Sen kendini burada kaybetmedin ki

Ekonomi politikaları ne kadar düzgün olursa olsun, CHP için esas sınav ekonomi politikasında değil, demokratikleşme ajandasında.

CHP’nin kurultayında Kılıçdaroğlu konuşmasının önemli bir bölümünü ekonomiye ayırmış. Gerçi kurultay bu yönüyle değil de CHP’de artık olağan gündem maddesi haline gelmiş olan değişim tartışmalarıyla gündeme oturdu. Ama niyetim CHP’nin ne hızda ne kadar değiştiğini, değişebileceğini tartışmak değil.
Benim CHP’nin açıklamalarından, Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarından edindiğim izlenim hiç kimseyi dışlamamak adına yönsüz, renksiz, kokusuz bir politika yapma pratiğinin sürdüğü. Bu pratik bana hiç cazip gelmiyor. Ama aynen AKP’de olduğu gibi, kendisi demokrat olmasa da bunun demokratikleştirici bir süreç olduğunu da görmek gerekiyor. Sosyal demokrat bir partide olması gereken nitelikler konusunda kılı kırk yarmayacaksak, Türkiye’nin geçirmekte olduğu dönüşümün CHP’yi de etkisi altına almaya başladığını söyleyebiliriz. Sosyal demokrat değilse de en azından parti olma konusunda bir kıpırtı var CHP’de. 

Seçimler ve ekonomi
Kurultay CHP’nin önümüzdeki seçimlerde izleyeceği politikaların ve ekibin hazırlığı olarak yorumlandı. Ekonominin, bir siyasi partinin politikaları içinde çok önemli bir yer tutması doğal. Kaldı ki AKP’nin seçim performansının arka planında, esas başarısının ekonomide olduğunu kabul edenler için, CHP’nin gelecek seçim dönemindeki başarısı da ekonomide yaratacağı güvene bağlı olacaktır.
Kim ne derse desin, AKP iktidarı döneminde Türkiye ekonomisinin topyekûn performansının iyi olduğu aşikâr. Bu nedenle “CHP iktidara gelirse ekonomi batar” diye düşünen geniş bir kesim var. CHP’nin oylarını arttırabilmesi için öncelikle bu kesime güvence vermesi gerekiyor. Basında kurultaydan önce çıkan haberlere bakılırsa, birileri bu güvencenin en iyi yolunu Kemal Derviş’te görmüş anlaşılan. Ama Kemal Derviş’in hazırladığı ekonomik programı başarıyla uygulamış olan bir AKP karşısına programın ilk sahibini ortaya çıkartmakla alternatif üretilmiş olmaz; seçim kazanılmaz.
Olumlu olan şeye, olumsuz demekle bir yere gidilemediği de o kadar aşikâr ki. Kılıçdaroğlu konuşmasında işsizlik rakamlarının yüksekliğinden yakınırken, işsizliğin düşmekte olduğuna ilişkin yeni veriler açıklandı. TÜİK’in mevsimsel etkilerden arındırılmış serisine göre, verilerin mevcut olduğu 2005 yılından bu yana işsizlik oranı en düşük seviyeye inmiş.
Bir de Türkiye ekonomisindeki genel iyileşmeden yeteri kadar nasibini alamamış kesimlerin ve ilk kez oy verecek genç seçmenin durumu var. Bunun için de yapılması gereken AKP döneminde ekonomideki sorun alanlarına işaret etmek ve her birisi için yeni politikalar önermek. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasındaki insangücü kaynağı ve beceri geliştirme vurgusunu bu çerçevede yorumladım. Bor ve toryum madenleri geyiğinin bir kenara bırakılıp, ekonominin gelişiminde insan gücü ve eğitim vurgusunun yapılmasını yerinde buldum.
Ekonomi politikası alanında bir şey umulacaksa bunun yolu, eldeki programın nasıl rektifiye edilmesi gerektiğinden geçmeli. AKP’nin de dayandığı program esas olarak 2008 küresel krizinden önceki dünya düzenine ait bir program. Ancak, ekonomi politikaları ne kadar düzgün olursa olsun, bunların CHP’ye istediği seçmen desteğini sağlayacağı konusunda çok şüpheliyim. Çünkü esas sınav ekonomi politikasında değil, demokratikleşme ajandasında.
CHP’nin ekonomi konusundaki çabaları bana Yılmaz Güney’in Arkadaş filminin son sahnesini hatırlattı. Öğrencilik yıllarından tanışan iki arkadaşın yıllar sonra karşılaşmasının hikâyesinin anlatıldığı filmde, bu iki arkadaştan sonradan zenginleşmiş olanı (Cemil) üzerinden sıkı bir burjuva değerleri eleştirisi yapılır. Âzem, yaşadığı tatil yöresinde karşılaştığı Cemil’i, geçirmiş olduğu değişimle yüzleşmeye zorlar. Çorak bir arazide geçmişiyle hesaplaşan ve bomboş bozkırda adını haykırarak kendini arayan Cemil’e Âzem’in ünlü repliği şöyledir: “Sen kendini burada kaybetmedin ki burada bulasın!”
CHP de AKP’yle siyasi yarışı ekonomide yitirmedi ki ekonomide bulsun.