Önce küçüğü düşün!

Bugünün birçok dev şirketinin işe bir KOBİ, hatta bir mikro girişim olarak başladığını hatırlamak gerekir.

Cumartesi günü yapılan genel kurulunda TÜRKONFED, Avrupa KOBİ Birliği UEAPME’ye üye oldu. Türkiye iş dünyasının küreselleşme sürecinde çok olumlu bir gelişme.

Küreselleşme sürecinin artıları ve eksileri var. Eksileri yönetilemezse, artılar sadece bir avuç büyük şirketin kazanç hanesine yazılıyor, zararlar ise işçilerden KOBİ’lere kadar çok geniş bir kesimin. Bu nedenle birçok ülkede küreselleşme karşıtı hareketler kuvvetli.
İthalat yapılan ülkenin (mesela Çin) ücret seviyesi daha düşük ve çalışma koşulları daha kötüyse, bu durum ücretlerin düşmesine ve çalışma koşullarının kötüleşmesine neden oluyor. Bunun teorik zeminini Heckscher-Ohlin-Samuelson modelinde bulmak mümkün. ABD’den Türkiye’ye gözlemler de zaten teoriyi destekliyor.

Modern dış ticaret teorileri de küreselleşmenin KOBİ’ler için oluşturabileceği tehditlere işaret ediyor.

Dünyadaki üretimin yaklaşık üçte birinde ölçeğe göre artan getiri geçerli. Yani şirket ne kadar büyükse maliyetlerini o kadar düşürebiliyor. Üstelik ölçeğe göre artan getirinin önemli olduğu ürünlerin dünya ticaretindeki payı giderek artıyor. Günümüzün üretim teknolojileri ve ekonomik modeli gereği, büyük şirketler küreselleşmenin nimetlerinden ziyadesiyle yararlanırken küçük şirketler yok olup gidiyor.
Burada bir noktayı vurgulamakta fayda var: büyük şirket derken meseleye küresel ölçekte bakmak gerekiyor. Örneğin bir Danone karşısında, bizim yerli tüm büyük süt ürünleri üreticileri küçük kalacaktır.

Öte taraftan, yine hem teori, hem gözlem, küreselleşmenin tüketiciler için çok avantajlı olduğunu gösteriyor. Daha ucuz ürünlerin ithal edilmesiyle geniş halk kitleleri daha bol çeşidi daha ucuza tüketebilir hale geliyor.

O zaman yapılması gereken küreselleşme sürecini doğru yönetmek. Hem halkın daha ucuza tüketim yapabilmesi için ithalat kısıtlamalarını kaldırmak, hem de KOBİ’lerin iflasa sürüklenmesini, piyasaların rekabetçi yapısının bozularak tamamen büyük şirketlerin, dev bir-iki çokuluslu şirketin kontrolü altına girmesini önlemek gerekiyor. KOBİ’lerin ekonomi içindeki önemine salt bir esnaf güzellemesi, ucuz popülizm olarak bakmak ciddi bir ekonomi politikası hatası olur. Bugünün birçok dev şirketinin işe bir KOBİ, hatta bir mikro girişim olarak başladığını hatırlamak gerekir.

Mesela dünyanın en büyük perakende zinciri Wal-Mart, 1962’de, ABD’nin küçük kentlerinde indirim marketleri kurma fikrini patrona beğendiremeyen bir çalışan tarafından kurulmuştur.

Demek ki asıl mesele, KOBİ’lerin büyüyebilecekleri ve büyük şirketler tarafından piyasadan silinmeyecekleri, onlarla rekabet edebilecekleri bir ekonomik sistemi hayata geçirebilmek.

AB bu amaçla “önce küçüğü düşün” ilkesini uyguluyor. Cumartesi günü yapılan TÜRKONFED genel kurulunda, Avrupa KOBİ Birliği UEAPME’nin Başkanı, AB’deki işletmelerin yüzde 99.9’unun KOBİ, yüzde 92’sinin 10 kişiden az çalışanı olan mikro işletmeler, yarısının ise tek kişilik işletmeler olduğunu söyledi. TÜRKONFED’in Başkanı Süleyman Onatça ise AB’nin KOBİ’leri krizden korumak için özel önlemler aldığını vurguladı. 2010-2012 yıllarında AB üyesi ülkelerde KOBİ’leri desteklemek üzere toplam 2 bin 400 önlem alınmış. Bu her bir ülke için yılda neredeyse 90 önlem demek.

“Önce küçüğü düşün” ilkesini Türkiye 2011 yılında benimsedi. Ne kadar hayata geçiyor derseniz, sanırım diğer birçok alanda olduğu gibi ilkeler kağıt üzerinde şık duruyor, ama iş uygulamaya gelince unutuluyor. KOBİ Strateji ve Eylem Planı’nda ve Onuncu Kalkınma Planı’nda bu ilkenin uygulanması için bir dizi önlem sayılmış. Aralarında en dikkat çekici olanı kamu alımlarında KOBİ’ler lehine düzenleme yapılması.
KOBİ’leri büyük şirketler karşısında mağdur eden iş hayatı düzenlemelerinin ayıklanması, KOBİ’ler için gelişme fırsatı yaratmakla kalmayacak, Türkiye’de hep sorunlu olagelmiş devlet-işadamı ilişkisinin kayırmacılıktan temizlenmesine de vesile olacaktır.