Nereye gidiyoruz?

Merkez Bankası'nın ciddi bir risk gördüğünün işaretlerini veren bu üslup, ekonomi ve iş dünyası için fazlasıyla tedirgin edici.

Geçen hafta sadece Türkiye’de değil birçok ülkede piyasalar hop oturdu, hop kalktı. Bundan sonra ne olacak? Önce neleri bildiğimizi bir özetleyelim:
ABD Merkez Bankası, muhtemelen önümüzdeki 6 ay içinde aşırı genişlemeci para politikasından vazgeçecek.
ABD’deki politika değişikliği, uluslararası fonların gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere kaymasına yol açacak.
Azalan uluslararası likidite, açık veren ülkeleri finansman sorunu ile karşı karşıya bırakacak.
Bu durum finansman sorunu olan ülkeleri çoktan etkilemeye başladı, özellikle geçen hafta en zayıf 5 ülke denilen Endonezya, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye’de borsalar çakıldı, para birimleri tepetaklak gitti, faizler yükseldi, rezervler azaldı.
Türkiye, küresel likiditedeki yön değişikliğinden etkilenecek. Ama bütçenin sağlam, kamu borçlarının düşük olması daha vahim bir durumu engelliyor.
Ekonomi 2011’in son çeyreğinden beri yavaşlıyor; beklentiler iyileşmiyor; yavaşlamanın sona ereceğine ilişkin kuvvetli bir işaret ortada yok.
Yavaşlamaya rağmen dış açık yükselmeye devam edecek.
TL’deki değer kaybı ve petrol zamları enflasyondaki düşüşü sınırlayacak.
Merkez Bankası, faiz arttırımına gitmek istemiyor. Bu da reel faiz oranlarını sıfıra yakın tutacak.
Merkez Bankası, TL’nin daha fazla değer kaybetmemesi için yeni araçlarla piyasalara müdahale edecek.
Bildiklerimiz geleceği tam olarak okumaya yetmiyor. Çünkü “Ne zaman” ve “Ne boyutta” sorularını yanıtlayamıyoruz. En büyük belirsizlik kaynağı ise ABD.
Bu bildiklerimizin yanı sıra dünya ekonomisinde bilmediklerimiz de var:
AB ekonomisi düzelmeye devam eder mi? AB Merkez Bankası ne derece genişlemeci bir politika izler?
Çin’deki yavaşlama daha derinleşir ve gelişmekte olan ülkelerdeki büyümeyi biraz daha aşağı çeker mi?
Japonya’da büyüme hızlanır ve küresel talebe olumlu destek yapar mı?
Küresel likiditedeki yön değişimi ‘Yükselen Piyasa Ekonomileri Krizi’ni tetikler mi?
Bunların üzerine bir de siyasi belirsizlikleri koymak gerekir.
Bölgedeki siyasi dengesizlik nasıl şekillenecek?
Olası bir Suriye müdahalesi enerji fiyatları ve dolayısıyla cari açık ve enflasyon üzerinde nasıl bir etki yapar?
Eylülde hükümet karşıtı gösteriler yeniden yükselir mi?
‘Barış Süreci’nin bir sonraki aşamasına geçilebilir mi? Yoksa süreç tıkanır ve siyasi tansiyonda sert bir yükselme olur mu?
Bu belirsizliklere bağlı olarak önümüzde geniş bir ihtimaller spektrumu açılıyor. Merkez Bankası’nın bu belirsizliklere ilişkin muhakkak elinde daha fazla bilgi ve tahmin yeteneği vardır. Ama yine de çok net konuşabilmek mümkün değil. Bu durumda nokta tahminleri vermek kehanetten öteye geçmez.
Peki o zaman Merkez Bankası Başkanı niye bu kadar net konuştu? Niye 1.92 TL gibi bir hedef koydu? Niye bir teknisyen gibi değil de bir siyasetçi gibi davrandı? ‘Dövizin belini kırmak’ gibi ekonomik analistlere değil de sokaktaki vatandaşa hitap ettiği her halinden belli olan tabirleri neden kullandı? Hepimiz yalancı çoban masalıyla büyüdük. Doğru çıkmayan kehanetlerin sonunda inandırıcılığın kaybolacağını biliriz. Merkez Bankası Başkanı da bilir.
Türkiye, siyaseten zor bir döneme giriyor. Önümüzde üç seçim var. En fazla iki yıllık bu süreçte ekonomik durumun bugünkünden daha kötüye gitmesi hafife alınamayacak bir ihtimal. Bu ihtimal varken Merkez Bankası, bir kez kullanılabilecek bir silahı şimdi kullanmayı tercih etti. Yoksa şu anki risk çok mu ciddi? Merkez Bankası Başkanı’nın üslubu sokaktaki vatandaşı sakinleştirebilir. Ancak Merkez Bankası’nın ciddi bir risk gördüğünün işaretlerini veren bu üslup ekonomi ve iş dünyası için fazlasıyla tedirgin edici.