Bir yanda aziz millet, öbür yanda BOP'lar moplar

Gözümüzün içine baka baka yalan söylenmesi, İslâmcı-dindar siyasetin, değiştirilmesi teklif dahi edilemez özelliği oldu.

Mevzulardan mevzu, ahkâmlardan ahkâm seçmek için köşeyazarınızın neler çektiğini siz bilmezsiniz değerli okurlar... Ah, o ne kutsal bir gayrettir!..

Ve fakat bu kararı vermekle de feraha çıkamaz, özlediğiniz o derin soluğu alamazsınız. Zira, mevzu tamamsa da, o mevzuda hangi hikmetleri yumurtlayacağınız henüz belli değildir. Velhâsıl elinizde hiçbir şey yoktur ki, havada maharetle üçer beşer çevirip hepsini vaktinde yakalayasınız veyahut içinden tavşan mavşan çıkarasınız. Ve -yine- fakat, bazen de hadisenin teki sizi paçanızdan yakalar, köşeyazarının bir ağırlığı var, demez, akıl, mantık, saygınlık yollarına adım atmanıza imkân vermez.

Nitekim şu esnada içinde bulunduğum zorlu şartlar tam da bu tasvire uygun: İki gündür gözümü bir haberden alamıyorum, bundan bahsetmezsem çatlarım. Gelin görün ki, ne diyebileceğimi bilmiyorum. Oysa insanların ne diyeceğini bilememe haline düşme sıklığı sıralamasında Türkiye dünyada sondan ikincidir. Bizde herkesin her durumda bir diyeceği vardır. Sonuncu olan ülke şu anda aklımdan çıkıvermiş.

Bir anda parlayıveren o tutkulu ilişkiyle bağlı olduğum habere döneyim: Türk Hava Yolları, çekiliş yapıp “mil”ler (bedava uçuş puanı) dağıtmaya karar vermiş. Piyangosever bir toplum olduğumuza göre, karar isabetli. Herhalde cumhurbaşkanı da itiraz etmedi -muhakkak sormuşlardır-, çekiliş yapılmış. Bir milyon mil kime çıkmış? Üçüncü havalimanını da yapan, AKP döneminin yükselen, parlayan, ışıldayan yıldızlarından Limak Holding'in genel müdürüne.

Hayırlı olsun da... Gerçi genel müdürlerin gün içinde tam olarak ne yaptıklarını hiçbir zaman anlayamamışımdır, fakat Taner Bey alıp milleri mütemadiyen oraya buraya uçarsa holdingte boşluk doğmaz mı? Hakan Fidan işinin başından üç-beş gün uzaklaşınca cumhurbaşkanı nasıl kızdı, onu da unutmamak lazım.

Diyeceğim bu değildi.

Peki neydi?

Yok! Diyebilecek laf bulamıyorum. Habere bakıyorum bakıyorum, doyamıyorum. Başlığını ayrı kokluyorum, spotunu ayrı çekiyorum içime. Herkesin bütün gün buna böööle bakması gerekirmiş gibi geliyor bana. Kuvvetli bir his bu. Tuzlu sulardan buzlu şeylere falan gibi, iliklerimde hissediyorum. Ne yazık ki, dediğim gibi, bilemiyorum. Bilemiyorum... Bilemiyorum...

Umarım üç defa tekrarlamam sorun olmaz. Demirtaş da böyle yaptı ama onun koskoca yükselen partisi var. Benim üstüme cumhurbaşkanı o merdivendeki kıyafet balosundan iki yiğit seçip gönderse darmadağın olurum, köşe falan kalmaz. “E, n’apiim, direnmemiş!” diye 15 yaşındaki kızın tecavüzcülerini mazur gören Yüce Türk Yargısı beni mi koruyacak?

Yalnız Demirtaş'a başbakan fena kızdı. Demirtaş da dedi ki, “ona ne oluyor?” dedi. “Sana demedim, berikine dedim” dedi.

Haydi kızdı, o öyle mi şeyapılır? Ne demek şu: “HDP Eş Başkanı Demirtaş'ın bugünkü açıklaması had bilmezliğin ve demokrasiye saygısızlığın yeni örnekleridir.”

“Had bilmezlik” mi? Ne bakımdan? Bu “had” nedir, kimin tarafından konan bir ölçüdür? Basbayağı doğal üstünlük iddiası. Çok ayıp! (Kaldıysa böyle bir kavram.) Herhangi bir üyesi ağzını açtığında demokrasiden iri bir ısırık almadan lafa başlayamayan bir partinin başındaki insan için ayrıca, nasıl desem, fazla iyi niyetli geldi bana bu demokrasiye saygıdan yürüme faslı.

Dedi ki Davutoğlu:

“Demirtaş'ın dönüp dolaşıp geldiği yer, 1990'larda Kürt vatandaşlarımızın iradesini yok sayan vesayetçilerle aynı yer olmuştur. Bu vesayetçilerle dün sayın Cumhurbaşkanımıza ‘muhtar bile olamazsın’ diyenler bugün sokağa çıkamaz durumdadır.”

Nereye gelmiş Demirtaş dönüp dolaşıp? Hangi vesayetçilerin yanına? Bir anda bütün darbelerden, faili meçhullerden filan arınıp tertemiz hale getirilen esas vesayetçilerle beraber olan kim şu anda? Bizzat AKP değil mi? Ee? Demirtaş vaktiyle Erdoğan için “muhtar bile olamaz” diyenlerle veya CHP ile ittifak mı yaptı, ne oldu? Hiç. CHP de Demirtaş'ın AKP ile anlaştığını iddia edip duruyor. Ne diyor yani başbakan? Limak müdürünün mil piyangosu kazanması konusunda benim söylediklerim bile daha anlamlı. Hiç değilse yalan değiller.

