Ey G19, hoşgeldiniz!

Son yıllarda yabancı konuklar Türkiye tarafından seslenme edatıyla karşılanmayı o kadar kanıksadılar ki, neredeyse bunu artık geleneksel Türk misafirperverliğinin yeni özelliği sanıyorlar.

Türkiye bir yıldır sürdürdüğü G20 dönem başkanlığının sonunda nihayet ev sahibi olarak Zirve toplantısını düzenleme aşamasına da salimen ulaştı. Bu hafta sonu başlayacak olan Zirve Antalya'da dünya liderlerini bir araya getirecek ve dünyanın belli başlı ekonomik konuları ile ilgili geleceğe yönelik düşünce ve politikaların ele alınmasını sağlayacak.

G20 dünyanın önde gelen en büyük ekonomilerinden olan 19 ülke ile Avrupa Birliği'ni bir araya getiren bir oluşum. Çalışmalarını da dünyanın ekonomik gelişimi ile ilgili konulara ayırıyor. Türkiye kendi G20 dönem başkanlığı içindeki öncelikli hedeflerini belirlerken çok vizyoner bir yaklaşım içinde oldu. Bu öncelikler Kapsayıcılık, Uygulama ve Yatırım olarak tanımlandı. Her üç kelime de İngilizce'de "i" harfiyle başladığı için Türkiye bu önceliklerini "Üç İ" politikası şeklinde formüle etti. Biz buna Türkçe'de kısaca"KUY" diyelim.

Kapsayıcılık kavramına Türkiye hem ulusal hem uluslararası bağlamda yaklaşıyor. Ulusal planda büyüme ve refahın toplumun her kesimi tarafından yararlanılacak şekilde paylaşılması hedefleniyor. Dolayısıyla hükümet politikalarının da bunu sağlayacak şekilde yapılmasının gerekliliği vurgulanıyor. Uluslararası planda ise G20 ülkelerinin alacakları kararların G20 üyesi olmayan ülkelere de yarar verecek şekilde planlanmasının, böylelikle küresel diyalogun daha olumlu şekilde gelişmesine katkı sağlanmasının altı çiziliyor. Bu çerçevede Düşük Gelirli Gelişmekte Olan Ülkeler'e vurgu yapılıyor, özellikle de Sahra-altı Afrika Ülkeleri'nin karşı karşıya oldukları zorluklara dikkat çekiliyor.

Uygulama kavramı da Türkiye'nin öncelikleri arasında yer alıyor. Planlama yapmak kolay ancak yapılan planların uygulanması büyük önem taşıyor. İyi uygulama hem G20'nin inanılırlığı ve güvenilirliği bakımından, hem küresel ekonominin gelişimi bakımından önemseniyor. Dolayısıyla, uygulamanın başarılı olabilmesi için de verilen sözlerin ve üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi için iyi bir hesap verilebilirlik mekanizması üzerinde duruluyor. Uygulamanın önemi vurgulanırken de özellikle "Yolsuzlukla Mücadele Eylem Planı", "Enerji Etkinliği" ve "Kadının İş Hayatına Katılımı" konularında adımlar atılmasının gerekliliğine dikkat çekiliyor.

Türkiye'nin üç önceliği arasında Yatırım kavramı özellikle önemli bir yer tutuyor zira G20 ülkelerinin neredeyse tamamı yüksek miktarda ve daha nitelikli yatırımların yaygınlaştırılmasının küresel büyüme ve yeni iş olanakları yaratılmasına önemli katkı sağlayacağı görüşünde. Türkiye bu maksatla üye ülkelerin somut ve yüksek hedefli "ulusal yatırım stratejileri" hazırlamaları gerektiğine işaret ediyor. Bu ulusal yatırım stratejileri Kamu-Özel Sektör Ortaklığını güçlendirecek, Küçük ve Orta Boy İşletmeler'in kredi kaynaklarına ulaşımını kolaylaştıracak ve kamu yatırımlarının daha etkin kullanımına olanak sağlayacak, özellikle de altyapı yatırımları için kaynak güvencesine dayalı bir kredilendirme yönteminin önünü açacak.

