Brüksel'de terör ve Türkiye'nin Suriye politikası

Türkiye'nin Suriye sorunu ile ilgili olarak karşılaştığı tüm sorunların çözümü için akılcı politikalar izlemesi ve sonucu Brüksel'de değil bölgede araması gerekirdi.

Brüksel'deki terör saldırıları Avrupa Birliği'nin kalbinde yapılmış bir eylem olarak düşünülmeli. Yıllardır AB'nin tüm kurumlarına ev sahipliği yapan Brüksel aynı zamanda "Avrupa'nın Başkenti" olarak anılır. Dolayısıyla eylemin hedefleri arasında böyle bir boyut olduğunu hatırda tutmak gerek. 

Paris'te yapılan terör saldırısının faillerinden olan ya da faillerle ilişkileri olan birçok kişi Brüksel'de aranmaya başlanmıştı. Fransız polisi ile Belçika polisinin bu konuda aylardır yoğun bir çalışma içinde oldukları biliniyordu. Paris Katliamı'nın sorumlusu olarak aranan Abdülselam'ın nihayet Brüksel'de yakalanmasının ve hemen ertesinde bu terör eyleminin gerçekleşmesinin birbirine bağlı olmadıkları söylenemez. Esasen, Paris Katliamı'ndan sonra Brüksel haftalarca terör alarmı içinde yaşamıştı.

Belçika AB ülkeleri içinde yabancı nüfusu barındıranlar arasında en ön sıralarda geliyor. NATO, AB gibi önemli uluslararası kurum ve kuruluşların yerleşkelerinin bu kentte bulunmaları bu kozmopolit yapının unsurlarından biri. Ancak eski bir koloni geçmişine sahip Belçika'nın dünya ile olan ilişkileri başta Sahra altı Afrika ülkeleri olmak üzere birçok coğrafyadan gelen yabancılar için cazibe merkezi haline gelmesinde de rol oynar. Brüksel'in Schaarbek, Anderlecht gibi mahalleleri özellikle Afrika kökenli ve müslüman yabancıların yoğun yaşadıkları yerlerdir.

Belçika'nın tüm bu özellikleri sınırlarının oldukça geçişken olmasına da yol açmıştır. Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Almanya ve Fransa arasında Belçika'dan çıkış ve Belçika'ya giriş noktaları yıllardır neredeyse hiç kontrol olmaksızın birer "yeşil sınır" olarak anılırdı. Son zamanlarda, özellikle de Paris saldırılarından sonra bu konuda Belçika makamları biraz daha duyarlı davranmaya zorlanmışlardı. Ancak bu zorlanma son terör eylemlerini engelleyemedi. Kaldı ki, Belçika'nın, hatta başkent Brüksel'in içi de son saldırıların gösterdiği gibi pek ala terörist unsurların kolay kol gezebildikleri yerler olma özelliğine sahip. Bu durum Brüksel'i terör eylemlerine açık bir kent haline getirdiği gibi, ileride de getirme potansiyelini içinde barındırmakta. PKK, KONGRA-GEL, DHKP-C gibi örgütlerin de Türkiye'nin tüm serzenişlerine rağmen buralarda yıllardır barınabilmeleri Belçika'da neredeyse vurdumduymazlığa varan bir liberal anlayışın sonucudur. Merhum Özdemir Sabancı'ya yapılan suikastin faillerinden biri olarak aranan Fehriye Erdal'ın yıllarca Belçika'da saklandığı unutulmamalı.

Peki IŞİD Brüksel'deki eylemiyle ne amaçlamış olabilir? Herşeyden önce, eylemleri Abdülselam'ın yakalanmasına hızlı bir tepki olarak görmek mümkün. Yakalanmasaydı daha büyük ve sansasyonel bir eylemi hazırlamakta olduğundan kuşkulanılıyordu. Yakalanınca, son saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin de yakalanma endişesiyle bir an önce bir takım eylemler yapma güdülerinin Brüksel saldırılarının arka planını oluşturduğu söylenebilir.

Önemli olan bu saldırıların AB'yi nasıl etkileyeceğidir. Belçika bir süredir Irak'ta IŞİD hedeflerini bombalıyordu. Yakında uluslararası koalisyona katılarak Suriye'de de harekata destek vermeye hazırlanıyordu. IŞİD Belçika'yı bu davranışı nedeniyle caydırmaya yeltenmişse, bunun sonuç vermesini beklemek hayalcilik olur. Ancak Brüksel'in böyle bir terör eylemiyle karşı karşıya kalması Belçika'yı ve doğal olarak tüm AB'yi bir kez daha bazı konularda ciddi biçimde düşünmeye sevk edecektir.

Schengen uygulamaları Suriye'li mülteciler krizi nedeniyle bir süreden beri zaten ciddi bir tehdit altında. Bazı AB üyesi ülkeler kendi ulusal güvenlik önlemlerini almak suretiyle Schengen'i oldukça sınırlayan bir tutum izlemeye başladılar. Son terör eyleminin bu önlemleri artırması ve Avrupa içinde olduğu gibi Avrupa'ya dışarıdan seyahatlerin de giderek zorlaşması beklenir.

Öte yandan, tüm Avrupa sathında yabancı düşmanlığı ve özellikle Afrika kökenli, müslüman ülkelerden gelen yabancılara karşı yükselen bir tepki ve bu kişilerin bulundukları mahallelerde çok ciddi aramaların başlaması şaşırtıcı görülmemeli. Avrupa dışarıdan gelenlere daha çok kapanmaya hazırlanıyor. İçeride bulunan ve bu şekilde "yabancı" unsurlar olarak görülen çevrelere karşı da aşırı sağcı ve yabancı düşmanlığını körükleyen politikalarla prim yapmaya çalışan popülist siyasi partilerin ekmeğine yağ sürülmüş oluyor.

Son Brüksel bombalamaları bu yönüyle okunduğunda, Türkiye ile AB arasında varılan mutabakatın uygulanmasını da etkilemeye müsait olarak görülüyor. Haziran ayının sonunda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması için Türkiye'nin yerine getirmesi beklenen bir dizi koşul ve kriter mevcut. Bunların hayata geçirilmesinin oldukça zor olduğu zaten AB çevrelerinde dile getiriliyordu. Dolayısıyla, Türkiye bu kriterleri olağanüstü bir çaba göstererek karşılamayı başarabilse dahi vize serbestisinin başlatılmasını engelleyecek başka mazeretlerin ortaya çıkması ihtimali yüksektir.

Türkiye'nin Suriye sorunu ile ilgili olarak karşılaştığı tüm sorunların çözümü için akılcı politikalar izlemesi ve sonucu Brüksel'de değil bölgede araması gerekirdi. Türkiye AB ile olduğu kadar Rusya, İran ve Suriye ile bu sorunları birlikte çözme yollarını aramayı becerebilseydi belki ne bu kadar Suriye vatandaşı mülteci durumuna düşerdi, ne bu kadar Suriye'linin kanı dökülürdü. Bugün hala bu konuda geç kalınmış değil. Bu doğrultuda harekete geçmek ve çözüm üretmek için AB ile varılan mutabakatın engellerle karşılaşması da beklenmemeli.