Mucizenin sonu

Ekonomi tökezlediğinde, yani orta sınıflar tüketemez, Anadolu sermayesi de yatırım yapamaz hale geldiğinde ne olacak?

Aujourd’hui, rien”: “Bugün hiçbir şey yok.” Bastille’in düştüğü gün 16. Louis günlüğüne bu notu düşmekle meşguldü. Ben Marie Antoinette olmadığım için kral hazretlerine hak verip methiyeler düzmek yerine bu satırları yazıyorum. (Ortalık zaten kadın-erkek Marie Antoinette’lerden geçilmiyor.)
Geçen hafta Türkiye için 2012’nin ikinci çeyreğine ilişkin büyüme rakamları açıklandı. Herkes ekonominin yüzde 2,9 büyümüş olmasına pek bir sevindi: Zaten bu sonuç kudretli büyüklerimizin bizim iyiliğimizi düşünerek planladıkları bir şeydi. Maazallah daha hızlı büyürsek sonra ekonomi çok kötü olurdu. Bu nedenle yumuşak iniş politikası uygulandı ve çok başarıyla uygulandığı için büyüme hızı yumuşakça düştü.
Gerçi bu düşüşün yumuşak mı yoksa beklendiğinden biraz daha sert mi olduğu konusunda fikir ayrılıkları çıktı ama olsun. Benim derdim farklı. Ben yüzde 3 büyümenin ardına biraz daha iyi bakılması gerektiğini düşünüyorum. 

Tüketim harcamaları ve yatırımlar geriledi
Çünkü ekonomi büyümüş gözükse de tüketim harcamaları ve yatırımlar fena halde geriledi. Büyüme ihracat sayesinde oldu. Normal zaman olsa bu duruma bakıp sevineceğim. Ama yurtiçi talebin bu kadar daraldığı bir ortamda, ne anladım ben ihracatla büyümekten! Ekonomi biraz yavaşladı diye hem tüketim hem yatırım azalmaz. Bunun arka planını kurcalamak lazım. Hele ki özel sektör yatırımlarının yüzde 8 azalmış olması çok ciddi bir gösterge. Demek ki ‘durum kötü’ diyenler bunu salt muhalefet yapmak için söylemiyormuş. Türkiye’de yatırımlar kriz dönemleri haricinde bu hızla daralmaz.
Yatırımların ve tüketimin geriliyor olmasının arkasındaki siyasi işareti doğru okumak lazım. AKP’nin ekonomik mucizesi hep Anadolu sermayesinin desteğine ve yeni orta sınıflara bağlandı şimdiye kadar. Anadolu sermayesi de her türlü sermaye gibi ekonominin realiteleri ile hareket eder. Ekonomide işler sarpa sararsa Anadolu sermayesi de yatırımı keser. Ya da siyasi risklerin artmakta olduğunu anlarsa beklemeye geçer. Aynen şimdi olduğu gibi.
Türkiye’de orta sınıf AKP döneminde çok güçlendi. Milyonların yaşam standardı değişti. Tüketime aç bu sınıflar ekonominin çarklarını hızlandırdı. Ama belli ki bu orta sınıfın da morali bozuk ve şu sıralar pek tüketme heveslisi değil. Hanehalklarının artan kredi kullanımına ve istihdam rakamlarına bakınca tüketimin kısılması ekonomik olmaktan çok moralle, geleceğe ilişkin kaygılarla ilişkili olsa gerek.
Bugün yatırımların düşmesi, gelecekte istihdam yaratılmayacağı anlamına gelir. İstihdam gerilerse orta sınıf hiç tüketemez. Çarklar dönmez. Morallerin bozulmasıyla başlayan süreç birden ekonomik gerçeklik kazanır. Anadolu sermayesi yatırımlardan sonra bu sefer üretimi de kesmek zorunda kalır. 

Anadolu sermayesi ve orta sınıflar nerede?
Türkiye’nin uzun dönem büyüme hızı yüzde 4,5 civarındadır. 2002-2007 döneminde bu hız yüzde 7 oldu. Çok ciddi bir hızlanma. Bu hızlanma sayesinde AKP oylarını her seçim arttırmayı başardı. 2012’nin ilk yarısında ise büyüme hızı yüzde 3’e düştü. İşin kötüsü, gelecek daha güzel günler vaat etmiyor.
Her şeyden önce dünya ekonomisinde işler iyi değil. Avrupa ve ABD merkez bankalarının aldıkları kararlara finansal piyasaların tepkisi olumlu oldu. Ama bu kısa vadedeki tepkiye bakıp fazla sevinmemek lazım. Çin’den Brezilya’ya, Amerika’dan Japonya’ya gelişmiş ve gelişmekte tüm ülkelerde büyüme eğer varsa, gayet zayıf. Bu zayıf büyümeyle Türkiye’nin ihracatını sürdürmesi pek zor. Hele ki geçen dönem ihracat artışının esas olarak İran ve Libya gibi, ‘bugün böyle, yarın ne olacağı belli olmayan’ ülkelerden kaynaklandığını dikkate alırsak... Ortadoğu’ya yapacağımız ihracatla ekonomimiz eskisi gibi canlı gider diye rüya görmemek lazım.
Ekonomi tökezlediğinde, yani orta sınıflar tüketemez, Anadolu sermayesi de yatırım yapamaz hale geldiğinde ne olacak? Bu soruya yanıt vermek beni aşar; ama herhalde AKP kurmaylarının cevapları hazırdır.