Tulumbacı iktisadı

İktidar her bir sorunla tek tek mücadele edecek. Bir sorun çok ağırlaştığında elindeki araçları onun çözümüne yöneltecek.

Geleneksel devlet aklı, sosyal demokrat adalet bakanına daha yıllarca lanetle anılacak Hayata Dönüş operasyonunu yaptırtmışken bu defa açlık grevleri bir facia olmadan sonuçlandı. Böylece büyük bir badire atlatılmış oldu. Siyasetin ekonomi üzerindeki hayaleti bir adım geri çekildi. Ama ekonomi üzerinde dolaşan tek hayalet bu değil.

Son açıklanan göstergelere göre ortada karışık bir resim var. İyiye giden göstergelerin yanına kötüleşenleri ve zaten kötü olanları koyup bakınca, seçim sath-ı mailinde ekonomi politikalarının fazlaca dalgalanacağı ortaya çıkıyor.

Dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum, ekonomi politikasında bazı radikal değişiklikleri gerektiriyor.

Ancak önümüzdeki üç yılda üç seçim yaşanacak olması, bu değişiklikleri yapacak kadroların sağlam kafayla vakitlerini ve enerjilerini bu işe ayırmalarını engelliyor. Mevcut kadroların gelecek dönemde ne olacağı belli değil. Üstelik bir bölümü bugünkü sorumluluklarını taşımayacak, şimdiden kesin. Bu durum, bir an önce yapılması gereken değişiklikleri öteliyor. Bu erteleme, ekonomideki sorunların tekrar tekrar karşımıza geleceği anlamına geliyor.
Cari açığın geçen sene 79 milyar dolardan bu sene 56 milyar dolara gerilemiş olması hiç şüphesiz gayet iyi bir gelişme. Fitch’in not artışının arka planında da bu gerilemenin dış riskleri azaltmış olması rol oynadı.

Ancak cari açıktaki bu iyileşme, üretimde, tüketim talebinde ve yatırımlardaki duraklama sayesinde oldu. Son bir sene içinde imalat sanayii üretimindeki ortalama artış oranı yüzde 11’lerden yüzde 3’lere geriledi. Yatırım talebindeki gerileme daha da şiddetli. Geçen seneye kıyasla bu senenin ilk dokuz ayında yatırım malı üretiminde hiç artış yok. Doğal olarak bu durum ithalat talebini düşürüyor ve cari açık azalıyor. Ancak bu aydan sonra sanırım bu süreç sona erecek.

Cari açıktaki düzelmenin eşanlı olarak TL’nin değer kazanması ile bir arada gerçekleşmiş olduğunu not etmekte yarar var. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın geçen hafta TL’nin fazla değer kazanması durumunda kura müdahale edilebileceği değerlendirmelerini bu perspektifle yorumlamak gerekiyor. Zaten yüzde 10 değer kazanmış olan TL’nin biraz daha değer kazanması ve sanayi üretiminin yeniden artmaya başlaması, baz etkisinin ortadan kalkacağı önümüzdeki dönemde cari açıktaki iyileşmenin mazide kalacağı anlamına geliyor.

Geçen hafta açıklanan bir başka gösterge işsizlik oranıydı. Krizle birlikte yüzde 15’lere çıkan işsizlik oranı yüzde 9’a geriledi ve orada kaldı. Üretim ve yatırım artışının durakladığı bir ortamda istihdamda iyileşme beklememek lazım. İşsizlik oranı kötüleşirken tüketici güveni de düşmeye devam ediyor.

Seçimlere giden bir hükümetin için bu pek de rahat ettirecek bir manzara değil. Ancak hepsi yapısal nitelikte bu sorunlara kısıtlı sürede mucizevi çözümler bulunamaz. Bu kadar kısa sürede ne üretim yapısı dönüşür ne Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünde bir artış olur, ne de işsizlik oranını yarı yarıya azaltacak 1 milyon çalışana yeni iş sahası açılır. Bunlar ancak seçim telaşı yaşamayan bir iktidarın yapabileceği, düşünebileceği, kurgulayabileceği adımlardır.
Önümüzdeki seçim süreci uzun. Bu dönemde iktidar her bir sorunla tek tek mücadele edecek. Bir sorun çok ağırlaştığında elindeki araçları onun çözümüne yöneltecek.

Bu sorun hafiflerken bir başkası ağırlaşacak ve bu sefer de elindeki tüm tulumbacıları yeni çıkan yangına yönlendirecek. Bu yüzden önümüzdeki dönemde ekonomi politikalarında net bir yönelim beklememek gerekiyor.