Yeni normal

Enflasyonun yüksek, büyümenin düşük, dış açığın daralsa da hala Türkiye gibi bir ülke için bir hayli yüksek olduğu bir konjonktür bekliyor.

Türkiye 30 Mart yerel seçimleri öncesinde siyasi ve toplumsal gerginliğin en üst seviyede olduğu bir süreç yaşadı. Seçimler geride kaldı. Siz bu satırları okurken sonuçları biliyorsunuz, ben bu satırları yazarken sadece tahminlerle yetiniyorum.

Seçim sonuçlarının önümüzdeki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri açısından önemi büyük. Ekonomide 17 Aralık soruşturmalarından beri tam bir durgunluk içinde olan piyasanın seçim ertesinde normale döneceği beklentileri var.

Ya bazılarının beklediği gibi düğüm çözülecek ve önce siyaset sonra ekonomi normalleşecek, ya da belirsizlik aynen, hatta artarak devam edecek ve ekonomideki performans düşüklüğü daha belirgin hale gelecek.

Ben bu seçimlerin bazı eski sorulara yanıt getirse de bazı yeni sorulara yol açacağını ve bu nedenle belirsizlik dozunun düşmeyeceğini düşünüyorum. Fakat sonuçlar ne olursa olsun, önümüzdeki birkaç aya değil, birkaç yıla bakınca bizi 2001-2007 döneminin epey altında seyredecek bir performans bekliyor. Bu düşük performans önümüzdeki dönemin normali olacak. 

Yüksek enflasyon, düşük büyüme

Dünya ekonomisi 2008 krizine girdiğinde ortaya bir terim atılmıştı: Yeni Normal. Yeni Normal ile dünyayı kasıp kavuran finansal kriz ortadan kalksa da 2000’li yılların parlak performansına hemen dönülemeyeceği, uzunca bir süre küresel ekonominin düşük büyüme hızlarına mahkum kalacağı kastediliyordu. Benzer bir durumun şimdi Türkiye ekonomisi için geçerli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’nin “Yeni Normal”i “düşük büyüme, yüksek enflasyon, düşse de hala yüksek dış açık” olacak. Geçen Haziran’daki Gezi olaylarından bu yana yaşadığımız siyasi ve toplumsal gerilimin ödemek zorunda olduğumuz bedeli bu.

Piyasaların seçim sonuçlarını olumlu karşılaması durumunda bile, yaşanan siyasi gerilim Türkiye’nin potansiyel büyüme hızını düşürdü. 

Belirsizlik yatırımları azalttı. 2011’nin son çeyreğinden itibaren özel sektör makine teçhizat yatırımlarındaki artış sürekli negatif olduktan sonra 2013’ün üçüncü çeyreğinde %4 gibi tarihsel ortalamaların çok altında bir hızla büyümüştü. Veriler özel sektör yatırımlarının yeniden azalmış olduğunu düşündürüyor. Yatırımların azalması bir sonraki dönem üretim kapasitesini olumsuz etkileyecek.

Ekonominin uzun vadeli potansiyelini aşağı çeken ikinci faktör bürokrasideki tıkanma. Bürokraside zaten her seçim öncesinde bir yavaşlama görülür; fakat bu sefer durum başka. 17 Aralık operasyonun ardından başlayan cadı avı ekonomi bürokrasisini de etkiledi. Maliye Bakanlığı’ndaki görevden almaların yanı sıra BDDK’da beş başkan yardımcısından dördü değiştirildi. Bu görevden almalar ve ortaya dökülen ses kayıtlarının yol açtığı endişe ve kuşku ortamı, karar alma sürecini iyice baltaladı. Görülüyor ki başbakan ve bakanların gündeminde sadece güncel politik ortamın mikro yönetimi var. Bu koşullar uzunca bir süredir ekonomiyle ilgilenilmesini engelliyor. 

Oysa yıllar içinde kronikleşmiş ve bugünden yarına çözülmesi imkansız olan, bugün karar alınsa sonucunun görülmesi yıllar alacak olan sorunlar var. Ar-Ge ve teknoloji politikası, işgücünün niteliği ve beceri seviyesi, enerjide dışa bağımlılık, şirketler kesiminde tasarrufların düşüklüğü, ürün yapısında düşük ve orta teknolojili ürünlerin taşıdığı yüksek pay, KOBİ’lerin verimsiz ve geleneksel yapılarının, büyüme ve dünyaya açılma perspektifleri ile uyumlu modern yapılara dönüşüm gibi derin ve zorlu sorunlar…

Bu alanlarda ciddi adımlar atılmadığı için, yerel seçim sonuçları ne olursa olsun Türkiye ekonomisini geçmiş döneme kıyasla enflasyonun daha yüksek, büyümenin daha düşük, dış açığın daralsa da hala Türkiye gibi bir ülke için bir hayli yüksek olduğu bir konjonktür bekliyor. Belli ki geçmişe kıyasla çok daha mütevazi büyüme imkanları barındıran bu konjonktür Türkiye ekonomisinin “yeni normal”i olacak.