Güvenilir misiniz?

Güvenilirlik olmayınca verilen vaatler de güven uyandırmaz. "Madem yapabilecektin, neden vaktiyle yapmadın?" sorusu en meşru soru haline gelir.

2015 yılının son çeyreğine girdik. Tüm dünyada 2016’nın gündeminde hangi konuların öncelikli olarak yer alacağına ilişkin tahmin ve değerlendirmeler yapılmaya başlandı. Türkiye ise 2015 yılını maalesef mirasyedi gibi harcadı. Bu da 2016 yılına ilişkin gündemin belirsizliklerle dolu bir çığ gibi üzerimize doğru yuvarlanmaya başlamasına yol açtı. Türkiye gibi bölgesinde önemli bir aktör olan, bir yandan da yakın havzasındaki önemli dış politika sorunlarının çözümüne katkı yapmayı hedefleyen bir ülkenin kendini bu şekilde zora sokması ve her bakımdan sıkıştırması hiç iyi değil. Bu durum Türkiye insanının karamsarlaşmasına ve 2016 yılının aydınlık bir gelecek getirmeyeceği inancının artmasına yol açıyor. Sadece Türkiye insanının mı? Komşu ülkelerde de Türkiye ile ilgili umut ve beklentilerin yeniden şekillendirilmesi sonucu doğuyor. Türkiye artık bölgesindeki istikrarın teminatı olma ve bunun verdiği güvenle komşularının gözünde bir ilham kaynağı olma özelliğini yitiriyor. İlham kaynağı olma özelliğini yitiren bir ülke uluslararası ilişkilerin en önemli unsuru olan “güvenilirlik” ögesini de yitirir. Türkiye kendi içinde kendi halkının gözünde kaybetmeye başladığı güvenilirliğini artık uluslararası planda da kaybetmeye başlamıştır.  

1 Kasım seçimlerinin Türkiye’deki mevcut siyasi görüntüyü ve parlamento aritmetiğini çok fazla değiştirmeyeceği kanaati hem kamuoyu araştırmaları sonuçlarında beliren tablolarda hem kamuoyu vicdanında artık iyice yerleşmeye başladı. Peki, seçimlerden sonra, şayet kurulabilirse, yeni hükümet nasıl bir gündemle karşı karşıya kalacak? Bu konuda farklı değerlendirmeler olabilir. Bu köşeden görüldüğü kadarıyla, 2016 yılının Türkiye’si birbiriyle bağlantılı başlıca üç konu üzerine odaklanmak durumunda kalacaktır: Terörle mücadele, toplumsal barış, dış politika.

Kamuoyu anketleri 7 Haziran seçimleri öncesinde Türkiye’nin en önemli sorunları arasında ekonomik durum, geçim zorluğu, hayat pahalılığı ve işsizlik gibi bir paketin ağırlıklı olarak öne çıktığı sonucunu gösteriyordu. Terör Türkiye’nin gündemindeki sorunlar sıralamasında ilk beş arasında yer alıyordu. Anketlerde ayrıntılara girilerek terör başlığına biraz daha açıklık kazandırılmasına çalışıldığında, verilen yanıtlar bu sorunun salt PKK terörü olarak algılanmadığına, yakın çevremizdeki IŞİD terörünün de Türkiye halkının gündeminde önemli sorunlardan biri olarak görülmeye başladığına  işaret ediyordu. 1 Kasım seçimlerine doğru gidilen dönemdeki anket sonuçları ise artık Türkiye’nin en önemli sorunları sıralamasında terörün bir numaraya yerleştiğini göstermektedir. 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde başlayan ve 8 Haziran’dan itibaren adeta sihirli bir el tarafından bir düğmeye basılmış gibi ivme kazanan terör eylemleri nihayet 10 Ekim tarihinde yaşanan tarihimizin en kanlı terör saldırısıyla doruk noktasına erişti. Bu durumun ortadan kalkması ve ülkenin yeniden istikrarlı, sükunet içindeki bir ortama kavuşturulması için güçlü bir tek parti çoğunluk hükümetine ihtiyaç olduğu safsatasına artık kimse inanmıyor. Üstelik, buna inanılmadığı gibi, artık terörün de 13 yıldır iktidara kene gibi yapışan bir anlayışın yarattığı ortamın sonucu olduğu, 10 Ekim’de yaşanan Ankara Katliamı’nın sebebinin de pişkin bir vurdumduymazlıkla yaratılan güvenlik ve istihbarat zaafiyeti olduğu inancı giderek yaygınlaşıyor. Bu inanç çok ciddi bir güvenilirlik sorunudur.

