'Çözüm Süreci'nin on temel prensibi üzerine...

Tony Blair "Çözüm Süreci"ni ve ülkesine barış getirme vaadini seçim kampanyasının hedeflerinden biri olarak belirlemiş, bu kararlılıkla 1 Mayıs 1997'de seçimleri kazanan İşçi Partisi'nin lideri olarak Birleşik Krallık'ın Başbakan'ı olmuştu. Bir yıl sonra da Hayırlı Cuma Anlaşması imzalandı. Türkiye'de ise Barış'a ulaşmaya az bir zaman kala, "Çözüm Süreci" 7 Haziran 2015 seçimlerine gidiliyor diye durduruldu. Türkiye'de Barış'ın adı yok!

10 Nisan 1998 tarihinde imzalanan ve "Hayırlı Cuma Anlaşması" ya da "Belfast Anlaşması" olarak bilinen tarihi uzlaşı 1968 yılından itibaren başlayan ve İrlanda Cumhuriyet Ordusu adını taşıyan IRA ile Birleşik Krallık güvenlik güçleri arasında yıllar boyu süren terör mücadelesini sona erdiren belgedir. Türkiye'de PKK terörüne karşı verilen mücadele sırasında çeşitli dönemlerde dünya üzerinde benzer sorunların yaşandığı ülkelerin deneyimlerine bakılmış, "acaba bizim karşı karşıya olduğumuz sorunun çözümü için bazı çıkarsamalar yapılabilir mi" arayışı içinde olunmuştur.

Terör yoluyla bazı hedeflere ulaşmak isteyen örgütlerin çoğu kullandıkları yöntem açısından birbirlerine benzerler. Ancak bu örgütleri ve terörü doğuran sebeplerin birbirlerine benzediklerini savunmak güçtür. Her ülkenin kendine özel siyasi, tarihi, sosyolojik, kültürel ve ekonomik koşulları kendi yaşadıkları sıkıntıların da diğerlerinden farklı nitelikte olmaları sonucunu doğurur. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin kendi "Çözüm Süreci" için bir model araması da yersiz bir çabadır. Zira, ister Kuzey İrlanda, ister Güney Afrika olsun, bu ülkelerde yaşanan sorunlar farklı nedenlerden kaynaklandığı gibi çözüm süreçleri de farklı biçimlerde gelişmiş, çözümler de farklı sonuçlar doğurmuştur. Ancak tümünün ortak yanı ülke için barış ve huzuru getirmeleri olmuştur. Barış samimiyetle istendiği takdirde ona ulaşılmasını kimse engelleyemez. Türkiye Halkı barışı gerçekten ve samimiyetle istemektedir. Terörün ve akan kanın tahammül edilecek bir yanı kalmamıştır ve bu konuda sorumluluk sahibi olan her bireyin barışı istediğini haykırması gerekir.

 

IRA ile barışın sağlanmasına ilişkin süreci ve bu konudaki gelişmeleri Birleşik Krallık'ın eski Başbakanı Tony Blair anılarını yazdığı "Bir Yolculuk (A Journey)" adlı kitapta ayrıntılı olarak anlatır. Blair kitabında her sorunun kökenleri, gelişimi ve çözüme yönelik süreçleri bakımından farklılıkları olduğunu teslim ediyor. Bununla birlikte, kişisel deneyiminden hareketle "genel geçer" olarak tanımlanabilecek bazı "temel prensipler"in olduğunu da vurguluyor ve onları sıralıyor. Blair'e göre on temel prensip şöyle:

 

1. Çerçeve: Herhangi bir "Çatışma Çözümü" çabasının temelinde taraflar arasında üzerinde mutabakata varılmış prensiplerden oluşan bir çerçeve bulunmalıdır. Mesele nedir? Ne hedefleniyor? Neye ulaşmaya çalışılıyor? Bunların daha en baştan belirlenmesi önemlidir.

 

2. Kararlılık: Çözüme ilerlemek için meseleye dört elle sarılınmalı ve tüm dikkatler buna odaklanmalıdır. Saatler, günler, haftalar, aylar... Bıkmadan, usanmadan ve çaresizlik içinde umutsuzluğa düşmeden çözüm arayışı sürdürülmelidir.

