Rus uçağını düşürmek gerekli miydi?

Rus uçağının yaptığı ihlalle Türkiye'nin buna gösterdiği tepki arasında muazzam bir oransızlık var. Bütün ayrıntılar biraraya getirildiğinde, sanki fırsat aranmış gibi bir manzara ortaya çıkıyor. Böyle midir?

Sert sözler edenler sadece Ruslar değildi. ABD'li emekli korgeneral Tom McInerney, Fox News'un “Real Story” programında konuşurken, “Türkler çok kötü bir yanlış yapmış, pek yanlış bir karar vermiş,” dedi. Uçak düşürmeyi “aşırı saldırgan bir manevra” diye niteledi. Demeye çalıştığı, bunun çok ötesindeydi.

McInerney, görev yapmadığı yer kalmamış, Hava Kuvvetleri'nin tepelerine yükselip oradan emekli olmuş, hem askerî hem diplomatik alanda “kaçın kurası” şahsiyetlerden. Öncelikle Rus uçağının yaptığı sınır ihlalinin süresine ve niteliğine dikkat çekti: “Bu uçak [üzerinde uçtuğu] toprağa saldırma hedefiyle herhangi bir manevra yapmıyordu. Doğru, muhtemelen limitleri zorluyordu. Ama bu yüzden onu düşürmezsiniz.” Radar çıktılarından anlaşıldığına göre ihlalin 20 ile 40 saniye arasında sürmüş olabileceğine işaret eden McInerney, Alaska'da NORAD'ın (Kuzey Amerika Hava-Uzay Savunma Komutanlığı) komutanı olarak görev yaptığı dönemde bu ölçüdeki ihlallerle sürekli karşılaştıklarını, bunlara karşı gösterilecek tepkinin uçak düşürmek olmadığını söyledi, “Asla böyle bir şey yapmazdım,” dedi.

İşin daha belâlı kısmına buradan sonra gelindi. Sunucu, “Ruslar kasıtlı olarak, kışkırtma amacıyla davranmış olabilirler mi?” diye sordu emekli korgenerale. McInerney, “Bence kasıtlı kışkırtmayı yapan, Türkiye'nin [cumhur] başkanı Erdoğan,” diye cevap verdi! Korgenerale göre, Erdoğan'ın “gizli ajandası var”, Türkiye'yi seküler bir ülke olmaktan uzaklaştırıyor, NATO ile Rusya'yı birbirine düşürmeye çalışıyor ve zaten esas olarak Kürtleri bombalıyor. Korgeneral, “Bu yüzden bu konuda çok çok dikkatli olmalıyız”a bağladı sözlerini.

Emekli Amerikan generallerinin ne dediğine bakacak hallere nasıl düştüm? Çünkü tartışmasız en nefret ettiğim mevzulara, askerî ayrıntılara dalmaya mecbur oldum. Ve aralarından ilerlemeye uğraştığım askerî terminoloji koruganlarının yanında, aslında gayet anlaşılır dille konuşan korgeneral zemzemle yıkanmış kaldı.

Gâvur zemzemle yıkanmaz, vatan bölünmez!

Böyle demişken... “Türkmen komutanı” diye karşımıza dikilen şahıs, Elazığ/Keban'dan, MHP'li Ramazan Çelik'in oğlu Ülkücü Alparslan Çelik çıktı! Çıktı da ne oldu? Hiç. Kimsenin yüzü kızardı mı? Dinin yalana karşı böylesine hoşgörülü oluşu ne hoş!

Yalnız bazı yalanlar olan biteni anlamayı imkânsızlaştırıyor. Başlıcası: “Orada IŞİD yok ki!” Yani: Düşürülen Rus uçağı IŞİD'i bombalamıyordu. Peki Rusların burada IŞİD'i bombaladığını iddia eden oldu mu? Yoo! Peki niye “IŞİD yoktu ki!” deniyor? Mâlûm... Rusların havadan bombaladığı, Suriye ordusunun ilerlemeye çalıştığı bölgede IŞİD değil El Kaide (El-Nusra) var, Ahrar-uş Şam var, Türkiye'nin pek yakın temasta bulunduğu başka silahlı gruplar var. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'a göre “teröristlerin altyapıları” (silah-cephane depoları, komuta merkezleri) var.

Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ile yaptığı telefon görüşmesinden sözederken bu “altyapılar”ı zikretti Lavrov. “Ona sordum,” dedi, “Türkiye'nin, uçuşa yasak bölge oluşturma çağrıları dahil, bu bölgeye (uçağın düşürüldüğü yöre) yakın ilgisinin sebebi, bu altyapının zarar görmesini önlemek midir?” Soru pek diplomatik sayılmaz. Lavrov'un hemen bunun ardına eklediği de öyle: “Bu soruma herhangi bir cevap alamadım.”

TC Daimi Temsilciliği adına Birleşmiş Milletler'e sunulan mektupta, iki Rus uçağının TC sınırından 1,36 mil (yaklaşık 2,2 km) içeri girdiği, TC toprakları üzerinde 1,15 millik (1,8 km) bir mesafe kat ettiği belirtiliyor. Rus Su-24'leri, Türk hava sahasını 17 saniye boyunca ihlal etmişler. Rus uçaklarının “beş dakika içinde on defa” uyarıldığı ileri sürülüyor. Bu bilgiyi sonradan Amerikan kaynakları doğruladı. Bir ordu sözcüsü, “dinliyorduk, duyduk” dedi. Savaş uçağı pilotlarının, özellikle saldırılar öncesinde, kritik manevralar sırasında bazı uyarıları duymayabildikleri görülmüş şeydi, ama beş dakika içerisinde on defa uyarıldıkları halde karşılık vermemeleri tuhaftı. Tek açıklama, Rus pilotların aşırı özgüveni veya “tınmamaları” olabilirdi.