Sonra, buyurun: “Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığına karar verecek olan sadece ve sadece aziz milletimizdir.”

Meali şu oluyor haliyle: Demirtaş ve temsil ettikleri her kimlerse, onlar “aziz milletimiz”e dahil değildir. “Aziz milletimiz”in kimlerden oluştuğu, seçmen listeleri gibi biryerlere asılıp ilan edilecek olmalı...

Başbakanın bir iddiası da şu: “Demirtaş'ın pazarlık partisi değiliz sözlerine tüm milletimiz sadece gülmektedir.”

İş iddiayla kalmıyor tabiî, hızını almışken: “AK Parti’yi ‘kirli pazarlık’la anmak onun haddi değildir. AK Parti bugüne kadar hiçbir siyasi partiyle seçim pazarlığı yapmamış, tamamen milletin teveccühüne dayanmıştır.”

“Tüm milletimiz”; “tüm”! Yükseklik sarhoşluğu pek tehlikeli boyutlarda. “Demokrasiye lüzum yok, nasılsa bir gün herkes bizden olacak” diyen Erbakan’ın kulakları çınlasın. AKP hiçbir partiyle pazarlık yapmamış, hep milletin teveccühüne” dayanmış. Öteki partiler “millet”in çeşitli kesimlerini temsil etmediği, onlar sadece “parti” olduğu, buna karşılık “millet” sadece AKP'de vücut bulduğu için normal tabiî bu laflar!? Böyle bir yekvücutçu-dışlamacı zihniyet anca askeriyede bulunabilir. Gerçi Davutoğlu da Harp Akademisi'nde ders vermişti, yabancı sayılmaz.

“Ak Parti'nin Demirtaş gibilerin ittifakına da verecekleri akla da ihtiyacı yok,” diye esip gürledi başbakan, sonunu da şöyle bağladı: “Bize aziz milletimiz yeter.”

Gözümüzün içine baka baka yalan söylenmesi, İslâmcı-dindar siyasetin, değiştirilmesi teklif dahi edilemez özelliği oldu. Başbakan, Demirtaş'ın “CHP ile her türlü pazarlığa girdiğini” iddia etti resmen. Hangi pazarlığa girmişler? Şu koşullarda girseler gayet mâkûl görülecek pazarlıklardan, görüşmelerden dahi uzak durmuyorlar mı, özellikle CHP seçmeninin bir kısmının Kürt düşmanlığı yüzünden?

Başbakanın hezeyanlı heyecanlı sözleri arasında siyaset denen faaliyetin inkârı da vardı: Birtakım partiler, AKP'ye karşı işbirliği yapmışlar. Yahu, çok partili parlamenter demokrasi diye bir şey var, şimdi ortadan kaldırmaya çalıştığınız, orada bu oyun böyle oynanır. Siz iktidar partisisiniz, dolayısıyla muhalifleriniz size karşı birleşebilir. Bunu suç gibi sunmak nasıl hilebazlıktır?

Tabiî esas bomba en sonda: “Bize aziz milletimiz yeter”. Ne kastediliyor? Haydi, soruyorum, biri açıkyüreklilikle cevap verebilir mi: ne kastediliyor? Aziz olmayan millet? Millet olmayan birileri?

Kurcalamak isteyene hazine var burada. Ama ben artık çabuk sıkılıyor ve pes ediyor ve mil piyangosuna dönmek istiyorum. Demokrasinin en basit ve temel icaplarından bile tiksinerek uzaklaşan iktidar partisine sırt çevirecek, piyango ve genel müdürle ilgileneceğim; fakat ne mümkün! Yüzümü döner dönmez, TC-X ile karşılaşıyorum. Şahsın adını bu şekilde kodladım, çünkü Twitter kullanıcı adının başında meşhur TC var. Burada A diye tanımlayacağım biri, HDP'ye oy vermek gerektiğini işleyen mesajlar atmış, TC-X görüp durumdan vazife çıkarmış, da, kibarca söyleyelim: bozuntuya vermemiş. Aralarında geçen diyalog şöyle:

TC-X - Demirtaş senin gibi iyiniyetlileri etkilemek istiyor ve görüyorum ki başarmış. Biraz geniş açıdan bakmayı dene.

A - sizin etiketiniz ne bu tespiti yaparken?

TC-X - Kandil'den talimat alması yeterli mi? Sanırım Kandil'in ne olduğunu biliyorsun.

A - kandilin ne olduğunu bilmiyorum ne kandil?

TC-X - Google amca biliyor. Kandil, PKK, İsrail, ABD, BOP, Büyük Kürdistan (Büyük İsrail), çözüm süreci diye aratırsan hepsi çıkar.

A - aa tamam aratayım merak ettim çok teşekkürler bilgilendirdiğiniz için

TC-X - Rica ederim.

Sonra A bize dönüp “Off!” çekiyor.

Bir taraf “geniş” bakınca, hiçbirimizin dahil olmadığı bir “aziz millet” görüyor, öbürküler, maşallah, PKK, ABD, BOP, İsrail diye gidiyor.

Benden duymuş olmayın, ama hiçbirimize mil piyangosu falan çıkmaz.