Yeni yıl, yeni dönem

Bugün yaşananlar 2008 yılında patlayan küresel krizin yansımaları. Bu yansımalar daha da devam edecek.

Yaklaşık altı aydır bir günlük gazetede yazmıyordum. İlk yazım yeni yılın başına denk geldi. Yeni bir yıl, yeni bir başlangıç. Şu milyonlarca yıl yaşındaki dünya için küçücük, pek önemsiz bir zaman dilimi olsa da biz faniler için koca ömrümüzün tam bir yılı.
Yılın son günleri insanda pek bir yeni yıl heyecanı bırakmadı. Şırnak Uludere’de 35 Kürt vatandaşın katledilmesinin acısı yeni yıl heyecanını silip attı. Tam tersine: Son birkaç haftada gündemimizi oluşturan konuları düşününce, hep aynı terane bıkkınlığı: 1915 Ermeni katliamı, 1938 Dersim katliamı, 1978 Kahramanmaraş katliamı.. Tarih daha ne kadar tekerrür edecek acaba?
Yeni yıla girerken benim için tek hoşluk Radikal’de yazmaya başlamak. Bu hem benim Radikal’deki ilk yazım hem de bu yılın ilk yazısı. İlk yazıya bu kadar ağır bir giriş yapmak istemezdim. Ama elim başka türlüsüne gitmedi.
2011’de neler oldu yazısını kaçırdım, bari 2012’de neler olacak yazısı yazayım.
Sabah gazetelere göz attım. Herkes hemfikir: 2012 zor bir yıl olacak. Hem dünya için hem Türkiye için. Korkarım mesele sadece 2012’nin zor bir yıl olması ile de sınırlı değil. Keşke öyle olsaydı. Bu durumda en azından gelecek yıldan sonra işlerin rayına gireceğini düşünürdük. Ama böyle olmayacak. Bu yüzden 2011’i de 2012’yi de daha geniş bir zaman dilimine oturtup değerlendirmek gerekiyor.
Muazzam bir dönüşümün tam ortasındayız. Bu sürecin tamamlanması vakit alacak. Ve tamamlandığında da dünya bugünkünden bir hayli farklı olacak.
Muazzam değişim derken hem Türkiye’de hem dünyada, ekonomide ve siyasette eşanlı ve paralel değişiklikleri kastediyorum. Üstelik bunlar teknolojide ve ekolojideki değişikliklerle üst üste geliyor.
Hepsinin üst üste gelmesi de içinde yaşadığımız zamanları çok enteresan kılıyor. Bunca değişimin ortasında geleceği öngörebilmek çok zorlaşıyor. Geçmiş, geleceğe ışık tutmuyor. İktisatçıların en temel öngörü araçlarından olan geçmiş eğilimlerin aynen devam edeceğini varsayarak geleceği tahmin etmenin pek işe yaramayacağı bir dönem bu. Başka bir yaklaşım gerekiyor.
Önce bir durmak ve baş döndürücü bir hızla akıp giden gündemin girdabından çıkmak gerekiyor. Sonra bir adım geriye çekilmek ve olana bitene bir vakanüvis değil, bir tarihçi soğukkanlılığıyla bakmalı.
Bu değişiklikler arasında en dikkat çekici olanı dünya kapitalist sisteminin içinde bulunduğu durum. Bugün başta AB olmak üzere tüm dünya ekonomisini kaplayan kara bulutlar 2008’de patlayan küresel krizin yansımaları. Bu yansımalar daha da devam edecek.
Dünya ekonomisindeki çalkantı, siyasete de yansıyor ve yansımaya devam edecek. Avrupa’da değişen siyasi liderler ve iktidarlar bir tarafa, Arap Baharı, Wall Street’i İşgal Et eylemi, yüzlerce kentte yapılan protesto eylemleri, 2008 krizinden sonra hiç sürpriz sayılmamalı.
Dünya ekonomisinde dengeler yerine oturduğunda siyasi dengelerin de dönüşmüş olduğunu göreceğiz. Dünya, AB ve ABD merkezli olmaktan çıkacak.
AB’nin ve euronun geleceği konusunda da farklı senaryolar kurgulamak mümkün.
Bunca değişim, AB ile üyelik sürecinde olan ve bölgesinde liderlik peşinde koşan Türkiye’ye çok bile. Ama dahası da var: Yeni bir anayasa ihtiyacı, çözmeye çözmeye artık içinden travmatik olmadan nasıl çıkılacağını bilemez hale geldiğimiz Kürt sorunu ve tabii partilerde kaynamaya, kaynatılmaya devam eden kazanlar..
Biliyorum bu konuların her biri başlı başına ayrı bir yazı konusu. Hem de üzerinde yüzlerce sayfa yazılabilecek konular. Üstelik tam da değişimin göbeğinde olduğumuz için habire tekrar tekrar dönmemiz gereken konular. Zaten ileriki günlerde yazacağım yazılarda hep aynı soruya yanıt bulmaya çalışacağım: Nereye gidiyoruz? Ve gittiğimiz yerin bulunduğumuz yerden daha iyi olması için ne yapmalıyız?