Alçaklığın bugünkü, dünkü, evvelsi günkü... tarihi

İktidar propaganda aygıtının gelmiş geçmiş en büyük alçaklıklarından biri olan ve aslında bizzat onların sınır tanımayan ahlâksızlığını ortaya koyan "kendileri yaptı" iddiasını tekrarlayana ne söylenebilir?

İktidar propaganda aygıtının az sayıdaki akıllı cengâverlerinden biri, Ankara katliamı üzerine, üzüntünün, acı paylaşmanın, başsağlığı havasının hiçbir yerine sızamadığı, ibretlik bir yazı yazdı: Alçaklığın dünkü tarihi. Hiçbir başlık, gerisindekilere bu kadar uygun düşmemiştir. Yalnız Yıldıray Oğur kendine haksızlık etmiş. Bu yazı nasıl olur da tek güne ait sayılır?

Oğur önümüze “olağan şüpheli”ler atarak başlıyor. Önce “Suriye istihbaratı” ve “cemaatçi savcı ve polisler”. Reyhanlı'da 55 cana mal olan patlamayla ilgili olarak “savcının elinde katliamın emrini Suriye İstihbaratı’ndan ‘Ebu Firas’ kod adlı Anas Asalieh'in verdiğine dair onlarca sayfalık tape, istihbarat notu, ifade var”mış.

Bir istihbarat işinde, “emri şu verdi” diye “onlarca sayfalık tape, istihbarat notu, ifade”! Ne ilginç! Mütemadiyen “emri bu verdi”, “emri bu verdi” diye konuşmuşlar.

Yazarın güçlü kanıtı şu: “Suriye’nin Türkiye’ye düşmanlığı açık, muhaberatın yapıp edebildikleri dünyanın malumu...”

İslâmcı zihin dünyasını manipüle etmek için bunlar yeterli kanıt. Bu zavallılığı iyi tanıyan Oğur gibiler bundan ekmek yiyor. Suriye devletinin görevlendirdiği iki canlı bombacının Ankara'nın göbeğine bombalarıyla gelip kendilerini uçurmuş olduğuna ihtimal vermemizi istiyor Oğur. Böyle olursa hükümetin sorumluluğu kalmayacak anlaşılan.

Reyhanlı'da da yokmuş bu sorumluluk. Çünkü, Oğur'a göre, “geliyorum diyen saldırı için bütün uyarılara rağmen son ana kadar adım atmayan cemaatçi savcı ve polislerin apaçık ihmalleri” yüzünden olmuş o felaket. Polisle savcı paralelse, bakan, başbakan, kimse sorumlu olmuyor, akan sular duruyor. Nasıl bir zavallılıktır...

“Yine yetmezse”, diye devam ediyor yazarımız, tek cümlesinin her şeye yettiğinden emin; “PKK var” diyor. Ve örgütün şiddeti ve acımasızlığına dair ballandırma faslına girişiyor. Kimini eğip büktüğü, kimine geçerken başka tatlar kattığı bir dizi olgu sıralıyor. Böylece PKK'nin bir silahlı örgüt olduğunu, birçok şiddet eylemi yaptığını ve yapabileceğini anlıyoruz.

Fakat Barış Mitingi'ni niye ve nasıl bombalayabileceğini anlayamıyoruz. İktidar propaganda aygıtının gelmiş geçmiş en büyük alçaklıklarından biri olan ve aslında bizzat onların sınır tanımayan ahlâksızlığını ortaya koyan “kendileri yaptı” iddiasını tekrarlayana ne söylenebilir? (Eylemsizlik ilânının sözünü etmek dahi gereksiz.)

Yıldıray Oğur'un davranışı basitçe bu ayıba katılmak sayılamaz. Çünkü kendisi bunun mümkün olmadığını pekâlâ biliyor. Yani çok fena bir şey yapıyor. “Usta, senin bilmediğin neler dönüyor” seviyesini aşamamış bir zihniyet âleminde işi de zor değil. Yine böyle bir şeyi asla yapmış olamayacaklarını bildiği DHKP-C’yi, “Esad’ın Mihraç Ural’ı”nı, MLKP’yi sıralayıp tipik zihin bulandırma işlemine geçiyor. Kendini adamış; ne hale düşüyorum diye bakmıyor.

