Ne şahane ne berbat

Ekonomi şahane değil. Ama kapıda bir kriz de yok. Kuruntulara da, hüsnükuruntulara da rağbet etmemek lazım

Ahmet Altan “Ekonomiyi bu kadar şahane yöneten AKP niye siyaseti yönetemiyor” diye yazıyor son günlerde. “Akıllı biri bana, ekonomisi bu kadar iyi giden, ekonomik verileri neredeyse mucizevî parıltılar gösteren, bütün ülkeler işsizlikten kırılırken işsizliği azaltan bir ülkenin neden siyaseten bir iğneli fıçının içinde yaşamak zorunda olduğunu anlatsın” diyor ve durumu ekonomisi iyi giden bir faşist diktatörlüğe benzetiyor. Ben o her şeyi iki cümleyle açıklayacak akıllılardan olmadığım için bu işe kalkışmayacağım ama en azından ekonominin hiç de şahane olmadığını söyleyebilirim. Üstelik bu yorumda tek başıma da kalmam. Çünkü şu sıralarda sanırım hiç kimse ekonominin mucizeler yarattığını düşünmüyordur.

Bir de tam tersi yorumlar var. AKP karşısındaki muhalefetin ağırlıklı bölümü de ekonominin çok kötü olduğu, her an bir krize gireceğimiz görüşünde. CHP kadar BDP ve sol muhalefet açısından ekonomi tam bir felaket.

İşsizlik azalmıyor ama artmıyor da Bundan birkaç hafta önceydi. Bir arkadaşım “İşsizliğin niye bu kadar çok yükseldiğini yazsana” dedi. Ben “nasıl yani?” diyebildim sadece. Çünkü rakamlar tam, ama tam tersini işaret ediyor.

Bu konuşmanın üzerine istihdam rakamları açıklanınca evire çevire, tüm ayrıntılarına kadar tekrar baktım. İşsizliğin artmakta olduğuna ilişkin hiçbir ipucu bulamadım.

Mayıs ayına ait işsizlik oranı yüzde 8,2. Bu rakam elimizdeki 2005’te başlayan veri seti içindeki en düşük rakam. Zaten gazetelere de böyle yansıdı. Ama bu bir tek rakama bakarak işsizliğin azaldığını söylemek de mümkün değil. Mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 9 ve son beş aydır yaklaşık bu seviyelerde.

Peki,Türkiye genelini yansıtan işsizlik oranı bu kadar net biçimde bir artış olmadığını ortaya koyarken arkadaşım işsizlikte korkunç bir artış olduğu konusunda niye bu kadar emin? Bunun bir açıklaması işsizlik sorununun bölge ve sektörler arasında farklılaşması olabilir. Nihayet Bodrum’da yaşayan bir sanatçı olarak yaptığı gözlemlerden yola çıkarak ekonominin kötüye gittiğini ve işsizliğin arttığını düşünmesini anlayabilirim. Ama İstanbul’dan, gençlerden, farklı sektörlerden verdiği ısrarla örnekler, rakamların işaret ettiğinden çok farklı bir manzara koyuyor ortaya.

Bu noktada yapılabilecek üç yorum var: 1. Bu tür tartışmalarda hep ima edildiği üzere, “aslında işsizlik çok yüksek ama hükümet bunu saklıyor; bu yüzden rakamlara yansımıyor” görüşü. Tabii ki yok böyle bir şey. Bu bana pek acınası gelen bir tavır. Siyaset yapma becerisinde havlu atmak, “yerim dar, oynayamam” demek gibi bir şey. Karşımızdaki kolu bükmeye gücümüz yetmediğinde, işi komplo teorilerine, dış güçlerin müdahalelerine vs bağlamak Türkiye’de çok alışkın olduğumuz bir tavır. Ancak korkarım bu tavrın tek pratik sonucu etkili muhalefet şansını kaybetmek oluyor.

İkinci olasılık ise toplulaştırılmış rakamların tek bir duruma işaret ediyor olmasına karşılık, aslında hemen her bölgede ve her sektörde birileri ekonomik olarak eskisine göre daha iyi durumda iken birilerinin de eskisine göre daha kötü olması. Yani eskiden kapıların kapalı olduğu geniş bir mütedeyyin kesimin şimdi her alanda eskinin makbul sayılanları ile rekabet halinde olması. Şimdiye kadar bunu bürokrasi ve işdünyası boyutunda çok duyduk. Bunun orta ve düşük gelirli kesimler için de geçerli olması muhtemel.

Üçüncü olasılık da işsizlik meselesinin siyaseten abartılıyor olmasının yarattığı algı. İktidar nasıl ki olumlu gelişmelerin altını çizmeye eğilimli ise muhalefet de olumsuzlukları abartır.

Fiili durum ise bu ikinci ve üçüncü olasılıklar arasında bir yerde olsa gerek. Ekonomi şahane değil. Ama kapıda bir kriz de yok. Kuruntulara da hüsnükuruntulara da rağbet etmemek lazım. Kulaklarda eski bir tekerleme izlenimi bırakıyor olabilir ama her zaman için ‘somut durumun somut tahlili’nde fayda vardır.