Sorun çözmeyi bilememek!

Ortalama eğitim ve problem çözme kapasitesi düşük olduğu sürece, Türkiye'nin yüksek katma değerli üretim yapısına geçebilmesi mümkün değil.

Türkiye’de son zamanlarda tekrar edile edile klişeleşmiş bir söz var: katma değer içeriği daha yüksek ürünler üretmek gerekiyor. Ama nasıl?
Sorununun cevabı basit: daha fazla teknolojik gelişme ve inovasyon yaparak. Daha bundan 60 yil önce Nobelli iktisatçı Solow büyümenin esas olarak teknolojik gelişmeye dayalı olması gerektiğini göstermişti. Zaten bugünün gelişmiş ülkelerinin zenginliği, sanayi devrimi dediğimiz teknolojik sıçramaya dayanıyor.

Peki, Türkiye teknolojik gelişmeyi ve inovasyon dediğimiz yenilik yapma becerisini nasıl artırır? Bunun birincil koşulu eğitim sistemini düşünen, sorgulayan, eleştirebilen bireyler yetiştirecek biçimde değiştirmekten geçiyor. İnovasyonu yapacak insanların düşünme becerileri aynı kaldığı sürece, bu konuda verilecek teşvikler de, şirketlerin inovasyon süreçlerini nasıl organize edecekleri de ikincil planda kalmaya mahkum.

OECD’nin Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) ülkelerin eğitim performanslarını karşılaştırmalı olarak ölçme imkanı veriyor. Geçen ay açıklanan bir araştırma, çocukların neyi ne kadar öğrendiğine ek olarak öğrendikleri bilgileri gerçek hayatta karşılaştıkları sorunları çözmede ne ölçüde kullanabildiklerini ölçümlüyor. 15 yaş grubu öğrencilerin yaratıcı problem çözme becerileri karşılaştırmasında Türkiye, 44 ülke arasında 34. sırada yer alıyor.

Buna göre her üç öğrenciden biri problem çözme yeterliliğinin daha ilk basamağına bile gelemiyor. OECD ortalamasında ise çocukların sadece beşte biri sorun çözmeyi bilemiyor. Türkiye’deki öğrencilerin sadece %2’si çok karmaşık problemleri çözebilme kapasitesine sahipken, OECD ortalamasında bu oran %11. Üretiminde yüksek katma değerli ürünlerin payının yüksek olduğu Kore ise problem çözme becerisi en yüksek ikinci ülke.

Problem çözmeyi beceremeyince siyasi, iktisadi, ya da gündelik, bütün problemler çözülmeden üst üste yığılıyor. İnovasyon ise doğal olarak hak getire!

PISA karşılaştırmalarında üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektiren ezberlerimize ters iki şaşırtıcı sonuç var:

Bunlardan ilki, Türkiye’deki öğrenciler bilgi seviyelerinin gerektirdiği problem çözme becerilerine sahip değiller. Durum, matematik becerileri yükseldikçe daha da kötüleşiyor. Yani en iyi eğitimden geçen çocukların sorun çözme becerileri tam bir hayal kırıklığı. Çok şey bilen, ama bildikleriyle ne yapacağını bilemeyen nesiller yetiştiriyoruz.

İkinci şaşırtıcı sonuç ise meslek liselerine giden öğrencilerin performansı beklentilerin üzerinde. Türkiye’de 15 yaş grubundaki öğrencilerin yüzde 38’i meslek liselerine gidiyor ve bu öğrencilerin problem çözme becerileri genel liselerdeki öğrencilerden daha iyi.

TÜSİAD’ın “PISA 2012 Sonuçları: Yaratıcı Problem Çözme Becerileri” başlıklı OECD raporunun tanıtım toplantısında konuşan Columbia Üniversitesi’nden Francisco L. Rivera- Batiz, 2003 yılından bu yana Türkiye’nin PISA başarısının yükseldiğine dikkat çekti. Batiz, bu yükselmenin yarısının Türkiye’de kişi başına gelirin artması gibi sosyoekonomik nedenlerden kaynaklandığını vurguladı. Performans artışında, düşük gelirli ailelerin çocuklarının gittiği okullarda ve kırsaldaki okullarda yükselme etkili. Buna rağmen zengin ve yoksul çocukların erişebildikleri eğitimin kalitesinde hala ciddi farklar var.

Bu farklar devam ettiği ve ortalama eğitim ve problem çözme kapasitesi düşük olduğu sürece, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim yapısına geçebilmesi mümkün değil.

Hazır demokratik özerklik ve Kürtçe eğitim tartışmaları yapılıyorken, okullar dil, müfredat, eğitmen, yöntem konularında özerk oldukça öğrenci performansının yükseldiğini de not etmek gerekiyor. PISA karşılaştırmalarında okullara tanınan özerklikte Türkiye bekleneceği gibi en sonlarda yer alıyor. Eğitim sistemi ele alınırken, düşünülmesi gereken bir nokta da özerklik olmalı.