Türkiye'nin dönem başkanlığı sırasında G20'de birçok "ilk"e de imza atıldı. Bunların başında 1-2 Ekim tarihlerinde ilk kez Istanbul'da yapılan Enerji Bakanları toplantısı geliyor. İlk kez yapılan toplantılardan biri de 7-8 Ekim tarihlerindeki W20, yani G20 ülkeleri Kadınlar Toplantısı. Bunların tümü önemli iz bırakacak atılımlar. Ancak Türkiye'nin G20'ye bu yıl getirdiği en önemli yenilik bu forumun şimdiye dek ele almamak için direnç gösterdiği siyasi konular. Türkiye'nin dönem başkanlığına kadar G20 gündemini salt ekonomik konularla sınırlamış ve bu açıdan yeniliklere hep kapalı olmuştu. G20'nin bu politikasını değiştiren Türkiye bu yıl ilk gece verilecek olan Akşam Yemeği'nin tartışma konusu olarak "Suriye'deki kriz ve mülteciler sorunu"nu önerdi ve bu öneri kabul gördü. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan aralarında Putin ve Obama'nın da bulunduğu dünya liderlerinin bu konuyu tartıştıkları yemeğe ev sahipliği, tartışmaya da moderatörlük yapacak. Suriye konusunun ve mülteciler sorununun G20 gündemine alınması önemli.

Türkiye'nin G20 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacağı hafta sonunun birkaç gün öncesine denk gelen bir gelişme elbette çok dikkat çekti. AB uzun süredir ertelemekte olduğu ilerleme raporu'nu bu haftanın başlarında açıkladı. Rapor incelendiğinde ertelemenin de maksadı anlaşıldı. Türkiye-AB ilişkileri güllük gülistanlık bir ortam içinde ilerlemiyor, ilerlemediği gibi aksine geriliyor. Zira raporun içinde Türkiye'nin son birkaç yılda demokratik hak ve özgürlükler, internet kullanımı, ifade özgürlüğü, yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayırımı, hakim ve savcılara adil olmayan davranışlar, medya üzerinde yoğun bir baskı oluşturulması, yolsuzlukla mücadele, iş dünyasına karşı adil olmayan ayırımcı davranışlar ve nefret söylemi gibi konularda ve daha birçok alanda geriye giden, AB ile de uyumlu olmayan gelişmelerin tespit edildiği dikkate getiriliyor. Eh, G20 üyelerinin biri AB, üye devletlerden de dördü AB üyesi olunca bu ülkeler Zirve için Türkiye'ye neden gittiklerine dair kamuoylarında bir soruyla karşılaştıkları takdirde kendilerini savunmak için Türkiye'nin "hal ve gidişi"nin farkında olduklarını belirtmek maksadıyla AB İlerleme Raporu'nu da G20 Zirvesi'ne yaklaşınca açıkladılar. Türkiye'nin belki ekonomik verileri gerek AB gerek G20 açısından henüz hala kaygı verici bir noktaya gerilemiş olmayabilir ama bazı ilke ve prensipler açısından bakıldığında bu iki oluşumda yer alabilmek veya yerini sürdürülebilir kılmak için daha çok ev ödevi yapılması gerektiği açıkça görülüyor.

Gerçekten de özellikle ulusal kapsayıcılık bakımından Türkiye'nin G20 için kendi belirlediği önceliklerle ciddi bakımdan çelişen uygulamaları son haftalarda sadece iç değil dış kamuoyunun da dikkatlerini çekti ve eleştiri odağı haline geldi. İş dünyasında yaşanan ayırımcılık, bazı şirketlere ve medya kuruluşlarına el koyulması bu eleştirilerin başlıca nedeni oldu. Bu da Zirve'nin görünürde kolay ama kapalı kapılar ardında ve ikili görüşmeler bağlamında oldukça çetin geçeceğinin işaretlerini veriyor.

Son yıllarda yabancı konuklar Türkiye tarafından seslenme edatıyla karşılanmayı o kadar kanıksadılar ki, neredeyse bunu artık geleneksel Türk misafirperverliğinin yeni özelliği sanıyorlar. Bununla birlikte dünya liderleri özellikle Suriye konusunda kendilerine ders verilmesinden pek hoşlanmıyorlar. Bu defa bu yeni misafirperverlik tarzıyla karşılanmamalarını umalım. Umalım ki Türkiye Ortadoğu ile ilgili politika oluşumlarından daha da fazla dışlanmasın.