Teknokrat çözümden siyasi iflasa

Yunanistan'ın iflası, sadece ekonomik bir iflas değil merkezi siyasetin de iflası anlamına gelebilir.

Dün Yunanistan Parlamentosu son tasarruf önlemleri paketini görüştü. Bu yazı, oylama sonuçlarından önce yazıldı. Oylamadan önce hükümetin büyük ortaklarının ikisi de tasarruf planının onaylanması çağrısı yapmıştı. Bu tasarruf tedbirlerinin amacı, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Komisyonu ve IMF’den oluşan Troyka’nın sağlayacağı 3 milyar euro yardım karşısında ileri sürdüğü koşulları yerine getirmek.
Troyka’nın sağlayacağı yardım çok önemli çünkü aksi halde Yunanistan 20 Mart’ta yapılması gereken 14.5 milyar euro tutarındaki borç geri ödemesini hiçbir şekilde yapamayacak ve temerrüde düşecek. Troyka’nın yardımının sağlanmasıyla bu iflas ihtimali ortadan kalkacak. Bunun iki sonucu var: Yunanistan euro içinde kalmaya (şimdilik kaydıyla) devam edecek. AB açısından da sorunun diğer ülkelere yayılma riski (yine şimdilik kaydıyla) önlenmiş olacak. Sonuç, sorun yine kökten çözülmüş olmayacak ama siyasetçiler zaman kazanacak. 

Ceremesini halk çekecek
Ve bu tasarruf önlemlerinin esas ceremesini Yunanistan halkı çekecek.
Asgari ücretin yüzde 22 kısılması, 150 bin kamu çalışanının işine son verilmesi, KİT’lerde iş güvenliğine son verilmesi, emekli maaşlarının biraz daha tırpanlanması, bütçeden 3 milyar euro kesinti yapılması gibi önlemler halkta çok ciddi bir hoşnutsuzluk yarattı. İki büyük konfederasyonun çağrısıyla ülke genel greve gitti ve tabii protesto eylemleri Atina’yı karıştırdı.
Yunan halkı, her halk gibi, bu tür tasarruf önlemlerinin sonucunu gayet iyi biliyor. Yunanistan’da acı reçetenin sonucu belli; ülkede resesyon beşinci yılına girdi. İşsizlik oranı son bir yılda hızla artarak % 21’e ulaştı. Gençler arasında ise % 48. Yani her iki gençten biri işsiz.
Yatırımcılara olan borcu ödeyebilmek için Yunan halkının yaptığı tasarruf ülkede büyümeyi de imkânsız kılıyor. Sanayi üretimi aralık ayında % 11.3 düştü. Büyümenin düşmesi, bugün alınan tasarruf önlemlerinin yarın yetmemesi, yeni kısıntılara gidilmesi anlamına geliyor. Düşen büyüme ortamında borç tuzağından çıkmak mümkün değil. O kadar ki IMF bile aşırı sıkı bütçe politikalarının büyümeyi düşüreceğini ve istenilenin tam tersine borç sorununu daha da ağırlaştıracağını söylemeye başladı.
Bütçeyi sıkarak Yunanistan’ın bu işten kurtulması epey zor görünüyor. Nihayetinde, iflas ve eurodan çıkma ihtimali giderek yükseliyor. Yunan tragedyalarında bilinen sona adım adım yaklaşılması gibi bir vaziyet kısacası.
AB ise bu sonu mümkünse önleyerek, değilse geciktirerek sorunun Yunanistan dışına taşmasına engel olmaya çalışıyor. Çünkü AB açısından esas sorun burada. Yoksa Yunan ekonomisi AB için leblebi çekirdek. Hiç önemli değil, borçları da öder, gerekli yardımı da yapar. Ve bunun birlik ekonomisi içinde önemli bir etkisi olmaz.
Ama sorun Yunanistan ile sınırlı değil. Yunanistan’ın iflasını açıklamasının ardından sorunun diğer ülkelere de bulaşması riski var. Portekiz, İspanya, İtalya nefesini tutmuş, Yunanistan’da olan biteni izliyor. AB kaynakları bütün bu ülkeler için yeterli değil. Bu yüzden AB yetkilileri hep Yunanistan’ın özel bir durum olduğunu vurguluyor.
Yunanistan sadece kamu borçları ve bankacılık sektöründeki sorunların iç içe geçmişliği açısından değil siyasi açıdan da AB için ciddi bir risk.
Yunanistan ve diğer Akdeniz ülkelerinin siyasi geçmişleri birçok açıdan birbirine benzer. Faşizmin acımasızlığını çok şiddetli yaşamış olan bu ülkelerde oldukça güçlü radikal, sol ve muhalif bir gelenek var. Bu muhalif gelenek AB üyeliği altında zenginleşme ve refah artışı sayesinde geriye çekilmiş olsa da son eylemler tekrar uyanmakta olduğunu gösteriyor.
Son tasarruf tedbirlerine de radikaller ve aşırı sağcı parti karşı çıkıyor. Yunanistan’da yaklaşan seçimlere doğru merkez giderek küçülüyor. Yunanistan’ın iflası, sadece ekonomik bir iflas değil merkezi siyasetin de iflası anlamına gelebilir. Bakalım teknokrat hükümet, ekonomik iflası önlese bile siyasi iflası önleyebilecek mi?