Kafama takılan soruların ilki şuydu: Savaş uçağı dediğin, saatte bin kilometre filan yapabilen bir makine. “Beş dakika” önceden uyarıldıklarına göre, bu uyarma işi uçaklar ne kadar uzaktayken başlamıştı? Bu mâkûl müydü? Uçaklar çok mu yavaş gidiyorlardı? 1,8 kilometrelik mesafeyi 17 saniyede almış olmalarına göre hesaplar yapmaya çalıştım. Sadece Amerikalı generallerle değil Alman Tornado pilotlarıyla da gereksiz samimiyet kurdum. Der Spiegel'in görüştüğü pilot, olaydan kısa süre sonra TSK'ya dayandırılarak ortalıkta dolaştırılan radar çıktısına bakıp, orada çizili yörüngeye göre Rus uçağının Türk toprakları üzerinde 10-15 saniye kalmış olması gerektiğini söylüyordu. Yani “Kışt!” demeye kalmadan çıkıp gitmişlerdi!

İkinci soruysa cevabını tahminimden kolay buldu. Uçak düşürmeden önce başvurulabilecek, “hava sahasını terk edene kadar eşlik etme” gibi yöntemler vardı ve bunlar atlanmış, doğrudan son yapılacak işe geçilmişti. İhlal süresinin kısalığı zaten buna elvermiyor, ama başka bir eylemli tepkiyi de gereksiz kılıyor olmalıydı.

Hava sahası ihlalleri konusunda geniş bir literatür var. 2014 Ocak’ında Türk jetlerinin Yunan hava sahasını 1017 defa ihlal ettiği ileri sürülmüş, meselâ. Şimdi de bu ihlalin bazen günde kırk (40!) defa tekrarlandığı iddia ediliyor. Wikileaks belgeleri arasında hava sahası ihlalleriyle ilgili tam 341 yazışma var. Her ihlalde uçak düşürülse kimsenin hava kuvveti kalmaz.

Rakamlara, sürat hesaplarına az kaldı boğulacakken esas soruya ulaştım sanıyorum: Rus uçağının yaptığı ihlalle Türkiye'nin buna gösterdiği tepki arasında muazzam bir oransızlık var. Bütün ayrıntılar biraraya getirildiğinde, sanki fırsat aranmış gibi bir manzara ortaya çıkıyor. Böyle midir?

Araya sıkıştırılmış bir başka yalan, her zaman olduğu gibi, yalanı hazırlayan ve söyleyen aleyhine değerlendirilecektir: TC adına BM'ye sunulan mektupta, iki uçaktan birinin Türk hava sahasını terk edip gittiği, ikincisinin, “Türk hava sahasındayken”, F-16'larınca vurulduğu ileri sürülüyor.

Oysa BBC'nin, Millî Savunma Bakanlığı'nı kaynak göstererek yayımladığı harita [http://goo.gl/HO2rbo], bu iddiayı yalanlıyor. Rus uçağı Türk hava sahasındayken vurulmamış. Ankara, vurulan uçağın Suriye topraklarına düştüğünü kabul ediyor, sınırın öbür yanında vurulduğunu inkâr ediyor. ABD'li yetkililerin de gerçeği bildiğini ama pek yayılmasını istemediğini olaydan saatler sonra, Reuters'in bir haberinden [http://goo.gl/izmkhC] anladık. Ruslarsa, uçaklarını vuran Türk F-16'sının Suriye hava sahasını ihlal ettiğini ileri sürüyorlar.

Velhâsıl hadise, hava sahası ihlal edilmiş bir devletin doğal olarak göstereceği tepkiye benzemiyor. Hem aşırı hem de önceden karar verilmiş, fırsat aranmış, durum zorlanmış izlenimi doğuruyor. (Moskova bu görüşte. Lavrov, eylemin “önceden planlandığına” dair şüphesini dile getirdi.) Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun “İhlaller konusunda her türlü tedbiri alacağımız dile getirilmiştir. Gerekli talimatlar Genelkurmay'a bizzat tarafımdan verilmiştir,” sözleri, olayın siyasî karar ve sorumluluk yönüne ilişkin, bu yönde açık bir beyan. Olaydan hemen sonra Ankara'nın doğrudan Moskova ile ilişki kurmak yerine NATO'ya koşması da, âdetâ Amerikalı korgeneralin şüpheci yaklaşımını doğrulayan ilginç bir işaret. Davutoğlu dün özel olarak vurguladı: “İhlal edilen hava sahası, aynı zamanda NATO hava sahasıdır.”

Bu neden durmadan vurgulanıyor? “Türkiye'yi karıştırmak isteyen üst akıl” ne ara ülkeyi koruyacak dost ve müttefik haline evrildi?

Buna takılmıyoruz. Yalan dolan dünyası bu.

Rusya Dışişleri Bakanı, uçağın düşürülmesinin “terörist petrol konvoyları ve tesislerinin” Rus hava kuvvetlerince bombalanmasının hemen ardından gelişine işaret etti, bunun “olayı aydınlattığını” ileri sürdü. Rusya, IŞİD petrolünün Türkiye aracılığıyla pazarlandığı iddiasını iki gündür sıkça tekrarlamaya başladı.

Rus jetinin düşürülmesini daha geniş bir çerçevede, bir politikanın parçası olarak ele almayı gerektirecek çok işaret var. Hem savaşçı hem de savaşı yaymayı hedefleyen bir politikanın... Bunun üzerine konuşmak gerekiyor; lâkin “bize ayrılan süreyi” çok aştık.