.

Biliyorum ekonomi yazıları, diğer yazılara göre daha az okunuyor. Etrafımda “ekonomi sayfasına gelince, gazetenin o sayfalarını olduğu gibi atlıyorum” diyenler bile oluyor.

Halbuki, ekonomi ve siyasetin böyle birbirinden kopartılması benim en şiddetle karşı çıktığım şey. Ekonominin bu kadar teknik bir uzmanlık alanı haline getirilmiş olması, siyasetle organik bağını kopartan, parçalayan bir şey. Oysa disiplin ilk ortaya çıktığında adı ekonomi-politik idi. Bu gün de dünyanın neresine bakarsanız bakın, tüm ekonomik değerlendirmeler siyasi analizle, tüm siyasi analizler de ekonomik durum değerlendirmesiyle başlar. Bu yüzden yazılarımda hep ekonomi ile politikanın karşılıklı etkileşimini merkeze alarak yazmaya çalıştım.

Ekonomi az okunuyor ama çok konuşuluyor. Siyasi analizlerin hepsi ekonomiden başlıyor. Fakat siyasi analiz yaparken mangalda kül bırakmayanlar, çoğu kez herhangi bir ekonomi yazısı okumaya hiç ihtiyaç duymuyorlar. Ekonomi yazısı okumak yerine, işkembe-i kübradan atılmış, kendinden menkul kabullere dayanıyorlar. Hal böyle olunca, bu siyasi analizlerin geçerliliği de en fazla bir sonraki seçime kadar oluyor.

Siyasetle ilgilenen ama ekonomi yazısı okumayanlara niye diye sorduğumda, ekonomi yazılarının sıkıcı olduğunu ve anlamadıkları çok fazla terim olduğunu söylüyorlar. Sahiden de çoğu ekonomi yazısı, ekonomistten ekonomiste yazılar oluyor. Ben tam tersine, yazılarımı hangi disiplinden olursa olsun, bu ülkeyi ve dünyayı daha iyi anlamak isteyenler okusun diye yazdım. Bu çabalara bir katkım olmuşsa ne mutlu bana.

Radikal’deki ilk yazım tam da Roboski katliamının sonrasına denk gelmişti. Eski yazılarımdan hiç alıntı yapmam; ama madem bu son yazı, kendi kendime koyduğum kuralımı esnetebilirim: 2 Ocak 2012’de “Muazzam bir dönüşümün tam ortasındayız. Bu sürecin tamamlanması vakit alacak. Ve tamamlandığında da dünya bugünkünden bir hayli farklı olacak” diye yazmışım.

Dönüşüm olanca hızıyla devam ediyor. Bu dönüşüm tamamlandığında oluşacak yeni düzenin daha iyi olması için çalışmak hepimizin boynunun borcu. Yeni mecralarda görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşçakalınız.