Hangi Suriye?

Kimse Suriye'nin geleceğini "butik devlet" anlayışına göre kurgulamamalıdır. Suriye bir AVM değildir ve içinde "butik"ler kurulması kimsenin hayali olmamalıdır.

Suriye Savaşları'nda yeni bir safhaya girildi. Rusya'nın müdahalesi ve sahada ağırlığını koyması herhalde sadece Suriye'nin değil Ortadoğu'nun da geleceğini şekillendirecek bir dizi gelişmenin başlangıcı olacak gibi görülüyor. Rusya Suriye'de meşru muhatap olarak kabul ettiği Esad yönetimi ile birlikte, İran, Hizbullah ve Irak'ın katıldığı bir ittifakı oluşturmuş durumda. Reuters'de dün yer alan bir haber bu ittifakın aslında hiç de öyle birkaç gün ya da birkaç hafta önce oluşmadığını, Temmuz ayında İran Devrim Muhafızları'nın elit kuvvetleri olan Kuds Gücü'nün komutanı Süleymani'nin Moskova'yı ziyareti sırasında tezgahlandığını ortaya koyuyor. Esad rejiminin Suriye'deki muhalif güçler tarafından iyice sıkıştırılmaya başlaması üzerine Şam'daki müttefikinin zor durumda olduğunu gören İran, sahadaki durumu yeniden Şam lehine değiştirmek için Rusya'nın hava desteğine ihtiyaç duyulduğunu anlatarak Rusya'yı bu konuda elini taşın altına sokmaya ikna ediyor. Rusya  kırk yıllık müttefiki Suriye'yi yalnız bırakmamak konusunda ikna edilmeye zaten hazır. Bu ittifak Şam rejimini ayakta tutmazsa Rusya'nın Doğu Akdeniz'deki üssü Tartüs'ün de geleceği tehlikeye girecek, dengeler Rusya'nın istemediği bir şekilde değişecek. Bu nedenledir ki, son bir haftadır Rusya Suriye'de hava kontrolünü sağlamaya yönelik bir hamle içinde. IŞİD ile mücadele adı altında Suriye muhalefetini oluşturan değişik unsurlar da Rus uçaklarının hedefi haline geliyor, böylece Şam rejimine nefes almak için fırsat yaratılıyor, sahada oluşan bu durumu da İran, Hizbullah ve Esad ordusu değerlendirerek kendi konumlarını güçlendiriyorlar. 

Bu durum Ankara'nın planlarını bozdu. Ankara'da hesaplar kısa vadede Şam rejimine muhalif olan güçlerin sahada kontrolü sağladıkları alanların genişletilmesine, böylelikle Esad'ın sıkışmasına, masaya geldiği takdirde zayıf bir konumda olmasına, dolayısıyla masaya hiç gelmemesine, kısaca Suriye'de "Esad'sız bir geçiş süreci sonunda kurulacak olan Esad'sız Suriye"nin temelini oluşturacak bir kurguya dayandırılıyordu. Türkiye ile Rusya Suriye sorununa farklı bakıyorlardı. Şimdi Suriye sahasında Türkiye ile Rusya soruna farklı bakmakla kalmayıp aynı zamanda farklı tarafları da destekleyen, dolayısıyla birbirleriyle karşı karşıya gelen bir durumdadırlar. 

Türkiye-Rusya ilişkileri çok uzun bir geçmişe dayanır. Osmanlı İmparatorluğu ile Çarlık Rusya'sı komşu olduğumuz coğrafyada güç mücadelesi içinde oldukları dönemde birbirleriyle defalarca savaşmışlar, bu savaşlardan edindikleri tecrübeyle birbirlerini iyi tanımışlar, karşılıklı olarak birbirlerine saygı duymayı öğrenmişlerdir. Her iki ülkede de imparatorluk ardılı çağdaş devletler yirminci yüzyılın başlarında Birinci Dünya Savaşı sıralarında oluşmuş ve kurulmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında beliren çift-kutuplu dünya sisteminin iki önemli askeri-siyasi ittifakı olan NATO ve Varşova Paktı, Türkiye ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni (SSCB) birbirleriyle komşu yapmış, bu komşuluk ilişkileri Soğuk Savaş döneminde önemli sınamalar geçirmiştir. Türkiye, bir NATO üyesi olarak, SSCB ile belki de en dengeli ilişkileri yürüten devlet olmuş, Türkiye ve Rusya halkları düşmanlık geliştirmemişler, tarihten gelen tanışıklık ve birbirlerine olan karşılıklı saygı temelinde Soğuk Savaş dönemini olabildiğince yapıcı bir anlayışa dayalı olarak geçirmişlerdir. Türkiye'nin 1960'lı yılların sonundan itibaren başlayan sanayileşme hamlelerinde de SSCB'nin önemli bir yeri olmuştur. 