 

3. Esneklik: Çatışma Çözümü çabalarında bazen küçük ve önemsiz görülen ayrıntılar büyük ve önemli sonuçlar doğurabilir. Bunlara dikkat etmek gerekir. Bu sadece ayrıntıya ya da meseleye sıkı sıkıya sarılmak anlamına gelmemelidir. Bazen bir taraf için "olmazsa olmaz" addedilen bir unsur, karşı tarafın "olmazsa olmaz"ı için bir kenara bırakılabilmelidir.

 

4. Yaratıcılık: Çözüm süreci içinde çeşitli safhalarda tıkanıklıklarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Bu tıkanıklıkların aşılması için mutlaka sürekli bir yaratıcılık ve alışılmış parametrelerin dışında düşünebilme alışkanlığı geliştirilebilmelidir.

 

5. Üçüncü tarafın kolaylaştırıcılığı: Uyuşmazlık tarafların kendilerine bırakıldığı takdirde çözüme ulaşılması güçtür. Zaten aralarında görüşmekle sorunu çözebilecek olsalardı çoktan çözerlerdi. Dolayısıyla, yardıma ihtiyaçları vardır. Bu "Üçüncü Taraf" yardımı bazen tarafların ilerleme sağlamakta zorlandıkları durumlarda birden bire bir açılım sağlanmasına yardımcı olabilir, sürecin kopmasını engelleyebilir.

 

6. Süreç: Taraflar çözüme ulaşmak için birlikte bir yolculuk içinde olduklarını kabul etmelidirler. Her taraf için kendi açısından geçmişi unutmak ve bunu içine sindirebilmek güçtür. Bir uyuşmazlık sadece şiddet yöntemiyle gelişen bir anlaşmazlık olarak görülmemelidir. Geçmişi, kendine özgü alışkanlıkları, gelenekleri, doktrini ve belli ritüelleri vardır. Bu haliyle adeta aklı ve ruhu olan bir canlı gibidir. Bütün bunları değiştirmek ve bu değişikliği de hazmedebilmek ancak meseleyi bir süreç olarak görmekle, gelişmeyi, evrimleşmeyi ve olgunlaşmayı benimsemekle mümkün olabilir.

 

7. Yılmamak: Barışa giden yolda karşılaşılan en büyük engellerden biri sürecin çatışmanın devamından yana olanlar tarafından bozulmasıdır. Bu tür bozguncuların oyunlarına gelmemek, yılmamak ve sürece olan inancı yitirmemek gerekir. IRA'nın en büyük terör saldırılarından biri Hayırlı Cuma Anlaşması imzalandıktan dört ay sonra, 15 Ağustos 1998'de gerçekleşmişti. Bununla beraber, o saldırı da son olmuştu.

 

8. Liderlik: Her barış süreci bir takım siyasi riskleri de beraberinde getirir. Gerçek liderlik bu riskleri göğüsleyebilecek siyasi cesaretin hatta kişisel cesaretin gösterildiği durumlarda ortaya çıkar.

 

9. Çevre koşulları: Dış etkenler barış sürecinin aleyhine değil lehine gelişmeli, geliştirilmelidir. Çevre, süreci olumsuz etkileyen ve engelleyen koşullardan arındırılmalı, barış süreci sadece kendi içinde değil, çevreyi sarmalayan tüm koşullarla birlikte değerlendirilmeli ve o şekilde sürdürülmelidir.


10. Durmamak:
Basit fakat gerekli unsurlardan biri de süreci durdurmamak, diyaloğu koparmamaktır. Bu sadece meselenin çözümüne sahip çıkmak olarak değil, "yenilgiyi reddetmek" olarak da algılanmalıdır. Açıkçası, sorunu çözemediğini düşünmek değil, çözene kadar uğraşmak, süreci durdurmadan nihai hedefe varana dek çalışmak gerekir. Bir barış süreci durmaz, durmamalıdır. Ya ileri gider, ya geri gider. Başkalarının en inanmadığı anlarda dahi çözüme inanmaya devam etmek en büyük farkı yaratır.

 

Tony Blair "Çözüm Süreci"ni ve ülkesine barış getirme vaadini seçim kampanyasının hedeflerinden biri olarak belirlemiş, bu kararlılıkla 1 Mayıs 1997'de seçimleri kazanan İşçi Partisi'nin lideri olarak Birleşik Krallık'ın Başbakan'ı olmuştu. Bir yıl sonra da Hayırlı Cuma Anlaşması imzalandı. Türkiye'de ise Barış'a ulaşmaya az bir zaman kala, "Çözüm Süreci" 7 Haziran 2015 seçimlerine gidiliyor diye durduruldu. Türkiye'de Barış'ın adı yok!