Ölümler engellenemezse vebali hepimizin

İnsanın kendi hayatını yok olmaya bıraktığı bir ortamda ekonominin iyi ya da kötü olmasının ne önemi var ki!

Ekonomi insan içindir. İnsanın iyiliği için konuşuruz büyüme hızından, enflasyondan ve cari açıktan. Piyasalar da, tüketim de insan olduğu için vardır. İnsan yoksa ekonomi de olmaz; değil ki iyisi, kötüsü.
Bugün 70 cezaevinde 700’e yakın insan kendi bedenini yavaş bir yokoluşa yatırmış durumda. Ölüm orucunda 47, hatta 48. güne girildi artık. Gelen haberler feci. İnsanlar yavaşça ölüyor. İnsanın kendi hayatını yok olmaya bıraktığı bir ortamda ekonominin iyi ya da kötü olmasının ne önemi var ki!
Aklımda bu düşünceler, yine de ekonomi haberlerini takip ediyorum. İçeride bayram nedeniyle ekonomi haberleri çok kısır. Şirket haberlerini geçiyorum. Tam bayram öncesinde enflasyon raporu açıklanmıştı. Merkez Bankası enflasyon tahminini 1.2 puan yükselmişti. Sonra 2013 programı da açıklanmıştı. Hani bütçe içinde silah ve savunma payının yüksekliği ile gündeme gelen... Ama savunma harcamaları zaten hep yüksektir ve üstelik gözlerden ve denetimden gayet de iyi gizlenir. Bu konuları geçiyorum, gözüme Fatma Şahin’in kadınların çalışmasını özendirmek üzere kreş yardımını arttıracaklarına ilişkin açıklaması ilişiyor. Başka zaman olsa çok önemseyebileceğim bir konu. Ama aklımda hapishanelerin önünde çocuklarının haberlerini bekleyen anneler. Bu konuyu da geçiyorum. “Türkiye’nin kredi notu artar mı artmaz mı? Ne zaman artar?” tartışmalarına şimdi girmek ise hiç mi hiç ilgimi çekmiyor.
Dışarıda ne olup bitiyor diye göz atıyorum. Avrupa’dan ve Amerika’dan olumlu sayılabilecek haberler dikkatimi çekiyor. Yunanistan sert önlemler yerine takvimin iki yıl ötelenmesi konusunda kreditörleri ile anlaşmak üzereymiş. ABD’de büyüme hızı % 2 ile beklentilerin üzerine çıkmış; İngiltere de 3. çeyrekte %1 büyümüş; bu son 5 yılın en iyi oranıymış. Avrupa’da küçülme hızı azalmış. İyi haberler ama zaten böyle olmasını bekliyorduk. Yani yeni ve sarsıcı bir şey yok.
Sarsıcı olan içerideki ölüm oruçlarının kritik eşiğe gelip dayanmış olmasına rağmen yeni katılımlarla devam ediyor olması. Hükümet tam bir suskunluk içinde. Muhalefet ise bayram kutlamalarını nerede yapacağı telaşında. Ölüm oruçlarında bedende nelerin meydana geldiğine ilişkin bir yazıyı okuyorum. Bu yazıdan sonra hapishanelerden ölüm orucundaki kadınların durumlarına ilişkin gelen haberlerle içim daha kötü oluyor. Bedenlerinde kalıcı hasar noktasına gelmiş bu kadınlar için ölüm orucunda bir sonraki aşama gelmeden çözümün bulunması gerektiği fikri zonkluyor kafamda.
Osman Baydemir’in çağrısını bir kez daha okuyorum: “Bu çağrımdır. Aklınıza gelebilecek herkese ulaşmak istiyorum. Herkesin mutlaka yapabileceği bir şey vardır”. Yaşar Kemal’in “Bugün insanların ölüm pahasına talep ettikleri, demokrasilerde insan haklarının içindedir. Bir kişinin açlık grevinde ölmesini izlemek acıların en büyüğüdür. Bu insanlığa yakışmaz. Ölümler engellenemezse vebali hepimizin olacaktır” sözlerine sonuna kadar katıldıklarını belirten İpek Çalışlar, Rakel Dink, Lale Mansur, Zeynep Tanbay ve Deniz Türkali’nin yaptıkları açıklama, benim de düşüncelerime tercüman oluyor. Açlık grevlerindekilerin anadilde eğitim ve savunma hakkı ve Abdullah Öcalan’a tecritin sona erdirilmesi talepleri, herhangi bir demokrasi içinde kendiliğinden yerine getirilmesi gereken talepler. Bu talepler için insanlar ölmeye yatmışken bugün ekonomiden söz etmek bana zül geldi.