29 Ekim ve 1 Kasım...

Bugün 29 Ekim, Cumhuriyetimiz'in kuruluşunun 92. yıldönümü. Kutlu olsun. Unutmayalım: 1 Kasım Saltanat'ın kaldırılışının 93. yıldönümüdür.

Bugün 29 Ekim. Cumhuriyetimiz'in kuruluşunun 92. yıldönümü. Kutlu olsun. Nice yıllarda nice yıldönümlerini bağımsız, egemen, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti varlığı içinde kutlayacağımız günlere doğru gittiğimiz yolda bugün önemli kilometre taşlarından birini daha oluştursun.

Cumhuriyet'in kurulması kolay olmadı. Yaşatmak nesiller boyu bir bayrak yarışı gibi elden ele geçirilen bir nöbet şeklinde devam ediyor, edecek. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması sırasında Türkiye Halkı'nı oluşturan tüm yurttaşlar, etnik, dini, mezhebi, ırki hiçbir ayırım gözetilmeksizin eşit haklardan yararlanacakları, kadın ve erkeğin önce insan olarak tanınacağı, temel bireysel hak ve özgürlüklerini doyasıya tadacakları ve bundan hiçbir nedenden ötürü ödün vermeyecekleri bir düzenin kurulmakta olmasının heyecanını yaşıyorlardı. Bu bütünlük ve beraberlik anlayışı içinde yurdun dört bir yanında kurtuluş mücadelesi vermişlerdi. Cumhuriyeti kuran kadroların ileri görüşlü vizyonları Türkiye Cumhuriyeti'ni kuruluşunun ilk yıllarından itibaren gerek çevresinde ve komşularının gözünde, gerek başka coğrafyalarda, gerekse tüm dünya halklarının bakışında örnek alınacak bir model haline getirmiştir. Sömürge düzenine baş kaldıran halkların, özellikle Afrika kıtasında yer alan ve bağımsızlık mücadelelerini vererek emperyalizmin kıskacından kurtulan toplumların hemen hepsi Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki fikir ve anlayışlarını tarihten gelen bu algı üzerine kurmuşlar, Atatürk'ü bu misyonuyla tanımış ve hayranlık duymuşlar, örnek almışlardır.
Cumhuriyet'in kuruluşunu hazırlayan faktörlerin ve gelişmelerin başında elbette Atatürk'ün kararlılığı gelmektedir. Bununla beraber, bu düzenin yerleştirilmesi için gereken koşulların hazırlanması aşamasında kaydedilen en önemli dönüm noktası Saltanat'ın kaldırılmasıdır. Kurtuluş Savaşı bittikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti savaş ertesi düzeni oluşturacak barış konferansına tek muhatap olarak davet edilmemişti. Aynı anda Istanbul'da Padişah'ın ve onun temsil ettiği Osmanlı Devleti'nin hükümeti de mevcudiyetini koruyor, dolayısıyla uluslararası toplum gözünde meşruiyet algısı tam olarak oluşamıyor, bu nedenle de her iki hükümetin bir arada muhatap olarak alınması yeğleniyordu. Bu ikilik elbette kasıtlı olarak kullanılabilir, iki taraf arasında belirebilecek görüş farklılıkları olması halinde Anadolu toprakları üzerinde Kurtuluş Mücadelesi'ni başarıyla sona erdirip yurdunu işgal kuvvetlerinden arındırmış bir halkın geleceği üzerinde çeşitli oyunlar oynanabilirdi. Nitekim, Anlaşma Devletleri Lozan'da düzenlenmesi öngörülen Barış Konferansı'na her iki hükümetin temsilcilerini aynı anda davet etmişlerdi. TBMM Hükümeti bu ikiliğin ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyordu. 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan TBMM Hükümeti'nin dayandığı ilke "Ulusal Egemenlik" ilkesiydi ve Istanbul'da temsil edilen "Saltanat" bu ilke ile düpedüz çelişiyordu. Tek meşru hükümet olabilmenin yolu da İstanbul'daki hükümetin bir bakıma hükümsüz hale getirilmesinden geçiyordu. Atatürk, saltanat ve halifeliği tek bir şahısta birleştiren İstanbul'daki iktidar yapısının değiştirilmesiyle TBMM hükümetinin Türkiye halkını temsil eden tek meşru muhatap haline gelebilmesini sağlamak amacıyla saltanat ve halifeliği birbirinden ayıran kanunun kabulü gerektiğini ısrarla savunmuştur ve bunu 1 Kasım 1922 tarihinde gerçekleştirmiştir. Bu gelişmenin ertesinde saltanat kaldırılmış, halifelik de İstanbul'dan ayrılarak İngiltere'ye sığınan Sultan Vahdettin'den alınıp Abdülmecid'e verilmiştir. Saltanatın kaldırılması hükümetin ve yürütmenin temsili bakımından ikiliği de ortadan kaldırmıştır.
Saltanatın kaldırılması sadece Cumhuriyet'in kuruluşunu hazırlamakla kalmamış, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en temel kuruluş ilkelerinden olan laiklik prensibinin de yerleşmesinde önemli bir adım oluşturmuştur. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayırılması anlayışının zeminini hazırlayan bu gelişme Cumhuriyet'in kurulmasından sonra halifeliğin de kaldırılmasıyla gerçek anlamını kazanmıştır.
Saltanat anlayışı mutlakiyetçi bir anlayışı temsil eder. Siyasi iktidarın tek bir otorite elinde ve tamamen onun kontrolünde yürütüleceği bir düzen üzerine kurulan bu anlayış bugünün çağdaş toplumlarında da pek ala hortlayabilir. Her ne kadar insanlık tarihinin, onun siyasi, ekonomik, toplumsal ve bireyin özgürlüklerini daima daha da geliştirerek ilerlemesi esası içinde evrimleşmesi insanların genel beklentisi olsa da, buna karşı çıkabilecek zihin yapıları ile karşılaşmak her zaman mümkündür. Günümüz çağdaş toplumlarının demokratikleşmelerinin önüne bir engel olarak çıkabilen bu zihin yapıları kendi anlayışlarını dikte eden bir düzeni kurabilmek için kıyasıya mücadele verirler ve temel hak ve özgürlükleri de bu mücadelelerinin önündeki en büyük engel olarak görürler. Susturulması gerekenlerin başında da ifade özgürlüğü gelir. 92 yıl önce bugün kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu anlayıştan uzaklaşmak ve bir daha da asla onun pençesine düşmemek için ortaya çıkmış bir projedir. Cumhuriyet'e inanan, güvenen ve onun paha biçilmez bir değeri olduğunu bilen nesiller bugün, yarın ve gelecekte de ona sahip çıkmaya devam edeceklerdir.
Bugün 29 Ekim, Cumhuriyetimiz'in kuruluşunun 92. yıldönümü. Kutlu olsun. Unutmayalım: 1 Kasım Saltanat'ın kaldırılışının 93. yıldönümüdür. Kutlu olsun. Nice yüz yıllara...