Kadınlarla fark yaratmak

Kapitalizmin doğası gereği bazı sorunların nihai çözümünün olmayacağını bilelim ama somut adımların önemini de küçümsemeyelim.

Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı sanıldığı gibi azalmıyor. Toplu rakamlarda bir azalma eğilimi var ama bu esas olarak tarım toplumundan çıkmaktan kaynaklanıyor. Kentleşme, kadınların işgücüne katılımını uzun vadede arttırmakla birlikte ilk aşamada düşürüyor. Köyde, tarımda çalışan, eğitimsiz kadın, kente göçünce iş bulamıyor ya da bulduğu işin geliri, çalışmasından kaynaklanan ilave giderleri karşılamaya yetmediği için çalışmıyor.
Kentlerde kadınların işgücüne katılma oranı 2000 yılında yüzde 17’den 2011 yılında yüzde 25’e yükseldi. Yani ima edildiği gibi, AKP iktidarı altında toplumun genel muhafazakârlaşmasının sonucunda kadının eve kapanması gibi bir durum yok. Ben aslında Türkiye’deki feminist hareketin bu korkuyu geçersiz kılacak kadar da güçlü olduğunu düşünüyorum. Belki feminist hareket büyük bir kitlesellik yaratamadı ve iddialı hedeflerine ulaşamadı ama kendisine en uzak kesimlerin bile zihniyet dünyasını ciddi biçimde etkiledi.
Genel bir çerçeve ve bakış açısı, tabii önemli; ancak daha da önemlisi kadınların gündelik hayatında fark yaratmak. Bunun yegâne yolu da somut adımlar atmak. Somut bir adım, tüm kadınların, kadın oldukları için karşılaştıkları tüm sorunları çözmez ama belli sayıda kadının durumunun iyileşmesini sağlar. Bu somut adımlar üst üste konduğunda, genel amaca biraz daha yaklaşılmış olur. Kapitalizmin doğası gereği bazı sorunların nihai çözümünün olmayacağını bilelim ama somut adımların önemini de küçümsemeyelim. 

Engelleri kaldırmak
Geçenlerde gündeme gelen çalışan kadınlar için kreş desteği ve Sabancı Vakfı’nın hibe projeleri bana bir kez daha bunları düşündürdü.
Sabancı Vakfı farklı bir iş yapıyor. Parayı hayır işlerine doğrudan kendisi harcamak yerine, başka sivil toplum örgütlerine hibe olarak veriyor. Yerel sorunların çözümünde yerel örgütlerin daha etkili olduğu düşüncesiyle başka sivil toplum örgütlerinin projelerini destekliyor. Güler Sabancı “Böylece tek başımıza erişmekte zorluk çekeceğimiz, toplumun en kuytu köşelerine erişme imkânı buluyoruz” diyor. Verilen hibelerin yarısının, yeni kurulmuş ve daha önce proje yapmamış sivil toplum örgütlerine verilmesi de ayrıca hoş. Parasal destek sivil toplumun gelişmesi için bir kaldıraç işlevi de görüyor.
Sabancı Vakfı’nın destek miktarı bu sene 1.2 milyon lira gibi epey yüksek bir tutar. Desteklenen projeler kadınlara, gençlere ve engellilere dönük projeler. Bunlar arasında kadın kooperatiflerinin kurulması, kadın hakları eğitimi verilmesi, çocuk gelinler konusunda bilinçlendirme çalışmaları, zihinsel engelli gençlerin çalışacağı kafe, engelli kadınların hak temelli mücadelesinin desteklenmesi gibi projeler özellikle dikkatimi çekti.
Hibe verilen projelerden biri Karabiga’da 0-6 yaş çocuk bakımının mahalle içinde desteklenmesi yoluyla kadının sosyal ve ekonomik hayata katılımını arttırmayı hedefliyor. Bu, tam da yazının girişinde söz ettiğim, çocuk bakma zorunluluğunun kadını ekonomik hayatın dışına atması sorununa yönelik bir proje. Çocuk bakımının dışarıdan hizmet satın alarak yapılması ayda 500-600 liralık bir ilave maliyet ortaya çıkarıyor. Kadınların erkeklerden daha düşük ücret aldığı ve kayıtdışı istihdam edildiği bir ortamda, bu maliyet çoğu kadının çalışmak yerine evde kalmayı tercih etmesine yol açıyor.
Bu projeyle çocuk bakımı desteğinin kadınların işgücüne katılımını ne kadar etkileyeceğini görmek, kreş desteğinin genelleştirilmesinin sonuçlarını öngörebilmek açısından da önemli. Geçenlerde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in çalışan kadınların çocuklarına kreş desteği için düzenleme yapılacağı açıklaması yoğun gündem nedeniyle yeteri kadar tartışılamadı. Çalışan kadınların çocuklarına kreş desteği dünya uygulamalarına baktığımızda kadınların işgücüne katılımı üzerinde çok olumlu sonuçlara yol açıyor. Çalışan kadınların çocuklarına kreş desteği projesi daha fazla desteği hak ediyor.