İhracatımızın makyajsız hali

Bir yıldır rekora koşuyormuş gibi görünen ihracata kötü haber: Rakamlara altını çıkartarak bakınca büyüme hızı yüzde 4'e düşüyor.

Geçen hafta açıklanan rakamlara göre ihracat rekora koşuyormuş. Üstelik krizdeki AB ülkelerine bile ihracatımızda patlama yaşanmış. Manşet rakamlar gerçekten de böyle bir tablo koyuyor ortaya. 12 aylık ihracat 150 milyar doları buldu ve bu sene için belirlenen hedef tutturulmuş oldu.

Bu rakamlar yayımlanırken gazetelerde bir başka haber daha vardı: ABD Kongresi, İran’a yeni yaptırımları görüşüyordu ve buna göre Türkiye İran’dan aldığı doğalgaz ve petrol karşılığını altın cinsinden ödeyemeyecekti. Son bir yıldır, bu yöntem sayesinde rekora koşuyormuş gibi gözüken ihracatımız için kötü haber. Çünkü rakamlara altını çıkartarak bakınca ihracatın büyüme hızı %4’e düşüyor.

İran’a altın ile ödemedeki sıkıntıların izini ihracatın ülkelere göre dağılımında da görmek mümkün. Ekimde İran’a yapılan ihracat bir anda fena halde hız kesti. İran’a ihracat ocak-eylül döneminde 2.5 kat artmışken artış hızı ekimde sadece %7 oldu. Eşanlı olarak İsviçre’ye ihracat 5 kat arttı. Böylece ekimde AB ülkelerine yapılan ihracat da artmış gibi gözüktü. Belli ki doğalgaz ithalatı karşılığında altın ödenmesi İsviçre üzerinden yapıldı.

Ben Türkiye ekonomisini değerlendirirken sadece buraya bakmanın eksik ve hatalı bir değerlendirmeye yol açabileceğini düşünüyorum. Hele ihracat performansını dünyadaki genel eğilimlerle karşılaştırmadan değerlendirmek iyice sorunlu. Böyle bakınca Türkiye’nin 2000’lerde göstermiş olduğu ihracat başarısının krizden sonra devam ettirilemediği çok net biçimde görülüyor.

2002-2007 döneminde dünyada cari fiyatlarla ihracat artışı %17 iken Türkiye ihracatını %27 arttırmayı başarabilmiş. 2001’de binde 5,1 olan Türkiye’nin dünya toplam ihracatı içindeki payı, 2008’de binde 8,2’ye çıkmış. Kriz sonrası ise dünya ticareti 2008-2011 arasında yılda ortalama % 4,2 artarken Türkiye’nin ortalama ihracat artış hızı %0,7 olmuş. Böylece Türkiye’nin dünya ticaretindeki payı 2011’de binde 7,4’e gerilemiş.

Bu rakamlara bakınca ben “İhracatımız rekora koşuyor” demek yerine, “Eyvah!” diyorum. Eğer rakamlara iktidarın ekonomik başarısını övmek amacıyla bakılırsa, her seferinde mutlaka bir şeyler bulunabilir. Ama bu işlerin giderek sarpa sarmasını hızlandırmaktan başka bir şeye yaramaz. Çünkü bugün için ihracatın sürdürülebilir biçimde artması, rekabet gücünün iyileşmesi demek; o da ancak yıllar sürecek bir çabanın sonucunda mümkün.

İhracatı arttırmak için maliyetleri düşürmeyi, verimliliği arttırmayı, ürün kompozisyonunu değiştirmeyi ya da yeni pazarlara girmeyi amaçlayan bütüncül bir yaklaşımın eksikliğinde tüm sorumluluk kur politikasına terk ediliyor. Sadece ulusal para biriminin değerini düşük tutarak kalıcı bir ihracat başarısı yakalandığı nerede görülmüş?

Bugün maalesef ciddiyet yerine, kof bir böbürlenme var. Ve bu kof böbürlenme belli ki ihracat başarısının gerçek aktörlerini de tatmin etmiyor. Beklentiler bunu gösteriyor. Birkaç rakam üzerinden yaratılan performans algısına rağmen beklenti anketleri farklı bir manzara çiziyor. Tüketici güven endeksine de sektörel güven endekslerine de karamsarlık hâkim. Piyasa gerçekten iyiyse insanlar niye bu kadar karamsar? Ya piyasalar söylendiği gibi iyi değil ya da siyasi tansiyon moralleri bozuyor. Ne de olsa şu anda Meclis’te bir saatli bomba var: BDP’li ve bağımsız milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılacak olursa Türkiye istikrardan çok şey yitirecek. Siyasi istikrarın olmadığı yerde herhalde kimse ekonomide başarı bekleyecek kadar saf değildir.