Önce Kapital, ardından Manifesto

Fransız iktisatçı Piketty'nin kitabının ilgi çekmesinin nedeni, gelir ve servet dağılımındaki bozuklukların kapitalizmin devamını tehdit ediyor.

Geçen yaz Fransa’da çıkan bir kitap Mart ayında Amerika’da yayınlandıktan sonra tüm dünyada dikkatleri kapitalizmin varoluşsal sorunlarına çekti. Fransız iktisatçı Piketty’nin “21. Yüzyılda” alt başlığı ile yayınlanan Kapital adlı kitabı en çok satan kitaplardan biri haline geldi.

Kitabın başarısının sırrı doğru zamanda doğru konuya el atmış olması. 2008 krizi, krizi ortaya çıkaran koşullar ve müdahale yöntemleri, bu krizin esas yükünü taşıyan kitlelerin çok büyük tepkisini çekmişti. ABD’deki “biz yüzde doksan dokuzuz” hareketi, Avrupa’yı, özellikle de krizden en derin etkilenen Yunanistan ve İspanya’yı sarsan sokak hareketleri, Arap ülkelerindeki isyanlar, finansal küreselleşmenin kitlelerin gelir ve refah seviyelerinde yol açtığı tahribatın işaretleriydi.

Kitlelerin hoşnutsuzluğunun ulaştığı boyut, sermayenin merkezinin de kayıtsız kalamamasına yol açıyor bir süredir. Bu konuları hiç gündemine almayan sağ liberal dergilerde gelir adaletsizliğinin boyutları ve azaltılması gerektiği üzerine yazılar çıkıyor. En son geçen ay, IMF yayınladığı Dünya Ekonomik Görünümü raporunun bir sayfalık önsözünde son bölüm gelir adaletsizliğine ayrılmıştı. IMF’ye göre finansal krizin etkileri yavaşça ortadan kalkıyor, ancak şimdi de gelir adaletsizliği gündeme damgasını vuruyor: makroekonomik istikrarın önündeki en ciddi tehlike gelir dağılımındaki sorunlar. Piketty’nin kitabının bu kadar çok ilgi çekmesinin başlıca nedeni, gelir ve servet dağılımındaki bozuklukların kapitalizmin devamı için tehdit edici hale gelmiş olması.

Kitabın en önemli katkısı, şimdiye kadar yararlanılmamış vergi istatistiklerini bir araya getirerek gelir ve servetin sürekli olarak küçük bir azınlığın elinde toplanma eğiliminde olduğunu göstermesi ve 1914-1970 arası kapitalizmin altın çağında gelir ve servet dağılımında görülen düzelmenin tarihsel bir istisna olduğunu ileri sürmesi.

Piketty’ye göre dağılımdaki adaletsizliği birikmiş serveti yok eden savaşlar azaltmıştı. Piketty iddiasını daha da ileri taşıyarak kapitalizmin geçmişte olduğu gibi gelecekte de adalet sağlayamayacağını, çünkü servetin birikme hızının her zaman ulusal gelirin artış hızından daha fazla olduğunu ileri sürüyor. Gerçekten de büyüme hızlarının gerilediği ve daha da düşmeye devam edeceği bir ortamda, servetin giderek küçük bir azınlığın elinde toplanması, kapitalizmin sürdürülemezliği tartışmaları açısından merkezi önemde.

Kitabın benim için en önemli özelliği, ekonomi-politiğin geri dönüşünü simgelemesi. Uzunca bir zamandır ekonomi deyince, politikadan bin bir ihtimamla ayrıştırılmış, bunun bir gereği olarak matematiksel ifadelere indirgenmiş olan bir alan geliyordu akla sadece. Piketty’nin kitabı bu bilinçli ayrıştırmayı tersine büküyor.

Matematiksel denklemlere yer vermeyen kitap, çok ciddi bir çabanın ürünü olan veri seti ve istatistiklerin dışında ekonomide pek de rastlanmayan bir kaynağı, romanları yoğun olarak kullanıyor: Balzac ve Austen’ın anlatıları, rakamların kuru kaldığı zengin-yoksul karşıtlığını anlamanın ve anlatmanın cazip yöntemleri oluyor. Örneğin, enflasyonun servet dağılımı üzerindeki etkisini anlatırken Necip Mahfuz’un ve Orhan Pamuk’un romanlarına da atıf yapılıyor.

Kitaptan çıkan sonuç, gelir ve servet dağılımını iyileştirmek için kapitalizmden medet ummak yerine servet sahibi birisi ile evlenmek çok daha garantili bir yöntem! Piketty, sermayenin giderek az sayıda elde toplanmasının kaçınılmazlığı karşısında çözüm olarak üst gelirlerin yüzde 80’e varan oranda vergilendirilmesini öneriyor.

Kitaptaki bazı görüşlerinin izlerini, AB’de adım atılmayan sorunlar karşısında Piketty’nin geçen hafta bir grup aydın ve akademisyenle birlikte yaptığı “Avrupa için Manifesto” başlıklı kampanya çağrısında da bulmak mümkün.

Anlaşılan şu meşhur hayalet tekrar Avrupa’nın üzerinde dolaşmaya başlamış!