Bu anlayış SSCB'nin yıkılmasından sonra yeni bir sınama geçirmiştir. Türkiye yeni bağımsızlığını kazanan Sovyet ardılı Türk Dili Konuşan Ülke halklarıyla yakınlaşmasını sürdürürken Rusya ile herhangi bir rekabet içinde olmadığını ve bu coğrafyada dostluk temeline dayalı yapıcı işbirliğine hazır olduğunu anlatabildiği ölçüde Rusya tarafından anlayışla karşılanmıştır. Türkiye-Rusya ilişkileri, Rusya Federasyonu'nun kendi içinde karşı karşıya olduğu ayrılıkçı hareketlerin de etkisinde kalmış, Türkiye Kuzey Kafkasya'da, özellikle de Çeçenistan'da Rusya'nın toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir faaliyeti destekleyen politikalar izlemediğini Rusya'ya anlatabildiği ölçüde Rusya'nın güvenini kazanmıştır. Güven tüm devletler arası ilişkilerde olduğu gibi Türkiye-Rusya ilişkilerinin de en temel unsurudur. 

Görülen o ki, şimdi Türkiye-Rusya ilişkileri yeni bir sınamadan geçiyor. İki tarafın da dikkatli olmalarını gerektiren, anlamsız ithamlardan soyutlanmış, basına verilen ve daha çok iç politikaya yönelik olduğu kuşku götürmeyen hamasi demeçlerden arındırılmış, hatta basın üzerinden hiçbir şekilde mesaj verilmesine fırsat tanımayan bir anlayışa dayalı olması gereken bir sınav bu. Rusya'ya "ben bunları söylüyorum ama sen alınma, merak etme" demek de mümkün değildir. Zira, Rusya'da da aynı Türkiye'deki gibi alınganlık katsayısı yüksek olan güçlü bir duygusallık vardır ve bu da söylenenleri abartarak algılama sonucunu doğurur. Rusya ile Türkiye Suriye'de farklı düşünseler de, ileride Suriye ve etrafında belirecek yeni siyasi coğrafya bu iki ülkeyi bir vekalet komşusu haline getirecek gibi görünse de, bu gelişmelerin hiçbiri Türkiye ile Rusya arasındaki tarihten gelen ve ileriye doğru da her zaman o birikimin yarattığı deneyime dayalı olarak gelişecek olan ilişkileri zedelememelidir. 

Peki, bu durumda ne yapılmalıdır? Bu iki ülkenin ikili ilişkileriyle en uyumlu davranış biçimi "konuşmak"tır. Kim kimle konuşacak? Herşeyden önce artık savaş uçaklarımız birbirine bu kadar "yakın" uçacaklarsa tabii ki askeri düzeyde konuşmak ve bu beraberliğin bir yanlış anlamaya ve kazaya sebebiyet vermesini önleyecek her türlü tedbiri almak gerekir. "Türkiye NATO üyesidir, Rusya NATO'yu karşısına almaya cesaret edemez" düşüncesi kadar "NATO Rusya'yı karşısına alamaz, Türkiye de bir Rus uçağını hedef alamaz" düşüncesi de aynı derecede sığ, yanlış ve rasyonel olmayan hayalci varsayımlardır. Uluslararası krizlerin ve tırmanan gerginliklerin hayalci davranışlardan kaynaklandığının en gerçekçi tanığı tarihtir. 

Öte yandan, kimse Suriye'nin geleceğini "butik devlet" anlayışına göre kurgulamamalıdır. Suriye bir AVM değildir ve içinde "butik"ler kurulması kimsenin hayali olmamalıdır. Ne Rusya'nın desteklediği bir "Esad butik devleti", ne Türkiye'de bazı çevrelerin hayal ettiği "Sünni butik Suriye" bu ülkenin perişan halkının kaderi olmalıdır. Suriye'nin geleceği bugünkü Şam rejimi kadar muhalefetteki tüm unsurların da yönetimi birlikte paylaştıkları bir model üzerine kurgulanmalıdır. Bölünmüş bir Suriye sadece kendi halkını değil Rusya'yı ve Türkiye'yi de Doğu Akdeniz'in tuzlu sularına gömer.