Sıra nihayet IŞİD'e geldiğinde de, bu eylemi bu katillerin yapabileceği hepimizin sahiden “mâlûmu” olduğu için, IŞİD'in Erdoğan ve AKP'ye düşmanlığını vurgulamaya özen gösteriyor. En güçlü fail adayı IŞİD, ama Oğur'un derdi, eğer bunlar yaptıysa aslında AKP'ye karşı yaptıklarını gösterebilmek.

Suruç, diyor Oğur haliyle; şu manipülatif bilgi eşliğinde: “Failler isimleriyle tespit edildi. Suruç katliamını yapan IŞİD'çinin ağabeyini arıyor emniyet uzun zamandır.”

Utanmıyor. Suruç katliamının gerisindeki örgüt ağabey-kardeşten ibaret ya! “Ama Emniyet ağabeyini arıyor!” Aferin. Ne yapacak? Katliamdan iki gün önce otelde ziyaret ettiği Diyarbakır bombacısı gibi o da asker kaçağı mı diye bakıp bırakacak mı?

Yıldıray Oğur, ardarda sıraladığı örgütlerin değil devletin katliam faili gösterilmesine kızıyor. Çünkü devlet artık kendini adadığı siyasî hareketle özdeş; deriniyle, katilleriyle, provokatörleriyle devletin bütününü kucakladılar. Bu yüzden, ölülerin yaralıların, onları kurtarmaya çalışanların üzerine gaz atılması gibi konular onun dünyasında yok.

Yalnız sanki kimin kimi nasıl kucakladığına dair endişesi var yazarımızın. Geleceğiz.

Oğur, iktidarın masumiyetine ilişkin kanıt sunuyor:

“Seçime 20 gün kala, bir cumartesi günü, kendilerinin ve ailelerinin de yaşadığı, o an onların da oradan geçebilecekleri, başkentin orta yerinde 100’e yakın insanı öldüren bombaları gönderen ülkeyi 13 yıldır yöneten sivil iktidar ve seçimle gelmiş ilk Cumhurbaşkanı.”

“Seçime 20 gün kala”? Ee? “Bir cumartesi günü”? Ee? Bunların ne özelliği var? Somutluk anlatımı güçlendirir, inandırıcılığı artırır; Oğur işi biliyor.

Ve fakat şu: “kendilerinin ve ailelerinin de yaşadığı, o an onların da oradan geçebilecekleri, başkentin orta yerinde”! Yok yahu, bak sen! Erdoğan ailesi miting günü Ankara Garı'nın önünden geçebilirmiş! O halde imkânı yok bombayı o koydurtmamıştır!

Evet, biz de “devlet yapmış olabilir” derken, Cumhurbaşkanının birilerini çağırıp “Gar'ın oraya bomba koyun!” dediğini kastediyoruz zaten! Çünkü salağız!

Değiliz. Oğur da değil. Ciddî olanı saçma olanın arkasına gizliyor.

Oturup, yazdığı şeyi birkaç defa okuyup, “nasıl bu hale geldim” diye düşünmesi, tövbe etmesi ihtimali var mıdır? Sanırım çok geç.

Cümlenin gerisi de, tek adam yönetimi kurmaya çalışan bir liderin “seçimle gelmiş ilk Cumhurbaşkanı” olduğunu, başımızdakinin bir “sivil iktidar” olduğunu hatırlatıyor,  muhaliflere darbe çağırıcılığı yaftası yapıştırmaya yarıyor. (Ayrıca cemaat ve muhaberatın ilk harfini küçük, Cumhurbaşkanınınkini büyük yazıyoruz, atlamayalım.)

