Telafi sınavı: '90'lar reloaded

Hızlandırılmış '90'lar kursu yapılıyor memlekete. Yapılırken yine Kürtler ölüyor. Her vesileyle Kürtler ölüyor. Bütün bu kışkırtma, zaten her gün Rojava'dan gelen cenazelerin kaldırıldığı topraklarda yapılıyor. Şimdi, bir kısım büyükşehir ahalisine diyeceklerim var...

Diyarbakır'da dört kişinin öldürüldüğü, on bir kişinin yaralandığı, birçok dükkanın tarandığı, kalabalık silahlı grupların, polis gözetiminde sokaklarda terör estirdiği günün ertesinde, propaganda makinesinin gazeteleri, bütün bunlar arasından tek bir cinayeti manşete çektiler. Dindar dernek başkanının PKK tarafından “infaz edildiği”ni işleyen AKP medyası, kışkırtıcı yayınını bildik temalarla süsledi, bunların yanısıra, cinayeti HDP'nin seçim başarısıyla ilişkilendirme alçaklığından da geri durmadı.

Diyarbakırlılar, yeni saldırılar olmasın, başka insanlar da ölmesin diye kurbanlarını olabildiğince sessiz törenlerle çarçabuk toprağa verirken, batının büyükşehirlerinde gündelik olağan hayat sürüyordu.

10 Haziran'a uyandık ve bir kişinin daha vurulduğunu öğrendik. Bu defa, tipik '90'lar stili, ensesinden tek kurşunla vurulan bir kurban sözkonusuydu.

HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş şunları söyledi:

“Diyarbakır'da yaşanan saldırılardan ve katliamlardan büyük üzüntü duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Bir kez daha yaşamını yitiren dört kişiye Allah'tan rahmet, bütün yakınlarına, halkımıza baş sağlığı diliyorum. Hüda-Par'a yakınlığıyla bilinen bir derneğin başkanı katlediliyor. Suikaste uğruyor. Hemen akabinde Hizbullah militanı olduğu söylenen kişiler o anda hemen iki arkadaşımızı, iki HDP'liyi olayın olduğu bir yerde katlediyor. Yine başka bir HDP'li arkadaşımızı evinde beşinci katta gidip evinin içinde infaz ediyorlar. Kim neyi, ne yapmaya çalışıyor, bunların ortaya çıkması için bütün bu tetikçilerin bağlantılarıyla ortaya dökülmesi lazım. Diyarbakır Emniyeti'nin, Valiliği'nin zaman geçirmeden ilk olarak Diyarbakır mitingdeki katliam bombacısının bütün ilişkilerini alenen kamuoyuna açıklanması lazım. Madem bir zanlı yakaladınız, dün akşam tutuklandı. Kimdir, ismi, cismi, kimlerden yardım almıştır, hangi örgütle bağlantılıdır, hangi zaafiyeti kullanarak miting alanına bomba sokmuştur, bunların açıklanması lazım. İkincisi Hüda-Par'a yakın olan dernek başkanını kim katletmiştir? Kimse, bütün ilişkileriyle birlikte açıklanması lazım. Dün Diyarbakır'da 3 HDP'liyi kim katletmiştir? Bu bağlantılar açıklanmadan AKP yanlısı medyanın bugün manşetten veridiği gibi HDP'liler Diyarbakır'da infaza başladı' deme seviyesizliğini, alçaklığını kimse bize atmaya çalışmasın. Hükümette onlar var. Katledilen biz, katliama uğrayan biz. Hükümet tarafından suçlanan da biz.”

Şimdi... AKP propaganda makinesinin yanısıra öbür gazetelerin, televizyonların da aynı şeyi yaptığını, katledilen başka kimseden sözetmeyip, kimin öldürdüğünü bilmediğimiz dernek başkanını “PKK öldürdü” diye manşetlere çektiğini, sosyal medyanın da varolmadığını varsayın. “Kobanê olayları”nda, AKP'lilerin, hayatını kaybeden yaklaşık elli insanı yok sayarak sadece kendilerinden gördükleri tek kurbanı sömürdükçe sömürmelerini hatırlayın, bunu AKP, CHP, MHP hep beraber yaptıklarını varsayın.

Sonra, Diyarbakır sokaklarında dehşet kol gezer, insanlar gece karanlığında sessizce cenaze taşırken, şüphesiz bütün Kürt illerinde insanlar korku ve bıkkınlık içinde gözlerini kulaklarını Amed'e dikmiş bekleşirken Türkiye'nin batısında -bir avuç sahici muhalif dışında- kimsenin bunları şeyine takmayışını kavramaya çalışın.

Ve bunları her güne yayın. İşte, buyurun size '90'lar!