İkinci önemli mesele toplumsal barıştır. Türkiye halkı artık kendi içinde artan biçimde etnik, milli, mezhebi, dini ve ırki ayırımcılık söylemleriyle öfkelendiriliyor, kutuplaştırılıyor ve bölünüyor. Türkiye’nin böyle bir ayrışmaya sürüklenmesinin önündeki en önemli engeli 2013 yılından beri özenli bir şekilde sürdürülen barış ve diyalog süreci oluşturuyordu. Bu süreç 7 Haziran seçimleri öncesinde siyasi hesaplar nedeniyle akamete uğratılınca ipler koptu. Süreç zaten ince bir pamuk ipliğine bağlı biçimde ilerliyor, diyalog içinde bulunan taraflar arasında henüz karşılıklı güvenin oluşmuş olmamasına rağmen, bu güveni oluşturacak bir çabanın gösterilmesi dahi önemli bir kazanç olarak görülüyordu. Güven daha oluşamadan kayboldu gitti. Daha da önemlisi, diyaloğun ve sürecin akamete uğramasının başlıca sorumlusunun mevcut iktidar olduğu algısının toplumda iyice yerleşmesi meseleyi bir güvenilirlik sorununa dönüştürdü.

Üçüncü mesele yukarıdaki her iki sorunun da doğrudan bağlantılı olduğu, hatta bu sorunların ülke gündeminde bu denli üst sıralara yerleşmesinin de başlıca nedeni olan ideolojik dış politika uygulamalarıdır. Türkiye’nin bölgesinde taraf tutan, sorunların çözümü için belli aktörleri kayıran, bu davranışıyla da samimi bir arabulucu ya da kolaylaştırıcı için en temel koşullardan biri olan tarafsızlık ilkesinden iyice uzaklaşan bir ülke olarak algılanmaya başlaması işte bu ideolojik dış politika uygulamaları sonucunda ortaya çıkmıştır. İdeolojik dış politika tarafsız olamaz. Tarafsızlık ilkesinden uzak bir dış politika uygulaması da ciddi bir güvenilirlik sorunu oluşturur. Bugün Türkiye’nin dış politikası da güvenilirlik bunalımı içindedir. Yakın komşuları açısından olduğu kadar, başta ABD olmak üzere birçok müttefiki açısından da Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en önemli dış politika sorunu budur.

Güvenilirlik olmayınca verilen vaatler de güven uyandırmaz. “Madem yapabilecektin, neden vaktiyle yapmadın?” sorusu en meşru soru haline gelir. Türkiye halkı artık güvenilirlik katsayısı yüksek bir iktidara ihtiyaç duymaktadır. Zira, iktidarın güvenilirlik zaafiyeti artık devletin güvenilirliğinden kuşku duyulmasına yol açmaktadır. Oysa devlet ile vatandaşları arasındaki sosyal kontratın en önemli ögesini vatandaşın devletine olan güven duygusu oluşturmaktadır. Hükümetler bu sosyal kontratın uygulayıcısıdırlar. Dolayısıyla, 1 Kasım seçimlerinden sonra kurulacak olan yeni hükümetin de öncelikle birbiriyle doğrudan bağlantılı olan terörle mücadele, toplumsal barış ve dış politika konularında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenilirliğini yeniden artıracak bir hükümet olması beklenmektedir.