İhtiyarlık alametleri

Anlaşılan o ki AKP'nin ustalığı aynı zamanda yaşlanmaya, güçten ve çaptan düşmeye denk geliyor.

Dünyadaki gelişmelerden kopuk yaşama hali Türkiye’nin karakteristik özelliği. Ne zaman içine kapanmak yerine başını kaldırıp dünyaya baksa bunun olumlu sonuçlarını görüyoruz. İçe kapanma eğilimine yenik düşüldüğünde ise işler tersine dönüyor.
2000’li yıllara biraz da bu açıdan bakmak lazım. Gümrük Birliği, AB adaylık süreci ve altın çağını yaşayan dünya ekonomisine eklemlenme çabalarının Türkiye’ye getirisi yüksek oldu. AKP’nin başarısı bu süreci doğru yönetmekti. Sadece iç pazara dayalı büyümenin ciddi kısıtları var. AKP Türkiye ekonomisini, sadece İstanbul değil Anadolu üzerinden de dünya ekonomisine bağladığı ve ülke içinde de bunun için gereken düzenlemeleri yaptığı için başarılı oldu. Yani dünya üzerinde geçerli olan finansal liberalizm anlayışının gereklerini içeride düzgün biçimde hayata geçirdi. Bu, pastanın hızla büyümesi ve herkesin payına düşen pasta miktarının artması sonucunu verdi.
2008 sonrasında küresel ekonomideki sorunlar ve ardından AB’nin içindeki durum, “Biz bize yeteriz” anlayışının yaygınlaşmasına neden oldu. Pasta eski hızla büyümeyince pastanın paylaşımı önem kazandı.
Büyüme bugünden geleceğe olan döneme aittir. Kendinizi gelecek döneme uygun olarak biçimlendirirseniz hızla büyüyebilirsiniz. Paylaşım ise bugüne ilişkindir. Gelecekten umudunuz yoksa bugünkü payınızı arttırmaya bakarsınız. 

Bölüşüm mücadelesi artıyor
Bugünkü resme bakınca büyüme beklentileri pek parlak gözükmüyor. Sanayi üretimi yatay seyrediyor. İstihdam artışı durdu. Son açıklanan dış ticaret rakamları ekonomideki duraklamayı, tüketim ve yatırım harcamalarındaki azalmayı teyit ediyor. TL’nin dolar karşısında hızla değer kaybetmiş olduğunu dikkate alırsak bu daralmanın miktar olarak çok daha fazla olma ihtimali var. Ayrıca enerji fiyatları da düşük. İhracatta ise artışı AB dışı ülkeler sürüklüyor. AB ekonomisinde büyüme 2009’dan bu yana en kötü duruma işaret ediyor. Yani dış açıkta bundan sonra daha fazla düzelme ihtimali zayıf.
Diğer göstergeler de sorunlu: Enflasyon yüksek. TL değer kaybediyor, borsa düşüyor, faizler artıyor.
AKP hükümetinin politikaları da yarının ekonomisine hazırlanmaya yönelik olmaktan çıktı; vaziyeti idare etmeye odaklandı. Son bir hafta içindeki gelişmelerde bölüşümü sermaye kesimi lehine değiştirme iradesi açıkça görülüyor. Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda şirketleri daha fazla şeffaflığa, küçük pay sahiplerinin haklarını korumaya yöneltecek maddeler değiştiriliyor. THY’de grev hakkı bir yasa maddesi ile ansızın geri alınıyor. Teşvik yasasında gayet bonkörce tüm sermaye kesimlerine mavi boncuk dağıtma gayreti görülüyor.
Dünya 30 yıl öncesinin dünyası değil
Küresel kriz sonrası dünya ekonomisinde Türkiye gibi yükselen piyasa ekonomilerinin çekiciliği hızla düşüyor. Euro krizi uluslararası likiditenin yöneleceği adres olarak yeniden merkez ülkelerini ön plana çıkartıyor. Gösterge borçlanma maliyeti ABD’de 1946’dan, İngiltere’de kayıtların başladığı 1703’ten bu yana en düşük seviyeye geriledi. Danimarka ve Almanya gibi diğer güvenli limanlarda da durum benzer.
Finansal piyasalarda her türlü sert olumsuz gelişmeye hazır olmak gerekiyor. Bu hazırlık yok. Siz bakmayın söylemin tam tersi olmasına. Çıkartılan yasalar Türkiye’yi dünyada ayak sesleri çok yakınlaşmış olan tehlikeden korumayacak.
Son haftalarda hükümetin bir hatayı daha büyük bir hatayla, bir gafı daha gürültülü bir gafla örtmesi siyaset sahnesini oldukça hareketlendirdi. Ancak mesele sadece siyasetle sınırlı değil. Ekonomide de işler hiç iyi gitmiyor. Hükümet cephesinde ise öngörü, temkin ve hazırlık gibi kavramlar değil, kibir, övünme ve aldırmazlık gibi kavramlar rağbet görüyor.
Bu manzara ise Başbakan’ın seçim sonrasındaki ustalık dönemi iddiası ile taban tabana zıt. Anlaşılan o ki AKP’nin ustalığı aynı zamanda yaşlanmaya, güçten ve çaptan düşmeye denk geliyor.