Vasatın ekonomi politiği

Hepimizin artık olağan, sıradan, vasat koşullarda nasıl iş yapılması gerektiğini öğrenmesi gerekiyor.

Yunanistan’ın borç silme operasyonundan sonra Avrupa’da sular şimdilik durulmuş durumda. ABD’den de bazı olumlu sayılabilecek işaretler geliyor. Yani dünya ekonomisindeki durum geçen senenin sonlarındaki kadar kötü değil.
Krizler, krizin maliyetinin paylaşılması ya da bir kesimin bir kesimin üzerine yıkılmasıyla biter. Bu sefer de öyle oluyor Ne olduğu ayrı bir yazı konusu ama iş “Kapitalizmde tüm krizlerin maliyetini mutlaka çalışanlar öder” basitliğinde değil. Bu slogan hiçbir krizin özel koşullarını açıklamaz. Halbuki bizde muhalif siyasetin tek aracı.
Sloganlarla yürüyüş yapılır; siyaset yapılmaz. Yürüyüşler, belli katılımcılarla başlar ve aynı katılımcılarla biter. Halktan saflara katılan pek olmaz. Siyaseti bu mantıkla yapanlar ancak kendi kendilerini heyecanlandırır. Belki taraftarlarını korursun ama tabanını genişletemez, oylarını büyütemezsin. 

Bin yıllık sloganlara kim inanır
Bu Türkiye’de sık yapılan bir hata. Kitle partilerinde de küçük sol gruplarda da aynı durum var. Geçen hafta hem CHP’nin ekonomi yorumları hem de katıldığım bir başka toplantıda yapılan yorumlar, bu gözlemimle son derece uyumluydu.
İktidarı eleştirmek, eleştirirken de karşı saflardan insanları yanına çekmek için, herkesin ağzına pelesenk olmuş, bin yıllık sloganların yetebileceğine kim inanır allahaşkına! AKP’ye oy verenlerin bu sloganlardan bihaber olabileceklerini düşünmek, ancak halktan bihaber olmakla mümkündür.
Ekonominin çok kötü olduğu ve daha da kötüye gittiği bir ortamda iktidar niye ve nasıl oylarını arttırmaya devam edebilir? Eğer TÜİK işsizlik oranını çarpıtıyorsa ve gerçek işsizlik %20 ise eğer yolsuzluk ve yoksulluk habire artıyorsa bunca destek nereden gelir? Bu durumda ya varsayımlar doğru değildir; yani ekonomi iddia edildiği gibi ‘kötü, daha da kötü’ değildir ya da muhalefet muhalefetliğini yapmıyordur.
Şimdi farklı araçlar ve yöntemler lazım. 

Ekonomik performans vasat olacak
Daha önce de yazmıştım. Bu sene ekonomik performans gayet vasat olacak. Yani yüzde 7’lere alıştıktan sonra yüzde 4-5 gibi orta karar bir büyüme. Yüzde 10’u aştıktan sonra düşmeye başlayan ama yine de yüksek sayılabilecek bir enflasyon. Yüzde 15’lerden aşağı inmiş olan ama yüzde 9,5 gibi aslında epey yüksek ve üstelik artık daha azalmayacak bir işsizlik. Yüzde 9,5 civarında ürkütücü bir cari açık oranı. 2001 krizi sonrasındaki ekonomik performansın en önemli belirleyicisi olan kamu maliyesinde bozulma emareleri.
Burada dikkate alınması gereken bir nokta daha var: Dünya ekonomisi. Türkiye 2001 sonrasında çok hızlı büyüdü ama o sırada dünya ekonomisi de çok hızlı büyüyordu. Sonra 2008 kriziyle başkalarından daha hızlı çakıldık yere ve çakıldığımız hızla da çıktık. İnişimiz gibi çıkışımız da muhteşem oldu. Şimdi ise dünya ekonomisinin toparlanmakta olduğu bir arka planda vasat bir performansla karşı karşıyayız. Arka arkaya gelen veriler de ekonomideki bu vasat gidişatı doğruluyor.
Ama Türkiye vasatı değil, uçları sever. Ekonomi ya krizdedir ya da şahlanıyordur. Gerçi bu uçları birbirine eklediğimizde ortaya yine uzun dönem için vasat bir tablo çıkar. Cumhuriyet döneminin ekonomi tarihi böyle geçmiştir.
Bu seneki gibi vasat bir tabloda ne yapacağımızı bilemeyiz. Herkes işin yine iki uçtan birine rücu etmesini bekler. Bu tanıdık, bildik kıyılara varma arzusu işadamı için de geçerli, ekonomi analisti için de politikacı için de.
Ne insanlar, ne ülkeler oldukları yerlerde kalabilir. Olgunlaşırlar. Bu olgunlaşma ülkeler için daha yavaş olur ama yine de olur. Türkiye de böyle bir süreçten geçiyor. Hepimizin artık olağan, sıradan, vasat koşullarda nasıl iş yapılması gerektiğini öğrenmesi gerekiyor.
Unutmayın, balyozla çalışmaya alışmışsanız, duvarı yıkmadan ya da elinizi kırmadan küçük bir çiviyi çakamazsınız.