Yıldıray Oğur'un izan ve idrak âlemine alınabilecek tek paragrafı şöyle: “Böyle bir katliamdan sonra bir iktidar tabii ki eleştiri oklarının hedefi olur, güvenlik, istihbarat zaafı soruşturulur. İstifalar istenir.”

Lütfetmişsin, sağol. Peki sen istiyor musun böyle bir şey? Kimin zaafı var? O sırıtan adamın mı? Öbürü, zaaf yok, dedi. Sence var mı? Senin meselen mi bunlar? Ölüler bizim, mesele de bizim, değil mi? Senin işin cengâverlik.

Sedat Peker'in mitinginden bile hafifseyerek bahsedecek kadar şuurunu kaybetmeye yolaçan, aşırıya kaçmış vazife duygusu olmalı. Mafya lideri “ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı”nın memleketinde miting yapmış, “oluk oluk kan akacak” diye konuşmuş, soruşturma açılmamış, hükümet tınmamış! Bunlar Oğur'un derdi değil. Tıpkı ölülerimiz gibi, onu ilgilendirmiyor. Buna takılana laf ediyor. Sedat Peker onun kanını akıtmayacak.

Oğur'u şuur kaybına sürükleyen, yazının üzerinde gezinen meşum gölgeye AKP lisanıyla şöyle işaret ediliyor: “(Devleti suçlayanların) Yaptıkları artık birlikte yaşadığımız ülkeye, günlük sıradan hayatlarımıza, aklımıza, demokrasimize açık bir saldırıya döndü.”

Tercümesi: Darbe yapacaklar. Abartı değil. Sabredin.

“O yüzden” bu saldırganların “adlarını açıkça yazmak gerek”miş “artık”.

Saymaya kimden başlıyor, tahmini kolay: Selahattin Demirtaş. Oğur, Demirtaş'ı PKK ve YDG-H silahlı eylemlerinden sorumlu ilan ediyor, aktarması bile insanın midesini bulandıran işler yapıyor.

“Daha bir yıl önce çağrınla gencecik çocukları linç etmiş ağzının içine bakan silahlı çeteler” diyor. “Kobanê olayları” ve Yasin Börü'nün katledilmesini hatırlatıyor. Yani kırk dört (44) HDP'linin öldürüldüğü iki günden sözediyor. Yasin'in hunharca katledilmesini Demirtaş defalarca kınamışken bunu diyor. Herhangi bir silahlı çetenin Demirtaş'ın lafına bakmayacağını, çete dediği YDG-H'nın ne olduğunu, ne olmadığını, HDP ve Demirtaş'ın Kürt hareketi denklemi içindeki yerini pekâlâ biliyor. Ama böyle sunuyor.

Demirtaş'ın Diyarbakır ve Suruç katliamlarından sonra “Saray Gladio’su deyip mahçup olduğunu” ileri sürüyor? Nasıl mahçup oldu? İktidarın bu katliamlarla ilişkisi olmadığı mı kanıtlandı? Eylemlerin ardındaki organizasyon ortaya çıktı da MİT'in dahlinin veya haberinin olmadığı mı anlaşıldı?

Oğur, Demirtaş'ı, “İki ayda yüzden fazla insan öldürmüş bir silahlı örgütün siyasi kanadının lideri” diye takdim ediyor. Bizi PKK ile görüşülerek Kürt sorununun çözüleceğine inandırmak için yüzlerce satır yazmış eski gazeteci!..

Sonra Hasan Cemal'e hakarete girişiyor. Cemal'in, kendi yanlışlarına dair açıkça özeleştiriler yapmış olmasını ona karşı kullanma, lafa “71 yaşındasın” diye başlama ucuzluklarına tenezzül ediyor.

Can Dündar'a geçiyor, Suruç katliamı için “faili AKP ilan etmiştin, IŞİD çıktı” diyor. Nasıl IŞİD “çıktı”? Sadece siz bize “IŞİD çıktı” dediniz, önümüze de, bombacının IŞİD'e gidip geldiğine dair bir tek bilgi kırıntısı koydunuz. Başka?

