İhracat: Artıyor mu? Azalıyor mu?

İhracat artışı durduktan bir süre sonra da göreceğimiz resim ise maalesef dış ticaret açığının yeniden artması olur.

Gazetelerde iki gün arka arkaya birbirine tamamen zıt iki ihracat haberi: İlkine göre ihracat artıyor; ikincisine göre azalıyor. Herkes mi bu kadar balık hafızalı? Haberleştirenler, yayımlayanlar hiç mi dikkat etmez bunun okuyucuda nasıl bir algı oluşturacağına?
İhracat rakamlarının nasıl haberleştirileceği konusunu iletişimcilere bırakıp rakamların ne söylediğine bakalım.
Cuma günü Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) temmuz ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. Müjdeler olsun tadında karşılanan bu verilere göre temmuz ayında bir önceki senenin temmuz ayına göre ihracat yüzde 8,5 arttı; ithalat yüzde 1,5 azaldı ve sonuçta dış ticaret açığı yüzde 14,3 geriledi.
Cumartesi günü ise Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ağustos ayı ihracat rakamlarını açıkladı. Ekonomiden sorumlu bakanın üzgün yüz ifadesinin eşlik ettiği haberlerde bu olumsuz gelişmenin niye başımıza geldiği konusunda da bilgilendirildik. İhracat gerilemesinin baş sorumluları tabii olağan şüpheliler: Ekonomisini bir türlü toparlamayı beceremeyen Avrupa Birliği (AB) ve faiz oranını düşürmeyerek ve TL’yi değerli tutarak ihracatçının önünü kesen Merkez Bankası. 

Düşen dış ticaret açığının diğer yüzü
Dış ticaret rakamlarında iki etkiyi üst üste görüyoruz. Bir yandan iç talep zayıf ve üretim yavaşlıyor. Bu, üretim yapısı ithalata bağlı olan Türkiye için ithalatın azalması demek. Gerçekten de ithalat 2010’un sonlarından bu yana zayıf seyrediyor. İhracat ise her şeye rağmen bir artış eğilimi gösteriyor. Bu da dış ticaret açığının daralması anlamına geliyor. Dış ticaret açığındaki daralma hiç şüphesiz iyi bir şey. Ama ekonomide tek bir rakama bakarak doğru yorum yapılamaz. Daralan dış ticaret açığının da aslında ekonomideki durgunluğun bir yansıması olduğunu akıldan çıkartmamak lazım. Yani bir yüzünden baktığımda sevindiğimiz şeyin arkasına bakınca halimize ağlamamız gerekiyor.
Dış ticareti belirleyen iki temel dinamik talep ve fiyatlar. Fiyat dediğimizde de iki etkiye bakmamız gerekiyor: Kur etkisi ve malın kendi fiyatı. Türkiye fiyat açısından avantaj, kur açısından dezavantaj yaşıyor. Kurun yarattığı dezavantaj sadece TL’nin değerlenmesiyle de ilgili değil; dolar ve euro arasındaki çapraz kur da dış ticareti etkiliyor. İthalatı daha çok dolar cinsinden, ihracatı ise euro cinsinden olan Türkiye, dolar, euro karşısında değer kazandıkça kâr marjı sıkıntısı yaşıyor. İhracatçının performansı aslında ham rakamların ortaya koyduğundan bile daha iyi. Çünkü miktar olarak ihracat artışı daha yüksek. Ancak ihracat fiyatlarının gerilemekte olması ihracat gelirini azaltıcı etki yapıyor.
Talep cephesine gelince, ithalatı belirleyen iç talep, ihracatı belirleyen dış talep. Şimdilik zayıf iç talebin ithalatı sınırladığı anlaşılıyor. Yakında büyüme rakamları açıklandığında bu konuda daha fazla yorum yapmak mümkün olur.
Dış talep ise ihracatçı için hiç de iyimser bir tablo çizmiyor. Ve maalesef burada yapılabilecekler de çok sınırlı. Kimsenin fazla beklenti içinde olmaması lazım. Olmayacak duaya amin demektense, başa ne gelecek bilip, doğru önlemi zamanında almak evladır.
AB’ye ihracat zayıf ve bu gidişle zayıf gitmeye devam edecek. Ama burada suçu AB’ye atmanın da hiç manası yok. Çünkü AB’nin ithalatı içinde Türkiye’nin payı 2008 krizi öncesine göre gerilemiş durumda. Ama Çin ve Brezilya için aynı durum geçerli değil. Brezilya payını korumuş, Çin ise payını arttırmış. Bunun nedenleri üzerinde durmak gerekiyor.
Kaldı ki AB dışında da dünyanın her tarafından olumsuz haberler geliyor.
ABD Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke birkaç gün önceki konuşmasında ABD’deki toparlanma sürecinin hayal kırıklığı yarattığını söyledi. Çin’den sürekli olarak yavaşlama işaretleri geliyor. Bu koşullar altında ihracatta parlak bir performans beklemek lazım. İhracat artışı durduktan bir süre sonra da göreceğimiz resim ise maalesef dış ticaret açığının yeniden artması olur.