Negatif sarmal- Pozitif sarmal

Yunanistan meselesinin çözümü siyasetten geçecekse Türkiye ekonomisinin performansı da siyasi gelişmelere bağlı olacak.

Ekonomi okumaya karar verdiğimde kararımın arkasındaki itici güç dünyayı değiştirmek hevesiydi. Dünyayı değiştirmenin öyle sandığım gibi kolay olmadığını anladım. Ama sağlam bir neoklasik iktisat eğitiminden geçmiş olsam da ekonominin hiçbir zaman sadece ekonomi olmadığı düşüncemi hep korudum. Tuhaftır, piyasaları doğru okumak ve doğru tahmin etmekte bile Marksist ekonomi-politik bakış açısının acayip işe yaradığını gördüm. Çünkü liberal ekonomi teorilerinde de çoğu kez iş gelir insanların davranışlarına, beklentilerine dayanır. Ve insan ekonomik kararlarını, içinde bulunduğu sosyal-siyasi çerçeve içinde alır.
Bu ekonomi-politik vurgusunu yapmama neden olan iki faktör var; biri yurtdışı, diğeri yurtiçi. Yunanistan ve Kürt sorununda son birkaç haftada alınan mesafe.
Yunanistan ve Euro Bölgesi’ndeki borç sorunu çoktan ekonomik olmaktan çıktı. Yunanistan euroda kalsa da çıksa da her iki durumun da hem Yunanistan’a hem de AB’ye çok ciddi bir ekonomik maliyeti var. Bu maliyetler az buçuk tahmin edilebiliyor. Ama bir de işin siyasi maliyeti var. Bunu öngörmek çok daha zor.
Yunanistan her ne kadar ekonomik büyüklük olarak AB’nin ancak yüzde 2’si, siyasi olarak da AB’nin güney ucunda bir ülke olsa da Yunanistan’ı kurtarmak için atılacak adımların veya Yunanistan’ın eurodan çıkmak zorunda kalmasının etkileri, bu görünür öneminin ima ettiğinden çok daha yüksek olacak. Çünkü her iki durumda da başka ülkelerdeki insanların düşünceleri, talepleri değişecek.
Yunanistan’ın ekonomik sorunlarına bu geniş pencereden bakmak gerekiyor. Yunanistan’ı AB içinde tutacak adımlar atılamazsa bu Avrupa uzlaşmasının sonunu getirecek. İtalya’da geçen hafta sendikaların yaptığı protesto gösterilerinde “AB’nin ne yapabildiği ortada; AB’den izin almayacağız” söylemi sadece bir örnek.
Oluşabilecek negatif sarmalın herkes farkında. Bu yüzden çözüme hâlâ şans vermek gerekiyor.
Yunanistan’ın geleceği, Türkiye’yi ekonomik olarak da siyasi olarak da etkileyecek.
Türkiye 2001’den sonra ekonomik ve siyasi istikrarın birbirini beslediği bir pozitif sarmal yaşadı. Bu pozitif sarmal bu seneye kadar devam etti. Türkiye yakın tarihinde daha önce hiç böyle bir süreç yaşamamıştı. Bu yüzden ekonomik gelişme ve siyasette normalleşmenin birbiri üzerindeki pozitif etkisinin getirisi daha da yüksek oldu.
Tersinden okursak, bu pozitif geri besleme sürecinin durması veya tersine dönmesi, bu sefer de aşağıya doğru hızla derinleşebilecek bir negatif sarmala yol açabilir. Üstelik böyle bir süreç başladığında kolay kolay geri çevrilemez. Bu yüzden herkesin adımlarını çok dikkatle atması gerekiyor.
Ekonominin durumu ortada. Eski parlaklık çok uzakta kaldı. Büyüme yok. İşsizlik yüzde 9’a çakılı kaldı. Talebin azalmasına ve enerji fiyatlarının gerilemesine rağmen enflasyon yüzde 8. Yunanistan kaynaklı bir krize karşı Merkez Bankası da diğer ülkelerdeki merkez bankaları gibi hazırlık yaptığını açıkladı. Ama küresel kriz karşısında para ve maliye politikasının alanı 2008’e kıyasla çok daha dar.
2008’de faiz oranları 10-12 puan aşağı çekilebilmişti. Bugün reel faizler sıfıra dayanmış durumda. Enflasyon bu seviyelerdeyken faiz indiriminden medet umulamaz. Bütçe ocak-mayıs döneminde iyi gözüküyor. Ama detaylara bakınca, düşen büyümeyle beraber vergi gelirleri de azalıyor. Vergi gelirleri yüzde 11 artarken faiz dışı bütçe giderleri yüzde 15 artıyor. Bu sene vergi affının ilave gelir etkisi de yok. Yani bütçe politikasında da müdahale alanı daralıyor.
Ekonomide mevcut durumun nahoşluğuna karşılık bir aşırı güven, dünyaya yukarıdan bakma ve 2023 hedeflerine kör inanç durumu var. Yüksekten uçup yüksekten düşmenin maliyeti yüksek. Nasıl ki Yunanistan meselesinin çözümü siyasetten geçecekse Türkiye ekonomisinin performansı da siyasi gelişmelere bağlı olacak.