İşte özlenen uzlaşma!

Teşvik paketleri hep birilerini mutsuz eder ama bu sefer öyle olmadı. İş dünyası paketin taleplerine cevap verdiğini açıkladı.

Geçen hafta hem büyüme verileri açıklandı hem de uzun bir süreden beri beklenen yeni teşvik sistemi. Birbirleriyle ilişkisi nedeniyle bugün ikisini birlikte ele alacağım.
Büyümenin 2010’da yüzde 9’un üzerinde 2011’de de yüzde 8,5 gerçekleşmesi, bu dünya konjonktüründe birçok ülkenin çok fevkinde bir performansa işaret etti. Ancak geçen yılın son çeyreğinde beklendiği gibi büyümenin yüzde 5,2’ye gerilemiş olduğunu gördük. 

Özel sektörle büyüme
Geçen hafta ekonominin uzun dönem büyüme ortalamalarına doğru gerilemekte olduğunu yazmıştım zaten.
Açıklanan büyüme rakamlarında benim dikkatimi en çok büyümenin tamamen özel sektör eliyle gerçekleştirilmiş olması çekti. Yılın tamamında kamunun büyümeye katkısı yok denecek kadar az. Hatta yılın son çeyreğinde kamunun azalan yatırım ve cari harcamaları büyümeyi 1 puan kadar aşağıya çekti. Rakamların altını çizdiği bir başka nokta da geleneksel olarak iç talebin sürüklediği büyümenin son çeyrekte dış talep ağırlıklı olmasıydı: Büyümenin neredeyse yarısı net ihracattan kaynaklandı.
Açıklanan teşvik paketi ekonominin bu son dönem büyüme eğilimlerine denk düşüyor. Amaç özel sektör eliyle büyümeyi hızlandırmak ve cari açığı daraltmak. Kamu maliyesi de teşviklerin bir risk oluşturmasından uzak bir noktada. 

Yeni teşvik paketi
İtiraf edeyim ki ben teşvik paketlerini pek sevmem. Teşviklerin ekonominin bir yerini düzeltirken başka yerlerini bozduğunu, bu yüzden astarının yüzünden pahalı olduğunu düşünürüm. Hele ki çok ayrıntılı, seçilmiş sektörleri desteklemek üzere tasarlanmış teşvik sistemlerinin hem ekonomik etkinlik sorunları yarattığına hem de siyaset ve iş dünyası arasında sevimsiz bir alışverişe yol açtığına inanırım. Bu yüzden yatay ve genel politikaları tercih ederim. Bunlar bir yana, açıklanan paketle kısa ve uzun dönemli sorunları doğru dengeleyen, teknik açıdan iyi tasarlanmış bir teşvik sistemi kurgulanmış.
Yeni sistem, bir öncekinin birçok sorununu da ortadan kaldırıyor. Bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesine verilen önem ve teşviklerin il bazında kurgulanmış olması çok yerinde. Büyük yatırımlara yapılan vurgunun düşürülmüş olması da olumlu.
Türkiye’de ekonominin iç içe geçen bir dizi sorunu var: İstihdam yaratma da bir sorun, düşük teknolojili ürünlere sıkışmış olmak da. Üretimin batıda, kıyılarda az sayıda ilde yoğunlaşmış olması da sorun, kümelenmenin getirdiği sinerjiden yeterince yararlanmamak da. Ulaştırmanın ülke içinde maliyet artışına yol açması da sorun, yüksek ithal girdi bağımlılığı da. İş bulmak da sorun, uygun nitelikli eleman bulmak da. Şirketlerin büyümek için finansman bulması da sorun, yurtdışı piyasalarda rekabet edebilmek için ölçek büyütmek zorunda olmak da. Enerji ve hammadde kaynaklarının kıtlığı da sorun, Ar-Ge ve inovasyon seviyesinin düşüklüğü de. Listeyi uzatmak mümkün.
İç içe geçen bu sorunlar yumağı, açıklanan teşvik paketinde olduğu gibi katı olmayan, esnek ve değişime açık bir sistem gerektiriyor.
Teşvik paketleri hep birilerini mutsuz eder. Şaşırtıcı biçimde bu sefer öyle olmadı. İş dünyası paketin taleplerine cevap verdiğini açıkladı. Ben de kendi çalışmalarımda yatırımların önünde benzer sorunlar olduğunu görmüştüm. Bu açıdan yeni teşvik sistemi, geçen sene TÜRKONFED üyeleri arasında yaptığımız ankette tespit ettiğimiz Anadolu’daki iş insanlarının illerinde karşılaştıkları sorunlar ve önerdikleri çözümler ile çok paralel (Yeni Dönem, Yeni Hedefler başlıklı TÜRKONFED yayını).
Pakete eleştiri pek yok. O kadar ki CHP’den bile olumsuz bir değerlendirme duyulmadı. (Galiba CHP hâlâ eğitim yasasını eleştirmekle meşgul. Korkarım daha teşvik sistemini incelemeye fırsat bulamadılar.) Yıllardır hep söylenen milli birlik ve beraberlik duygusu belki de böyle bir şeydir. Bu uzlaşmayı diğer sosyal ve siyasi meselelerimizde de görebilecek miyiz dersiniz?