Zengin ülkede fakir bölge olmaz!

Eğer Türkiye 2023'te orta gelir tuzağından kurtulup zengin ülke olma düşü kuruyorsa işe fakir bölgeleri orta gelirli yaparak başlamalı

Türkiye’de işler öyle bir noktaya geldi ki artık hiçbir şey siyaseten taraf olmadan tartışılamıyor. Ekonomi için de bu geçerli. Gerçi bu yeni bir durum değil; son 5-10 senedir böyle ama giderek de tırmanıyor. En son geldiğimiz noktada sezaryen gibi tıbbi bir müdahale yöntemini bile siyasi pozisyonlarımızdan bağımsız olarak tartışamıyoruz. Bayram tebriklerindeki üslup bile siyasi tınılar taşıyor. Yani önce siyasi pozisyonumuz geliyor, geri kalan ne varsa, onun ardından, ona göre şekilleniyor.

En teknik meselelerde bile siyasi pozisyona göre tavır alınıyor derken bunun bilinçli bir tavır olduğunu söylemiyorum. Muhtemelen çoğu kişi fark etmeden; daha doğrusu üzerinde pek uzun boylu düşünmeden, kendi çevresindekilerin pozisyonlarından etkilenerek belirliyor tavrını. Bu ortamda objektif değerlendirmenin hiçbir alıcısı olmuyor. Herkes gündelik muhabbette keyifle kullanacağı birkaç sivri, keskin cümle peşinde.

Yukarıdaki paragrafları bu yazı için bir uyarı olarak da alabilirsiniz. Eğer maksadınız akşam sofrada ya da bayram ziyaretinde sohbette işinize yarayacak birkaç cümle bulmak ise bu yazıyla şu bayram günü daha fazla vakit kaybetmeseniz de olur.

Bölgesel kalkınma

Şu anda Türkiye’de her türlü sorunun gelip bağlandığı, düğüm olduğu nokta, Kürt sorunu. Bu sorun kalıcı ve toplumu ikna edici biçimde çözülmeden, geri kalan meselelerde de anlamlı ilerlemeler sağlamak olanaksız. Bunu geçen hafta yaşanan olaylarda bir kez daha hep beraber gördük. Buna rağmen hayat durmuyor. Bu büyük sorunun haricinde de çok sayıda sorun var ve hepsi çözüm bekliyor. Bu sorunlardan biri, bölgesel kalkınma konusu, Kürt sorunuyla da çok bağlantılı bir sorun.

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) bölgesel kalkınma konusunda en çok çalışan kurumlardan biri, muhtemelen birincisi. Geçen hafta TÜRKONFED, bölgesel kalkınmada kalkınma ajanslarının rolünü ele alan bir çalışma yayımladı. Prof. Fatma Doğruel tarafından hazırlanan çalışma, üzerinde çok tartışılması gereken ama şimdiye kadar hak ettiği önemi görememiş bir konuyu ele alıyor. Aslında kalkınma ajansları, ademi merkeziyetçilik, demokratik özerklik, yerel yönetim tartışmaları açısından da üzerinde çok konuşulması gereken bir konu.

Kalkınma ajansları Türkiye’de AB üyelik süreciyle birlikte kurulmaya başlandı. Maksat, bölgeler arası gelir farklılıklarını azaltıcı politikaları yerel düzeyde uygulamaktı. Tabii bu yaklaşım Türkiye’deki üniter devlet anlayışıyla hiç uyuşmadı ve konu Anayasa Mahkemesi’ne gitti. Neyse sonunda izin çıktı ve ajansların kurulması tamamlandı. Bu kez de bu ajanslar ne kadar doğru kurgulandı, ne kadar etkin ve belki de en önemlisi ne kadar yerel dinamiklere dayanıyor, ne kadar merkezi hükümetin taşra teşkilatlanması tartışması başladı. TÜRKONFED tarafından yayımlanan çalışma, kalkınma ajanslarında katılımcılığın arttırılması ve bölgesel farklılıkları azaltıcı politikaların etkinliğinin yükseltilmesi konularına odaklanıyor.

Türkiye’de ajansların kurulmasının arkasındaki tarihçe, devlet kavramının dönüşümüyle birebir örtüşüyor. Ama kalkınma ajanslarının kurulmasını sadece üniter devlet anlayışındaki acayipliğin ortadan kalkmasına bağlamak doğru değil. Biz her ne kadar pek fark etmesek de iç dinamikler dış dinamiklerden ziyadesiyle etkileniyor. Sadece Türkiye’ye yansıması birkaç on yıl gecikmeli oluyor, o kadar.

Dünyada da bölgesel kalkınmanın merkezden çözülemeyecek bir konu olduğu, mutlaka yerel otoriteye yetki devredilmesi ya da merkezi yetkilerin yerel otoritelerle paylaşılması gerektiği 1980’den sonra küreselleşme ve liberal politikaların egemenliği altında ortaya çıktı.
Bu da bu yazıyı sonuna kadar okuyanlar için muhabbet sırasında kullanılacak afili cümle: Hiçbir gelişmiş ülkede böyle büyük bölgesel farklılıklar yok. Eğer Türkiye 2023 yılında orta gelir tuzağından kurtulup zengin ülke olma düşü kuruyorsa işe fakir bölgeleri orta gelirli yaparak başlamalı.