IŞİD'in, Türkiye'de kendisine atfettiğimiz hiçbir eylemi neden üstlenmediğine dair iki söz söyleyebilseydin bari.

Can Dündar'ı, “MİT tırları haberinde tek kelime IŞİD geçmeden IŞİD'e giden tırlar diye tweet atarkenki sorumsuzluk” diye suçluyor Oğur. Haklı olabilir. Zira MİT TIR'larındaki silahlar muhtemelen IŞİD'e değil, bir başka cihatçı örgüte, Ahrar uş-Şam'a veya Sultan Murad Tugayları denen, muhtemelen MİT'in sevk ve idare ettiği yapıya gidiyordu. Bu Oğur'u veya hükümeti nasıl temize çıkarıyor, anlayamadım.

Oğur, Dündar'a, “Bu yaptığın gazetecilik değil, kullanışlı provokatörlüktür” diye parmak sallıyor. “İnşallah sadece kendin için yapıyorsundur.” Yine o gölge...

Ahmet Şık'a sataşan, Fehim Taştekin'e iftira atan Oğur, Celal Başlangıç'a “PKK'nin adamı” yaftası yapıştırmaya çabalarken kazdığı kuyuya düşüyor. Şu sözler dökülüyor ağzından: “Kandil dağlarındaki komutanların uçağı olsa hep yan koltuğu şimdiden garantilemiş”!

Allah söyletir. Birine yaranmak, yanaşmak, ondan çıkar sağlamak... anlamında kullanılan tasvirin uçak-koltuk oluşu ne kadar hoş! İnsan utanır, diyeceğim, yine utanıyorum ve diyemiyorum. Uçak ve koltuk... Belki de seni bunlar bu hale düşürdü. Yazık. Sedat Peker'in dökeceği kanları şevkle eline yüzüne bulaştıracak biri olmayabilirdin.

Oğur, Peker'in elemanları için mi hazırladığını anlayamadığımız isim listesine, bu mitingle “Reis” arasında bağlantı kurduğu için Yıldırım Türker'i de alıyor. Mafya liderinin “seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı”nın memleketinde miting yapıp, hiçbir engelle karşılaşmadan, polisten şefkat görerek toplanan üç bin kişiye Reis'e hürmetini anlatmasından Oğur rahatsız değil.

Oğur'un, bu saydığı isimleri “birlikte yaşama kültürüne de saldırıyor”lar diye suçlaması ilgi çekici. Attığı her adımda birlikte yaşama zeminini biraz daha yok eden iktidarın propaganda elemanları yeniden “birlikte yaşama” diye bir meselenin mi farkına vardılar? Yoksa bir mecburiyet mi hissediyorlar?

Şu gölgeden sözedelim.

Şöyle diyor Oğur: “Belki bunlar ön peşrevlerdir ve günün sonunda sahneye Hülya Avşar’a bile ‘Lütfen biri gelip bizi kurtarsın artık’ dedirten esas patronlar çıkacaktır. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamından dakikalar, saatler sonra yaptıklarınız, yazdıklarınız silinip gitmesin diye yazıldı bu yazı. (...) Sayenizde yine ‘Birileri’ bizi kurtarmaya gelirse, bu neden oldu diye arayanlar failleri kolay bulabilsin diye...”

Ya, işte böyle!.. Mesele şu “Birileri” (B'si, cemaat veya muhaberat'ın baş harfleri gibi küçük değil, Cumhurbaşkanı’nınki gibi büyük) oluvermiş. Memleketi nereye sürüklediklerinin farkındalar mı yoksa? Oğur'unki suçu önceden yıkma yazısı. Telaş ve endişe giderek artacak, zaten sapıtmış olan İslâmcı okuryazar tayfasının saldırgan ruh hali daha beter olacaktır.

Sakin ol Yıldıray. Darbeciler önce verdiğin listedekileri asar keser. Senin vazife aşkıyla neler yapabildiğin gözlerinden kaçmayacaktır. Kapağı başka bir uçağa kolayca atarsın.