Kalıcı yavaş büyüme

Gelişmekte olan ülkeler, zengin ülkelerde yavaşlayan talep nedeniyle ihracatlarını eskisi gibi arttıramayacak ve yavaşlayacak.

Dünya ekonomisi de Türkiye ekonomisi de yavaşlıyor. Oysa medyaya baktığınızda sanki her şey harika gidiyormuş gibi bir hava var. Fitch’in not arttırması bu havayı çok besledi. Türkiye’nin en büyük ekonomik sorunu olarak görülen cari işlemler açığının geçen seneye oranla üçte bir oranında azalmış olması, tüm risklerin ortadan kalktığı biçiminde yorumlandı. Cari işlemler açığındaki düşüşün aslında üretimdeki yavaşlamanın yansıması olduğu neredeyse tamamen göz ardı edildi. Adeta tek derdimiz not artışının içeriye çok fazla sermaye çekmesi ve bunun da tekrar cari açığa yol açması. Dünyadaki karamsar havaya karşılık Türkiye bu kadar iyi iken niye Moody’s tarafından da notunun arttırılmadığı hiç anlaşılmadı.

Bu ortamda küresel ekonomideki gelişmeler içeride yeteri kadar yankı yapmıyor. Ya da “Herkes zor durumdayken biz ne kadar iyiyiz” böbürlenmelerine neden oluyor. Öyle ki AB ekonomisindeki sorunlar, AB üyelik hedefinden uzaklaşmanın gerekçesi olarak sunuluyor. Burada giderek biriken bir ‘beklentilerin fos çıkma’ riski var. Eğer işadamından çalışanına herkes planlarını “İşler iyi ve daha da iyi olacak” diye yapıyorsa, buna göre borçlanıyorsa, üretimini buna göre planlıyorsa, beklentilerin gerçekleşmediği ortaya çıktığı anda vaziyet bir anda çok ciddileşir. Satılamayan ürünler, ödenemeyen borçlar, iflaslar, işten çıkarmalar arka arkaya gelir.

Küresel ekonominin altın çağı geride kaldı

Birçok kuruluş birbiri ardına dünya ekonomisine ilişkin tahminlerini aşağı doğru güncelliyor. Son olarak ABD’li düşünce kuruluşu Conference Board orta ve uzun vadeli dünya ekonomisi projeksiyonlarını yayımladı. Tarafsız ve güvenilir verileri ve tahminleri ile bilinen bu kuruluşun projeksiyonlarının IMF ve diğer kuruluşlarınkinden daha kötümser olduğu göze çarpıyor.

2006-2012’de yüzde 3,5’e gerilemiş olan dünya ekonomisi büyüme hızı 2013-2018’de daha da yavaşlayarak yüzde 3’e inecek. 2019-2025’te dünya ekonomisindeki büyüme yüzde 3,3’e hızlanacak olsa da bu geçmiş dönem ortalamalarının bir hayli altında kalacak.

Sadece gelişmiş değil, gelişmekte olan ülkeler de yavaşlıyor. 2006-2012’de sadece yüzde 1,2 büyümüş olan gelişmiş ülkeler 2013-2018 döneminde yüzde 1,8, 2019-2025 döneminde ise yüzde 1,6 büyüyecek. Gelişmekte olan ülkeler ise 2006-2012 döneminde yüzde 6,5 büyüyerek küresel krizin etkilerini hafifletmişti. Ancak önümüzdeki 5 yılda bu ülkelerin büyüme hızı yüzde 4,2’ye, 2019-2025’te ise yüzde 3,3’e inecek.

Conference Board tarafından yayımlanan bu projeksiyonların en çarpıcı tarafı, başta Çin olmak üzere gelişmekte olan ülke ekonomilerinin geçmişe göre çok daha yavaş büyüyecek olmaları. Hep dediğim gibi bu krizi farklı kılan uzun vadeli etkileri. Gelişmiş ülkelerdeki birikmiş borçların daha yıllar boyunca azaltılması zorunluluğu bu ülkelerde büyüme hızını sınırlayacak. Geçmişte ucuz işgücüyle ürettikleri malları buralara satarak hızlı bir büyüme gösteren gelişmekte olan ülkeler, zengin ülkelerde yavaşlayan talep nedeniyle ihracatlarını eskisi gibi arttıramayacak ve yavaşlayacak. Sonuç, tüm dünya ekonomisinin yavaşlaması olacak. Zaten baktığımızda, küresel kriz öncesinde üretim artışından iki kat daha hızlı artan dünya ticareti çok yavaşladı. Hatta yer yer ticaret artışı üretim artışının altına düştü. Türkiye’nin dünya ekonomisindeki ve ticaretindeki bu yavaşlamadan hiç etkilenmeyeceğini sanmak ahmaklıktan başka bir şey olmaz.
Conference Board projeksiyonlarına göre Türkiye’nin büyüme hızı önümüzdeki beş yılda yüzde 3,3’e, sonraki beş yılda ise yüzde 2,5’e inecek.