Kredi notunun içerdiği siyasi risk

Maalesef Başbakan'ın son konuşmaları içeriği ve üslubuyla siyasi riskin artmasına katkıda bulunuyor.

Başbakanımız her şeyi bilir; her konunun uzmanıdır. Sadece ekonomi ve siyaset de değil; edebiyattan heykele, tiyatrodan arkeolojiye sadece içerideki gelişmeleri değil, dünyadaki gelişmeleri de bilir ve takip eder. Her şeyi bildiği gibi toplumu da temsil eder. Halk neyi sever, neyi sevmez; ne halkın çıkarınadır, ne değildir; kim halkı düşünür, kim düşünmez; halkın laktoz intoleransı var mıdır, yok mudur, hepsini bilir. Ve bilmeyenlere öğretir. Ne de olsa her iki kişiden birinin oyunu almıştır.
Başbakan en doğrusunu bilip söyleyince, herkese de bu mutlak doğruya göre vaziyet almak düşer. Başbakan’la aynı fikirde olmayanlar, olsa olsa despot aydınlardır; parmağını sallayarak bu milleti aşağılayanlardır; hizaya sokmaya çalışanlardır. Her şeyi kendilerinin bildiğini iddia ederler. Neyse ki Başbakan yutmaz bunları. Hepsini hemen teşhis eder. Bu elitlerin sanatı sanat için yaptıklarını ama iş ekonomiye gelince, ekonomiyi ekonomi için değil, ekonomiyi ideoloji için yaptıklarını da bilir.
Standard & Poors’un Türkiye’nin kredi notunu durağana çevirmesini ‘yemez’. Bunun bedelini de ödetir: Standard & Poors’u bir kredi kuruluşu olarak tanımaz. Başbakan’ın bu çıkışı eminim kredi notu düşük olan ülkelerin içini rahatlatmıştır. Kredi notları yatırım yapanları bilgilendirmeye yarar. Demek ki artık Türkiye yatırım kararlarında bu kredi kuruluşunun verdiği notları kaale almayacak. Mesela kredi notu ‘hiç yatırım yapılamaz’ kategorisinde olan Pakistan ve iflas kategorisinde olan Belize’nin içi rahat edebilir. 

Kredi kuruluşlarının sicili
Kredi notu ölçümü yapan kuruluşların bu işi ne kadar iyi yapabildikleri tartışılır. Türkiye’nin kredi notunun neyi ne ölçüde ölçtüğü de tartışılabilir tabii. Yıllardır yakınılır Türkiye’nin kredi notunun olması gerekenin altında olduğundan: Bu düşük kredi notu, olsa olsa emperyalistlerin, Türkiye’nin düşmanlarının işidir. İşin ilginç tarafı, içeride yapmadığı sert eleştiriyi bırakmayan, felaket tellallığından hiç vazgeçmeyenler bile, söz konusu milli menfaat olduğunda (siz bunu ticari menfaat olarak da okuyabilirsiniz tabii) bu konuda ağız birliği yaparlar.
Başbakan’ın çıkışı, bu çıkışın küresel finansal düzen açısından taşıdığı tüm olumsuz tınılara rağmen pek cılız bir itirazla karşılandı. 

Türkiye’nin notu
S&P Türkiye’nin notunu değiştirmedi ama pozitif olan görünümünü durağana düşürdü. Bu not Türkiye’nin kredi notunun yatırım yapılabilir seviyeye çekilmesi gerektiğini düşünenlerde hayal kırıklığı yarattı.
Kredi notunun kendisi aynı kalırken görünümün değiştirilmiş olması, ekonomik performansın geçmişe göre daha az parlak olacağını ima ediyor. Oysa Başbakan konuşmasında hep geçmişin rakamlarını kullanarak S&P’nin kararını eleştirdi, bu eleştiriye katılanlar da aynı çizgide durdu.
Ancak rakamlara biraz bakınca durum da aynen bu. Geçen sene yüzde 8,5 olan büyüme bu sene fena halde tökezliyor. Büyüme gerilerken enflasyon yükseliyor. Geçen sene yüzde 4’e kadar gerilemiş olan enflasyon yüzde 11’in üzerine çıktı. Enflasyondaki bu yükselme diğer gelişmekte olan ülkelerde enflasyon yavaşlarken meydana geldi. İhracattaki artış durdu; hatta nisan ayında ufak bir gerileme oldu. AB’nin durumu ortada. Zayıf dış talep ve gerileyen büyüme ortamında cari açığın milli gelire oranının düşürülmesi zor. Düşen büyüme ve yeni teşvik sistemi, kamu maliyesi için bir risk.
S&P Türkiye’nin görünümünü bu koşullar altında pozitiften durağana çevirdi. Açıklamada daha düşük dış talep ve kötüleşen ticaret hadlerine vurgu yapıldı.
Ama kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notu belirlerken dikkate aldıkları değişkenlerden birisi de siyasi risktir. Ekonomik koşullar pozitif olmaya devam etse bile siyasi riskin artması kredi notuna yansır. Maalesef Başbakan’ın son konuşmaları içeriği ve üslubuyla siyasi riskin artmasına katkıda bulunuyor. Başbakan başkalarına kızacağına dönüp kendi konuşmalarına baksın.