Tam da budur. Onları “ora”da öldürürlerken burada -asker cenazelerinin kor gibi düşüp yaktığı yerler dışında- olan biten pek kimsenin umurunda olmuyordu. “Beyaz Türk”lükten bahsedilince birileri çok kızıyor. Halbuki böyle basit tanımlar var: Asker cenazesi gelen-gelmeyen yerler, meselâ. (Buna karşı da umarım, “şehit komşularımız vardı, iyi insanlardı” muhabbeti çıkmaz.)

Ha, şu anın '90'lardan farkı, henüz herhangi bir hükümet yetkilisinin -bu defa gerekiyorken- çıkıp tek laf etmemiş oluşu. '90'larda olsa, birtakım yetkililer ağızlarından salyalar akıtarak, “bölücübaşııı!.. bebek katilleriiii!...” diye bağıracaktı.

Bu işlevi AKP propaganda makinesi devralmış görünüyor. AKP iktidarının bu memlekete armağan ettiği yeni cins sapkınlıklar, hastalıklar var. Bir yaratık çıktı, '90'ları hatırlatarak Kürtleri tehdit etti. “Beyaz Toros” (Renault; faili meçhullerde kullanılan polis arabaları) artık imal edilmiyor ama Toyota cipler (DAİŞ'in kullandıkları) onların yerine geçebilir, türü sözleri haykırabildi bir adam!

Görebildiğim kadarıyla, alnı secdeye değen siyasetçiler ve destekçileri arasından kayda değer bir tepkiyle karşılaşmadı. Şahsen, bu alınların nereye değdiğini artık hakikaten çok merak ediyorum. Secdeden kasıt, bunların değdirdiği yer değildir; sanmam.

Hızlandırılmış '90'lar kursu yapılıyor memlekete. Yapılırken yine Kürtler ölüyor. Her vesileyle Kürtler ölüyor. Bütün bu kışkırtma, zaten her gün Rojava'dan gelen cenazelerin kaldırıldığı topraklarda yapılıyor. Yani sadece baskı zulüm değil, ilave vicdansızlık, insafsızlık sözkonusu.

Şimdi... bir kısım büyükşehir ahalisine diyeceklerim şunlar:

Kürtler “Türkiyelileşen” parti kurdular, onlarca saldırıya uğradılar, yine kurbanlar verdiler, memleketi diktatörlüğe sürüklenmekten kurtardılar. Bir kısmımız onlara omuz verdik, “Gezi etkisi” olmasa HDP'nin bu başarıyı elde etmesi zordu, eyvallah. Ama HDP mucizesinin üzerinde yükseldiği şey, Kürtlerin onyılların tecrübesiyle olgunlaşmış hak-adalet mücadelesidir. Şimdi Kürtler yine saldırı altındalar, üstüne üstlük, bütün bir hükümet propaganda makinesi, tıpkı '90'lardaki gibi, türlü hile hudayla, yalan dolanla, nefretle üzerlerine yükleniyor.

Zamanında Deniz Baykal'a bile gözünüzü kırpmadan verebildiğiniz o tek oyu onlara vereceğinizde sorgu sorgu üzerine, bunalttınız, aslında aşağıladınız insanları. Sorguyu “silah” konusunda yapsanız anlaşılırdı, oysa öyle bir yaptınız ki, onların derdini dert edinmediğinizi gösterdiniz. Onlar Uşak'ta dövülürken, Adana'da Mersin'de bombalanırken, Erzurum'da yakılırken, Bingöl'de delik deşik edilir, Diyarbakır'da bacakları koparılırken siz yakalarına yapışmış, “inanmıyorum, bi daha söyle!” diye bağırıyordunuz.

'90'larda çamura yatırılmış Kürt köylülerinin üzerlerinde postallarla gezinilirken duymadınız, görmediniz, peki, haydi yiyelim bunu. Diyarbakır'da sokak ortasında enseden tek kurşunla vurulanlardan, Batman'da satırla katledilenlerden de haberiniz olmadı, onu da yiyelim. Ama artık biliyorsunuz. Size hatırlatmak, o döneme yetişememiş gençlere öğretmek amacıyla uygulamalı kurs veriyorlar. Üstelik nefret ettiğiniz birilerinin döneminde sergileniyor aynı zulüm.

Ne yapmayı düşünüyorsunuz? Sokaklara çıkıp, “Kürtlere reva görülen bu zulüm son bulsun!” diye haykırır mısınız? Diyarbakır huzura kavuşana kadar, günlük yaşantınızı aralayıp birşeyler yapar mısınız?

Yoksa “ora”da seçim başarısı insanların burnundan getirilirken; iki gün üstüste yüzlerinin gülmesine bile tahammül edilmeyeceği, devletin, TOMA hoparlöründen gelen meşum sesiyle ilan edilirken, idealist gençlik derneği sandığınız CHP için “AKP ile koalisyon kurarsa biter!” ahkâmları kesmekle mi meşgul olacaksınız?

Bu defa Kürtlere yapılan zulme hep beraber karşı koyamazsak artık kaybedecek olan Kürtler değildir.